Selahattin Özpalabıyıklar: İyi Bir Editör Kuşkucu Thomas Gibi Olmalıdır

Türkiye’de editörlüğün bir okulu yok. Hayatını bu meslekten kazanan insanların hepsi bu işi usta-çırak ilişkisiyle öğreniyorlar. Konu üzerine yazılmış kitap olmadığı gibi bulup okuyabileceğiniz yazıların sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Bu sebeple Selahattin Özpalabıyıklar gibi, yıllarını bu mesleğe vermiş isimlerin tecrübelerinden haberdar olmak çok önemli.

Selahattin Özpalabıyıklar: İyi Bir Editör Kuşkucu Thomas Gibi Olmalıdır

1955’te İstanbul’da dünyaya gelen Selahattin Özpalabıyıklar, mali sorunlar yüzünden eğitimine ortaokuldan sonra devam edememiş. Bir süre çeşitli atölyelerde çalışmış. O sıralarda aklına düşmüş çocukluk hayalini gerçekleşmesi gerektiği. “Açlıktan ölmedikçe mutlaka yazıyla ilgili bir iş yapmalıyım” demiş kendi kendine. Kendine ait olacak bir sandalye ve bir yazı masasının hayalini kurmuş uzun bir süre. Yıllar sonra bunları hatırladığında “Demek ki ben hayatta istediğim yere gelmişim” diyor usta çevirmen.

Elbette kolay olmamış bulunduğu noktaya gelmesi. Bir akşam gazetesinde spor muhabirliği ve haber redaktörlüğü yaparak başlamış editörlük kariyerine. Sonrasında farklı kurum ve projelerde editörlük yapmış. Bir gün Anna Kavan’ın bir kitabını keşfeder ve kitaptan iki hikâyeyi tercüme ederek Varlık Yayınları’na verir. Çevirmenlik macerası da işte böyle başlar. Bir süre sonra “Bu kitabın tamamını çevirsem ilgilenir misiniz” diye sormak için Yapı Kredi Yayınları’nın kapısını çalar. O gün hayatının dönüm noktalarından birini yaşar Selahattin Özpalabıyıklar. Enis Batur kendisine Anna Kavan’ın Ice kitabını çevirmesini teklif eder. Böyle başlar Yapı Kredi Yayınları’nda çalışmaya. Bir süre çevirmenlik yapar. Sonra da editörlük… 1993 yılından 2009’a kadar tam 16 yıl aynı çatı altında çalışır ve pek çok kıymetli kitabın okurla buluşmasına yoldaşlık eder.

Bunları YouTube üzerinden yayın yapan Graf kanalının paylaştığı videolardan öğreniyoruz. Kanalın Selahattin Özpalabıyıklar ile yaptığı yaklaşık 30 dakikalık röportaj 6 parça halinde 14 Şubat 2016 tarihinde YouTube’a yüklenmiş. İyi ki yüklenmiş. Bu videolar aracılığıyla Özpalabıyıklar’ın eğitim hayatı, mesleğe nasıl başladığı, el altında tuttuğu kitapların hangileri olduğu ve bunlardan çok daha önemlisi editörlük/çevirmenlik mesleği hakkında verdiği kıymetli bilgilerden haberdar olabiliyoruz.

Türkiye’de editörlüğün bir okulu yok. Hayatını bu şekilde kazanan insanların hepsi bu işi usta-çırak ilişkisiyle öğreniyorlar. Editör ne yapar; iyi bir editör hangi vasıfları taşımalı ya da bu işin püf noktaları nelerdir? Tashih nedir, nasıl yapılır, bir metne neye göre ve ne kadar müdahale edilir vs? Sorulabilecek yığınla soru var. Buna mukabil konu üzerine yazılmış kitap yok. Bulup okuyabileceğiniz yazıların sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Ne garip öyle değil mi? Yazıyla, kitapla uğraştığı halde hakkında hiç yazılmayan bir meslek editörlük.

Editör ne iş yapar?

Bu sebepledir ki, Selahattin Özpalabıyıklar gibi, yıllarını bu mesleğe vermiş, editör olarak onlarca çalışmanın altına imza atmış isimlerin tecrübelerinden haberdar olmak çok önemli. Yılarca bu sahada dirsek çürütmüş tecrübeli editör ve çevirmen, iyi bir editörün taşıması gereken vasıfları 3 maddede şu şekilde açıklıyor:

1. Editör kuşkucu Thomas gibidir. Patenti tamamen bana ait. Kimseden okumadım. Hz. İsa’nın havarilerinden biri kuşkucu Thomas. İsa’ya sağlığında iman eden 12 havariden biri. Tamamen Kitab-ı Mukaddes geleneği üzerinden gidiyorum. Ama şu koşulu koyar: Öldükten sonra yeniden dirildiğini görmedikçe sana iman etmem. Prensipte iman ediyor ama bunun tam olarak gerçekleşmesi için şart koyuyor. İsa yeniden dirildiğinde ilk göründüğü insan kuşkucu Thomas. İsa böğründeki mızrak yarasını gösterir ona, o da yaraya parmağını sokarak "şimdi sana inandım" der. Ben editörlüğü hep kuşkucu Thomas’a benzetirim. Editörün yazar veya çevirmen karşısındaki tavrı budur. Duruşu budur ve bu olmalıdır. Yazar “Allah bir” dese haşa inanmayacak. “Acaba öyle miydi” diye sorgulayacak. “Atatürk 1881’de doğdu” denildiğinde “acaba” diyerek kontrol edecek. Genelgeçer bilgiler için bile editör kuşkucu davranmak zorunda.

2. Formüle ettiğimizde editörün yapacağı iş bu kadar basit: Kuşkucu olmak. Bununla birlikte editörlük yazara ve çevirmene sonsuz imanı da gerektiriyor. Tıpkı kuşkucu Thomas’ın durumunda olduğu gibi. Hem İsa’ya sonsuz iman edeceksin hem de yüzde yüz şüpheyle bakacaksın. Neredeyse şizoidik bir durum. Dolayısıyla çalışmak için metnin başına oturduğunda editör, bu iki şartı göz önünde bulundurmak zorunda sürekli.

3. Bir yandan yazarın veya çevirmenin söylediği her şeye “tamam” diyecek; bir yandan da hiç birine güvenmeyecek. Bu, kaçınılmaz olarak deli gibi araştırma gerektiriyor. Yeri geliyor, yazara ve çevirmene haksızlık etmeyeyim ama onlardan daha fazla araştırma yapmanız gerekebiliyor. Bunun bazen çok hoş sonuçları da oluyor. Yazarın ve çevirmenin farkında olmadığı bir takım şeyleri siz yakalayabiliyorsunuz.

Selahattin Özpalabıyıklar’a göre işin sonunda, bütün bu özveriye karşın, editörler hak ettiği takdiri pek göremezler. Özpalabıyıklar bu durumu kaleci metaforu üzerinden açıklıyor: “Kurtardığı goller görülmez de nedense gariban kalecinin penaltıdan yediği bir tanecik gol görünür.” Yani editörün işi bittikten sonra çalıştığı kitapta minicik bir hata olsa o herkesin gözüne batar. Benzer bir durum çevirmen için de geçerlidir.

Graf kanalında yayınlanan söyleşinin editörlükle ilgili bölümlerini aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=ohB4cIZuWzg

https://www.youtube.com/watch?v=qwM3o3sfhT8

 

Munise Şimşek

Yayın Tarihi: 27 Haziran 2018 Çarşamba 09:32 Güncelleme Tarihi: 27 Haziran 2018, 11:02
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Selahattin Özpalabıyıklar
Selahattin Özpalabıyıklar - 4 yıl Önce

İlginize çok teşekkür ederim Munise Hanım. Size ve arkadaşlarınıza kolay gelsin.

banner19

banner26