banner17

Şehidlerimizin romanlarını kim yazar?

Unutmamak, unutturmamak, hafızalarda ve gönüllerde bir şeyleri dinç tutmak, unutulanları hatırlatmak için, yaşamları, mücadeleleri ve şahadetleri ile yol göstericiler, yazılmayı bekliyor..

Şehidlerimizin romanlarını kim yazar?

 

Elinize aldığınızda sözlerin en güzeliyle, besmele ile başlayan kitapları görmeyeli çok olmuştur. Hele ki bir roman için…

Kitapçının yeni çıkan kitaplara ayrılmış kısmında, popüler romanların yanı başında sıkışmış bir kitap göze çarpıyordu. Yazarı, yayınevi, tarihi belli olmayan bir kitap. Siyah kapak üzerinde kırmızı harfli iri puntolarla “Şehadet Romanları Serisi: 1” yazıyordu. Daha kapağını açmadan bakıldığında insana tamamlanmamış bir kitap izlenimini vermeye yetiyordu. Belki de yazarının çantasında tamamlanmak üzere gezdirilirken, bu kitapçıya düşmüş yazarın yolu ve nasıl olmuşsa olmuş yarım kalmış bu roman düşmüş yazarının taşıdığı siyah çantadan. Yazar düşürdüğü eserinden habersiz çıkıp giderken ayak altında kalan roman, belki bir kitap alıcısının merhametine denk gelmiş; ya da dükkân temizlikçisi tarafından eline yüzüne bakılmadan önüne düştüğü rafın bir katına yerleştirilmiş.

Adı, yazarı, yayınevi belli olmayan yeni çıkmış bir kitapŞehadet Romanları serisi

Böylesine ilginç bir durumda ele alınan kitap okurunda merak üstüne merak uyandırmış olmalı ki, ilk sayfasında temiz boş bir sayfanın serlevhası olarak güzel yazılmış bir besmele bulunduruyordu. İkinci sayfa, “dökülen kanları ile dünyanın kirlerini temizlemeye ahdetmiş tüm şehidânın şefaatine nail olmak ümidi ile…” yazısının altında yine bir yazar ismi bulunmuyordu.

İthaf ettiği eserinin adını yazmayan bu kayıp yazar kim? Hangi şehidin romanıydı bu? Çekilen bir sandalyeye oturularak devam eden sayfalara bakmak üzere iken akla gelen şüphe, “acaba, henüz bitmemiş bir kitabın mahremine gölge mi düşürmüş oluyoruz” sorusuydu. Sayfalar kapandı. Sandalyeden kalkıldı, etrafta kimseler yok mu, bunu kim düşürmüş olabilir. Dükkan sahibine varıldı, anlatması zordu bu durumu, dükkan sahibi kamera kayıtlarına baktı, ne öyle bir çanta taşıyan kişi gelmişti ne de bu kitabın düştüğüne dair bir iz vardı görüntülerde. Adeta kimseye aitlik izlenimi vermeyen bu kitap zaten hep oradaymış gibi duruyordu. Ama aslında öyle bir roman hiç yoktu. Duyan gören herkes şaşırdı bu manzaraya. Sonra “kalsın bu kitap şöyle bir yerde, nasıl olsa gelir alır unutan her kimse.”

Kitabı bırakmak istemedi, çünkü ondan başka bu duruma ve romana ehemmiyet veren olmadı. Her gün, önünden geçerken bu kitapçının, bıkıp usanmadan içeri girip “ne oldu, gelen giden var mı?” diye sordu. En sonunda herkes bu sorudan sıkılmıştı ki “al senin olsun” deyip verdiler. Adı sanı belli olmayan kitabı ona.

Neredesin be adam, romanının peşine niçin düşmüyorsun

Elindeki kitabın iç sayfalarına girmek için iyice meraklanan okur, artık dayanamayarak rastgele bir sayfasını açtı ve bir isme denk geldi: “Metin Yüksel”. Kimdir nedir demeden, hemencecik koydu çantasına ve evinin yolunu tuttu. Büyük bir ihtimalle romanın ana kahramanıdır, diye düşündü. İlk defa duyuyordu bu ismi, onun için bir şey ifade etmiyordu. Evine geldi, kitabı bir oturuşta okudu, okudu, okudu. Okudukça sordu. Anlamadı. Anlamadıkça araştırdı. Öğrendikçe tanıdı ve hayranı olduğu bir isim haline geldi artık, ilk başta okuyup geçtiği “Metin Yüksel” ismi.

Şehadet Romanları serisiAradan birkaç ay daha geçti, okuduğu sayfalar ezberlenmiş gibi aklından gitmedi. “Soğuk bir şubat sabahı, Metin, sabah namazı için kalktığı yatağının başında bir zaman oturdu. Kaşları her zamanki gibi çatıktı ama bu sefer bir başkaydı, sonra ne olduysa oldu, belki bir şeyler hatırladı. Annesini, babasını hatırlardı. En sonunda gördüğü rüyayı hatırladı. Sol yanına üç kez tükürüp ‘Vekil olan Allah’tır’ dedi. Ayaz vurmuş, pencerenin donuk resminde yollara baktı…”

Son günün sabahı böyle başlıyordu. Sadece kuru bir kurgu eseri olsaydı, bu kadar ehemmiyet vermezdi. Ama yaşanmış bir dava, verilen bir mücadele ve akan bir kan vardı. Bunun anlatılması ve okunması lazımdı. İçi içini yiyor, kim bunun yazarı? “Neredesin be adam, romanının peşine niçin düşmüyorsun” diye bilmediği bir insana kızıyordu. Ve bir karar verdi, bu roman artık basılmalıydı. Eline aldığı kitabı bir matbaaya götürdü, basılması için gereken parayı ödedi ve bekledi.

Aslında bu roman hâlâ yazılmayı bekliyor

Kitabı bulduğu kitapçının rafına yeni baskıdan çıkmış kitapları, tek tek kendisi yerleştirdi. Siyah kapak üzerinde Metin’in bir resmi ve resmin üstünde “şahadet bir çağrıdır nesillere çağlara” sözü yazıyordu. Kitaba kendinden hiç bir şey eklemeden bastırmıştı. Nasıl olsa bir gün bunun asıl sahibi gelecek ve bunu nereden buldunuz diye soracaktır diye bekledi. Bekliyor. Asıl yazarının adını romanının üstüne yazmasını bekliyor.Şehadet Romanları serisi

Aslında bu roman hâlâ yazılmayı bekliyor. Metin bir yüreğin romanını yazacak, yüreğine onun davasının ateşi düşmüş kişileri bekliyor. Destanlaşan bir mücadelenin simgesi olmuş bir “şahadetin” yazılması bekleniyor. “Şehadet romanları serisi” yazılmayı bekliyor. Unutmamak, unutturmamak, hafızalarda ve gönüllerde bir şeyleri dinç tutmak, unutulanları hatırlatmak için, yaşamları, mücadeleleri ve şahadetleri ile yol göstericiler, yazılmayı bekliyor.

Metin Yüksel, Şeyh Ahmet Yasin, Aliya, Malcom X, Şehit M.Furkan Doğan, İskilipli Atıf Hoca, Ömer Muhtar, Hasan el-Benna, Erbakan Hoca gibi unutulmayacak güzel insanlar yazılmamış bir destan olarak onları romancı tahayyülünden geçirerek yazacak delikanlıları bekliyor.

 

Sefa Toprak yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2012, 17:47
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
39
39 - 6 yıl Önce

inş. bir gün romanın kendisini okuruz...

,
, - 6 yıl Önce

allah hayırlısıyla onların hakkıyla yazılıp okunmasını nasip etsin, amin

banner8

banner19

banner20