banner17

Şehir: Bir arada ibadet edilen yer!

Bir düşüş yaşadığımız ortada. Bu düşüşten çıkışın emareleri ise tecrübemizde. İşte şehir tecrübemiz.

Şehir: Bir arada ibadet edilen yer!

BİSAV’ın Yaz Seminerleri’nde Dr. Eyüp Said Kaya, “İslam Medeniyetinin Teşekkül Sürecinde Şehir Kavramı”nı anlattı.

Medine, bir yaşama tecrübesidir

Eyüp Said Kaya
(+)

"Medine"/"Medeniyet" Peygamberin ve müslümanların kendi kendilerine kurdukları bir şehirdir. İslam toplumun varlık gösterdiği ilk şehir örneğidir. Medine ile birlikte müslümanlar Hz. Peygamberin bir şehir içinde nasıl yaşaması gerektiğini tecrübe etmişlerdir. Müslümanlar şehrin hem öznesi hem de nesnesi olmuşlardır. Onlardan bize tecrübeler yumağı kalmıştır. Müslümanların Medine'sinin batıdaki karşılığı olsa olsa kilisedir. Ama bizim havarilerimiz yoktur. Ümmet ve ashab tecrübemiz vardır. Aktarma ameliyesi vardır. Medine, özel bir şehir olarak başka yere taşınan bir anlam değildir. Medine, müslümanların her birinin kendisinin temsil edeceği müslüman olarak yaşama tecrübesidir.

İslam’ı anlatmak için kurdular şehirleri

Eyüp Said KayaHz. Peygamber zamanında Arap yarımadasının büyük bir kısmı eldeydi. Hz. Ömer döneminde büyük fetihler oldu. Büyük kitleler müslüman oldular. “Bu insanlara İslam'ı nasıl anlatacağız?” sorusu temel sorudur o zaman. Modern bir zihniyet bu soruya şöyle bir cevap verirdi: “Kural koyar, kanunname yapar ve kitap yazar. Maddelerle şehri yönetir.” Müslümanlar ise şehir kurmayı tercih ettiler. Emsar oluşturuldu. Emsar, müslümanların erken dönemde yerleşim birimi olma özelliği taşır. Hz. Ömer zamanında Basra ve Küfe kuruldu. Hicrî 21'de Puslat/Kahire ve Hicrî 48'de Kayraba/Tunus kuruldu.

Emsar bizzat hilafet merkezi olarak kuruldu. Şehrin ihtiyaçlarını karşılayanlar sahabeden insanlardı. Emsarın valisi sahabe, Beytü'l-Mal'i sahabe, Mescidü'l-Cami imamı sahabedir. Küfe'de Beytül-Mal sorumlusu İbn Mesud'dur. Küfe Valisi Sa'd bin Vakkas'tır. Emsar, Arapça konuşan halkların sınır bölgeleridir. Emsar ahalisi fatihlerden oluşur. İlk fatihler emsara yerleştiler. Böylelikle:

1) Fatihlerin her birine toprak dağıtılsaydı savaşacak insan bulunamayacaktı. Fatihler tarımdan anlayan insanlar da değildi.

2) Oraya yerleştirilen fatihlerin bir şehirde yaşaması istenmektedir. Yeni Medinelerin inşâsı için bir imkân olacaklardır.

3) Kabile asabiyesi azalacaktır. 70-80 yıl sonra Küfelilik-Basralılık kavramları ortaya çıktı. Mevali (müslüman olan ama Arap olmayan unsurlar) ile Araplar arasındaki asabiyet kavgası önlenmiştir.Medine

4) Bu şehirler ilimlerin gelişmesini de sağlamıştır. Şehirlerde hayatı kuranlar sahabedir. Küfe'ye gittiğinizde, kılınan namazı gördüğünüzde, nikah, düğün gibi toplumsal meselelerde Hz. Peygamberin nasıl yaşadığı sorusunun cevabı vardır. Bu şehirler mezheplerin ilk çıkış noktalarıdır. Ebu Hanife Küfeli'dir, Küfe ameliyesi Hanefi fıkhını ortaya çıkarmıştır.

Amel, müslümanların geliştirdikleri tecrübelerin bütünüdür. Maliki Mezhebi, Medine amelinin sonucudur. Kurtuba ameli İbn Arabî’yi ortaya çıkarmıştır. Şam ve Kudüs emsar değildir. Emsar cahiliyetin etki etmediği topraklardır. İslam şehirleri Roma şehirleri gibi planlar ihraç etmedi. Emsarın her biri özgün birer yapıdır. Medine'den ihraç edilen sadece müslüman olabilme tecrübesidir.

İsfahanCoğrafî tasnif, kültürel tevarüs

Coğrafyacılarımız toprakları şöyle tasnif etmişlerdir:

1) Ekalim (İklimler): Bunlar birer kültürel havzadır.

a. Endülüs İklimi; b. Iflikıyye İklimi; c. Mısır İklimi; d. Şam İklimi; e. Ceziretü'l-Arap;

f. Irak İklimi; g. Fars İklimi; h. Horasan İklimi; ı. Maveraünnehir İklimi

2) Emsar: Bugünkü büyükşehirlerin karşılığı olan şehirlerdir.

3) Medaim (Medineler)

4) Kasabat (Kasabalar)

Müslümanların yaşadıkları coğrafya yerleşim hiyerarşisi bu şekildedir. Bu merkezler ilimlerin oluşumu, gelişimi ve değişimi konusunda önemli mekânlardır.

Müslümanlar sadece emsar kurmadılar. Beş tane de önemli kültürü tevarüs ettiler.Kurtuba

1) Şam: Helenistik Kültür (Şam, İskenderiye, Kudüs); 2) İran-Turan: Daha az komplike yapılar; 3) Afrika; 4) İspanya; 5) Güney Arap-Yemen tecrübesi

Müslümanlar 3 şekilde şehir kurarlar:

1) Emsar: İlk kurulan şehirlerdir.

2) Daha özel, dinî sebeplerle kurulan şehirler:

a. Türbe/mezar kültünden hareketle kurulanlar: Kerbela, Meşhet (Ali Rıza), Mezar-ı Şerif (Afganistan)

b. Bedevi kültürünün önlenmesi için kurulanlar vahalardır. Yemen Bölgesi'nde kurulmuştur.

c. Ribat: Darü'l-İslam'ın sınırında kurulan şehirlerdir. Ele geçirilmesi zor yapılardır. Fas'ın Rabbat şehri böyledir.

Mostar Köprüsü
(+)

3) Fethedilmiş şehirler

Her iklimin antik şehirlere dair hikâyeleri vardır. Müslümanlar, öncelikle şehrin meydanlarında cami kurarlar. Bu yapılar şehir anlayışlarını ortaya koyar. İstanbul da böyledir.

İran-Turan tecrübesinde şehirler iç içe geçmiş yapılardan ibarettir. Kalenin dışına şehirler kurulmuştur. Nişabur, Şiraz eski halinde farklı şehirlerdir. Berberi şehirlerinde de benzeri tecrübeler yaşanmıştır.

İslam medeniyetinin bir şehir kimliği var mıdır?

Bu soru, yerinde olamayan bir sorudur.  Tâbiîn döneminden itibaren emsarda çeşitli bilimsel alanlarda okullar ortaya çıktı. Küfe ve Basra dil okulları bunların güzel bir örneğidir. İslam şehirlerinin kimliğinin olup olmadığı Weber'in kavgasıdır. İslam şehirlerinin her birinin özel tarihi vardır.

Weber bir yerin "The City" olma şartını şöyle belirler: Bir kale, bir pazar, bir mahkeme, bir idare/konsül, şehir seçkinlerinin otonomunu sağlayan irade. Weber'e göre batı dışında "The City" yoktur. Doğu'ya özgü yapılar vardır. Bununla ilgili akademik camiada pek çok şey yazıldı. Aslında Weber, “Batı bugüne nasıl geldi?” sorusuna cevap aramaktadır. Weber'den yola çıkarak İslam şehirleri anlaşılmaz.

İslam şehirlerinde birbirinin kopyası şehirler yoktur. Batılı bir araştırmacı güzel tanımlıyor İslamŞehir şehirlerini: “İnsanların bir arada ibadet ettiği yer.” İslam toplumlarında Cuma namazı sadece şehirlerde kılınır. Cuma namazının köylerde kılınması Cumhuriyet'ledir.

Fıkhî olarak bir yere şehir diyebilmek

Şehir, Cuma namazı kılınan yerdir. Belde ve sokak ve pazarları vardır. Taşrası olan bir yerdir. Orada müslümanların velayetini almış bir yönetici vardır. Velayet halifeye verilir. Vali mazluma hakkını vermeye gücü yetendir. (Bir yerde anarşi varsa Cuma namazı kılınmaz.) İnsanları, organizasyonu ve ilmi vasıtasıyla yönetir. Adaleti ve yargıyı düzenler.

İslam hukukunda çok fazla insanın bir araya gelmesi o yerin şehir olması için yeterli değildir. Şehir, iş bölümüne dayanmalıdır. İslam şehirlerinde otonomi arayışı yoktur. Çünkü kuralı koyan iktidar sahibi değildir. Çünkü şehrin tarafları Adl'e boyun eğmektedir.

Klasik İslam toplumunda devlete yapılan vurgu ordudan biraz daha fazladır. Erken İslam düşüncesinde de şehre yapılan vurgu, mescid etrafında kurulan mahallelerden biraz daha fazladır.

 

Eyüp Said Kaya anlattı, Zeki Dursun notlandırdı

Güncelleme Tarihi: 11 Temmuz 2010, 21:55
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20