banner17

Sekiz hikmetle yol erlerine nasihat ediyor

Seyyid Ahmed er-Rufai'nin Hikemü’r-Rufâîyye'si, sekiz ayrı hikmetle kıssadan hisse almamızı sağlıyor. Yavuz Ertürk yazdı..

Sekiz hikmetle yol erlerine nasihat ediyor

Vefatından sonra “Ömrü müddetince ne ile meşgul olurdu?” diye sorduklarında “Ömrü müddetince meşgul olduğu ömrü müddeti idi.” denen büyük zât Seyyid Ahmed er-Rufâî, -Cemel hesabına göre- Allah lafzının ebced hesabındaki karşılığı olan 66 yaşında vefat etmiş ve ömrünü zikrullahla geçirmiş bir mübarekti.

Nesebi İmam Hüseyin Efendimize dayanan pîrin asıl adı Ahmed olup, vasıflandığı Muhammedî tevazuundan ötürü, kendisini küçülterek Aheymed (Ahmedcik) diye tanıtan seyyidlerin ulularından biridir.

Hikemü’r-Rufâîyye (Rufai Hikmetleri) üzerinde çeşitli şerh çalışmaları yapılarak bizlere kadar gelmiş. Muallim Naci’nin şerhi, geçtiğimiz yıl vefat eden ve Büyükdoğu dergisinin yazı işleri müdürlüğünü de yapmış olan H. Rahmi Yananlı’nın güzel Türkçesi ve Büyüyenay Yayınları’nın özverisiyle bizlere ulaşan kitap, içinde barındırdığı sekiz hikmetle, sekiz ayrı ama birbirini tamamlayan şubeden selam verip hasbihal ediyor, nasihat edip kıssadan hisse almamızı sağlıyor.

Hem mürşide hem müride yol azığı bir eser

Kitapta şerhi yapılan Rufâî hazretlerinin hikmetlerinin ilkinde akıl ve aşk konusu işleniyor. Allah dostlarının, ulemanın, sûfilerin akıl ve aşk yorumları çeşitli alıntılar ve açıklamalarla izah edilmeye çalışılıyor.

Akıllı –fakir çocuğu olsa da- zengindir

Akıllı –mutlu çocuğu olmasa da- mutludur. Zira akıl kimya-yı saadettir.”

İkinci hikmet ise işinde ve amelinde samimi olmak üzerine söylenmiş. Evladını kaybetmiş bir annenin feryadı ile parayla tutulmuş bir ağıtçının ağlayıp dövünmesinin aynı şeyler olmadığı üzerinden konu izah ediliyor. Bir olayı ya da durumu yaşamış olmakla, dışarıdan bir etkiyle o olay ya da durumu değerlendirmeye çalışmanın bir olmadığı bu hikmetli bölümün içeriğini bildiriyor.

Üçüncü hikmette dostluk ele alınırken, “Kişi arkadaşının dini üzeredir” hadis-i şerifinden yola çıkılarak kavram açıklanmış. Hem arkadaşlık anlamında, hem tarikat âdâbında, hem de mürşid-mürid ilişkisinde incelenmiş dostluk kavramı.

Dördüncü hikmet dış görüntünün değiştirilip farklı gösterilmeye çalışılması üzerinedir ki burada da feraset sahibi gözlerce, bâtılla sıfatlanmış ve riya elbisesi giymiş olanların gerçek yüzünün, gerçek halinin görülebileceği belirtiliyor.

Beşinci hikmette akîl olmanın özellikleri vurgulanmış. Akıl sahibi bir insanın darlık vaktinde sabredici, genişlik halinde mütevazı, her işinde ihtiyatlı ve Hakk’ı isteyici oluşu dile getiriliyor.

Altıncı hikmette Rufâî hazretleri, bir insanın ailesi, sülbü, silsilesi ile marifet sahibi olamayacağını dile getiriyor; “âlimden zâlim, zâlimden âlim doğar” misali.

Yedinci hikmette mürşid-i kâmilin özelliklerinden bahsedilir ki burada, mürşidin ârif, âkil ve ilmiyle âmil olması gerekliliğine vurgu yapılıyor.

Sekizinci hikmet ise mü’minin yitik hazinesi olan hikmetin nerede bulunursa alınması gerektiği üzerinedir. Kimden, nereden ve nasıl geldiğine bakılmaksızın o hikmeti almak ve hayata tatbik etmek gerektiği belirtiliyor. Bir hikmetler yurdu olan âlemde hikmeti görmek bir hüner, almak ise bir başka hünerdir.

Akıl, samimiyet, dostluk, dış görünüş, âkîl olma, sülbü ve nesebi ile övünme, mürşid- kâmilin özellikleri ve hikmetin bulunup alınması üzerine sekiz hikmetten oluşan Hikemü’r-Rufâîyye, gönül ehlinin, talip olanların yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Yavuz Ertürk yazdı

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2019, 20:10
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20