Semih Kaplanoğlu: Bence Sinema Bir Zaman Sanatıdır

21 Temmuz Cumartesi akşamı “İnsanlık Hali” programına konuk olan Semih Kaplanoğlu, sinema sanatının inceliklerine dair önemli tespitler yaptı. Sinemanın bir ‘zaman sanatı’ olduğunu vurgulayan usta yönetmene göre, bir filmin sanat eseri olup olmadığını, yönetmeninin metafizik meseleler karşısındaki duruşu belirler.

Semih Kaplanoğlu: Bence Sinema Bir Zaman Sanatıdır

Takip edenlerin malumudur, TRT Haber ekranlarında Cumartesi akşamları yayınlanan “İnsanlık Hali” programı her hafta ağırladığı birbirinden kıymetli konuklarıyla keyifli dakikalar yaşatıyor izleyenlerine. Şubat 2018’de başlayan programın möderatörlüğünü Seval Çöpür üstlenmiş. Her hafta ağırlanan kıymetli isimlere, Kemal Sayar ve Erol Göka’nın ufuk açan yorumları eşlik ediyor. Yaklaşık iki saat süren program; günümüz insanının sorunlarına ve güncel tartışmalara yönelik keyifli bir sohbet havasında sizi sarıp sarmalıyor.

21 Temmuz Cumartesi akşamı “İnsanlık Hali” programının misafiri usta yönetmen Semih Kaplanoğlu’ydu. Sanat ve insan bağlamında önemli konulara temas edildi program boyunca. Sanat nedir; günümüz insanı için neye karşılık gelir; sinema bir sanat eseri midir; bir filmin sanat eseri olması için hangi özellikleri taşıması gerekir vb. sorular etrafında öğretici ve aydınlatıcı bir tecrübe yaşadık programı izlerken.

Bunların arasında Semih Kaplanoğlu’nun “sinema ne tür bir sanattır” sorusundan hareketle yaptığı tarif oldukça ilginçti. Önemine binaen paylaşmak istedim. Sinemanın insanla kurduğu ilişki ve onun duygularına hitap edebildiği ölçüde kıymetli olduğunu vurgulayan Kaplanoğlu’na göre, bir şeyin sanat olup olmadığı kullandığı materyalleri nasıl ele aldığıyla alakalı bir mesele.

Bu noktada usta yönetmen, “Sinema bir görsel veya işitsel sanat mıdır?” sorunu sorarak, bu suali şu şekilde cevapladı: “Bence değildir. Bence sinema bir zaman sanatıdır. Bir zaman inşa etme sanatıdır. Bunu görüntülerle ve sesle yapar. Size 90 dakikalık, 100 dakikalık, 150 dakikalık ya da 2 dakikalık bir zaman parçası üzerinden seslenir. Aslında siz orda yönetmenin kurguladığı bir zamanla muhatap olursunuz. O zamanın içine girersiniz.

Kaplanoğlu’na göre, her yönetmen yaptığı filmleri, kendi kültür ve medeniyetinin zaman algısı üzerine inşa etmektedir. Bu yüzden insanlar bir Japon, Hint, Türk, Avrupa veya Amerikan filmi izlediğinde o medeniyetlerin zaman algısıyla muhatap olurlar. Popüler sinema da yine zaman algısı üzerinden kitleleri peşinden sürükler. Bunu zamanı parçalayarak, bölerek ve hızlandırarak yapar. Bu parçalanmış zaman algısı üzerinden bugünkü dünya düzeninin vaat ettiği hız, haz, şiddet ve cinsellik konularında insan nefsinin uçlarda gezinmesine yol açacak telkinlerde bulunur.

Bir yönetmeni farklılaştıran metafizik meselelere bakışıdır

Usta yönetmene göre, yapılan filmin bir sanat eseri olup olmadığını da yönetmenin tam bu noktada takındığı tavır belirliyor. Yönetmenin niyeti ve ahlaki sorumluluğu, ortaya koyduğu eserin bir sanat eseri olup olmadığını ayrıştıran mihenk taşı onun kanaatince. Yönetmenin amacı daha fazla seyirciye ulaşıp para kazanmak mı, yoksa insanın metafizik meselelerine ayna tutmak mı? Kilit noktası burası. Bir filmin sanat eseri olma imkânı kesinlikle, yönetmenin taşıdığı ahlaki sorumlulukla doğru orantılı usta yönetmenimizin söylediklerinden anladığımız kadarıyla.

Yönetmenin takınacağı bu tavır ona ayrıca özgün eserler verme imkânı da sunuyor. Ona göre buna verilebilecek en iyi misallerden biri Ingmar Bergman. Çünkü o, “Çağımızın metafizik anlamda insan ruhu üzerine çalışmış ve bunun sinemadaki karşılığını aramış önemli yönetmenlerden bir tanesi.” Bergman’ı özgün yapan şey, İskandinav kültürünün zaman algısı üzerinden “insanın varlıkla ilişkisini ve o ilişkinin kesilmesinin insan ruhunda yarattığı boşluğu ve o boşluğun tezahürlerini” sinemaya yansıtmasıdır.

Yine bir başka örnek de Japon yönetmen Yasujiro Ozu. Ozu, Zen Budizminden beslenen Japon kültüründen hareketle, içinde yaşadığı toplumun 2. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında yaşadığı değişimin sancılarına ışık tutar filmlerinde. İnsanların, modernleşen Japon toplumunda eski ile yeni hayat tarzı arasında yaşadıkları bocalamayı işler.

Semih Kaplanoğlu’na göre sinema tarihinde bazı yönetmenleri değerli yapan da budur. Kendi kimlik ve kültürleri üzerinde yükselmeleri, eserlerinin özgünleşmesine zemin hazırlar. Bu sebepledir ki, Andrey Tarkovski’nin filmlerinde, Tolstoy’un eserlerini eşsiz kılan lezzeti yakalarız.

Munise Şimşek

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2019, 10:49
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26