Şehadet sevdası, Müslümanın akidesinden bir parçadır

Şehadet sevdası, Müslümanın akidesinden bir parçadır. İmanın kor alevi, ruhun diriltici nefesidir. Gönlü hararetlendiren, ataleti söndürendir. Nefse gem vuran, cihana nizam veren ulvi aşkın adıdır. İman aşısını gönle, bir daha söküp atılamayacak bir şekilde vurandır. Süleyman Çınar yazdı.

Şehadet sevdası, Müslümanın akidesinden bir parçadır

“Emperyalistlerin en çok korktuğu şey, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna, “Şehit olacağım.” cevabı veren neslin yetişmesidir." diyor Ömer Faruk Dönmez, Hamza adlı eserinde. Neyi kaybettiğimizi gösterircesine, neyi bulmamız gerektiğini beynimize kazırcasına… Peki, biz neyi kaybettik? Biz olmazsa olmazımızı, en değerlimizi kaybettik. Bizi biz yapan, Müslümana Müslümanlık şiarını veren nişanı kaybettik. Nasıl ki bir paşanın omzundaki rütbe işaretleri onun paşalığına delalet ediyorsa, şehadete duyduğu sevda da bir Müslümanın Müslümanlığının alameti farikasıdır. O işaretler sökülürse paşanın paşalığından eser kalmaz. Tıpkı bunun gibi şehadet sevdası olmayan bir gönlün de Müslümanlığını sorgulaması gerekir.

Bu sevdamızı her geçen gün kaybediyoruz maalesef. Üstelik kaybettiğimizin de farkında değiliz. Modern hayatın süslü vitrinlerine dalarken unutuyoruz. Yaşadığımız her dakika yeni bir gündem sahibi oluyoruz. Her bir gündem bizi asli gündemimizden koparıyor. Şehadet sevdamızdan, Kudüs davamızdan, acılarla dolu gönül coğrafyamızdan…

Sahte ve modern gündemlerle her an ölecekmiş gibi konuşuyor fakat hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Bir çocuğun eline verilmiş oyuncak gibi oyalıyorlar bizleri. Planları çok basit, bize sevdamızı bir daha hatırlamamak üzere unutturmak. Siyonizm’in kurucusu olan eşkıyanın, “Filistin’deki yaşlıları öldürürüz, gençler Filistin davasını unutur.” dediği gibi. Kaderin cilvesine bakın ki İsrail’in katil devlet başkanı Şimon Perez de sözleriyle bu planı tasdik etmişti. Gazeteciler Perez’e, “Kur’an-ı Kerim, sizin devletinizin yıkılacağından haber veriyor.” diye hatırlattıklarında Perez, “Kur’an’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, düşünürüz.” demişti. Bizler kaybettiğimizi bulmadıkça ne Kudüs’ü savunabiliriz ne de imanımızı.


 

Şehadet sevdası, Müslümanın akidesinden bir parçadır. İmanın kor alevi, ruhun diriltici nefesidir. Gönlü hararetlendiren, ataleti söndürendir. Nefse gem vuran, cihana nizam veren ulvi aşkın adıdır. İman aşısını gönle, bir daha söküp atılamayacak bir şekilde vurandır.  

Şehadet sevdası yalnızca muharebede İslâm’a, namusa ve vatana uzanan eli kırmak uğruna can vermekten ibaret değildir. İslâm bir ideolojiden öte hayatın kendisi olduğuna göre şehadet sevdası, bir Müslüman için hayatın her alanında geçerlidir. Efendimiz’in buyurduğu üzere en büyük cihat hayatın içindeki cihat yani nefisle olan cihattır.[1] Müslüman her ne iş yaparsa yapsın o işi cihat aşkıyla yapması gerekir. Hayatını, şehadet şerbetine susamış bir şekilde; vatana, millete, ümmete ve insanlığa faydalı işler yapma sevdasıyla ve Hakk’ın rızasına vasıl olarak şehadete erebilmek için yaşamalıdır.

Aşkla, şevkle, bağlılıkla, gayretle, sebatla, disiplinle, istikrarla ve en önemlisi de istikametten kopmadan, sun’i ve zehirli gündemlere takılmadan, yaptığımız işin, yaşadığımız hayatın hakkını vermeye çalışır, faydalı işler yapma gayretinde olursak bu, büyük bir cihattır bizim için. Şehadete erme vesilesidir. “Allah Teâlâ’dan bütün kalbiyle şehitlik dileyen bir kimse, yatağında ölse bile, Allah ona şehitlik mertebesini ihsân eder.”[2] diye buyuruyor Efendimiz. Bütün kalbimizle şehadeti dileyebilmek için kalbimizi şehadet kıvamına getirmeli, hayatımızı şehadet tadında yaşamalıyız.

Hayatını şehadet aşkıyla yaşamış, sahte gündemlere takılmadan gönlünü tek bir gündeme adamış örnekliklerden bahsedelim biraz da. Misal, Furkan Doğan. "Furkan namazı çok severdi. Namaza çok düşkündü. Sabah ezanı ile namaza kalkardık. Ben babası olarak namazımı evde kılarken o, camide cemaatle kılardı.” diyor babası onun hakkında. Misal, Şehit savcı Mehmet Selim Kiraz. “Oğlum hem bize hem millete adil davranır, bunun için çabalardı. Asla abdestsiz işe gitmezdi. Çok mütevazi, alçak gönüllü bir insandı." diye bahsediyor babası ondan. Ve Şehit Bilal Yaldızcı. Ümmetin derdiyle dertlenen, kıvranan diğer bir nadide şahsiyet olarak duruyor karşımızda. Şu sözü büyük bir öğüttür bize: “Şimdiye kadar İslâm’ın edebiyatını yapan bizler, artık geleceğe yönelmek zorundayız. Gerçek ne kadar acı olsa da…”

“İman edenlerin Allah’ı anma ve hak olarak inen Kuran’a karşı kalplerinin ürperme zamanı gelmedi mi?”[3] buyuruyor Kur’an. Unuttuğumuzu hatırlama, kaybettiğimizi bulma vakti gelmedi mi hâlâ? İğfal edilmiş zihinlerimizi toparlama, kirletilmiş gönül deryamızı temizleme zamanı gelmedi mi? Kalbi durmuş bir hastanın şoklanması gibi asli kimliğimize dönmek için duran ruhlarımızı şoklamalıyız. Niyetimizi kuşanıp kâinatı kuşatmalıyız. Kuşatmalıyız ki başta insanlık olmak üzere kâinat ve tüm cihan asliyetine dönebilsin. Huzur, sükûn ve adalet hâkim olabilsin. 

Süleyman Çınar

 

[1]  Beyhaki, ez-Zühd, Beyrut, 1996, 1/165

[2]  Müslim, İmâre, 157; Nesâî, Cihâd, 36

[3]  Hadîd Suresi, 16. Ayet (Feyzü’l Furkan Tefsirli Kur’an Meali)

Yayın Tarihi: 12 Kasım 2020 Perşembe 14:30 Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2020, 14:30
banner25
YORUM EKLE

banner26