banner17

Sebep sensin gönülde ihtilale!

Mustafa Nezihi, kardeşim dediği Ahmed Öztürk'ün nikahını, fona Üsküdar'ı yani neşveyi alarak anlattı. İçinde çaylar, muhabbetler, Mihrimahlar, Balabanlar, neyler ve tanburlar olan bir şenlik diyelim buna.

Sebep sensin gönülde ihtilale!

19 Nisan Cumartesi günü, Dünyabizim habercilerinden Ahmed Öztürk'ün nikah günüydü. Çocuklarıma patatesli menemen hazırlayarak başladım güne. Aklıma domates fiyatlarının hâlâ yüksek olduğu geldi. Sebebini bilemedim. Toprak var, domates fidesi var, su var… İnsan mı çok aç ve doymuyor? Oysa Ahmed öyle değil. Azla iktifa edenlerden. Eşi Sümeyra Hanımefendi de öyle. İki odalı bir ev tutmuşlar Karagümrük Cerrahi Tekkesi yakınında. Allah onlara daimi huzur ve sürur bahşetsin.

Gelin ve damadı salavatlarla yolculamak!

İndim nikah saatine yakın bir vakitte Üsküdar’a. Hamza’yla buluştuk evvela. Oturduk. Sükunet vardı salonda. Kardeşimle selamlaştık. Öne geçtim. Gelin ve damat gelmek üzereydiler ve geldiler. Çok fotoğraf çektim. Ali Toker ağabey de nikah şahitleri arasındaydı. Üsküdar müftüsü bir konuşma yaptı ve elbette güzel bir dua etti. Dua her zaman iyidir. Amin dedik. Asım Gültekin yerinde duramadı gene. Sen de katıl diye aradı salonun arkasından. Muhammed, Volkan, Hamza ve başkalarının bulunduğu salavat korosuna katıldım ben de. Salavatlarla yolculadık Ahmed’i ve eşi Sümeyra’yı.

Nikahta Davud Hoca'ya fatiha!

Nikah kıyan başkan yardımcısı da, Üsküdar müftüsü de Sümeyra Hanım'ın merhum pederleri Davud Özgül hocadan sitayişle bahsettiler. Güzel güzel anlattılar onu ve hizmetlerini. Güzel adamlar göç edince de defterleri kapanmadığı için dua ve fatiha almaya devam ediyorlar. Gönülleri kontrol eden ve belirleyen ve sevgiyle yoğuran Allah çok merhametli, çok güzel.

Neş/v/eli olmanın zekatı nedir?

İstanbul’da olmak, hele Üsküdar’da olmak da Allah’ın nimetlerinden. Nikahtan sonra şükretmek ve sohbet etmek için gruplar halinde dağıldık. Biz Üsküdar’da oturmayı tercih ettik. Sevinçliydik. Neş/v/eli olmanın zekatı sohbettir, gülümsemektir, büyükleri dinlemektir. Kalbimize ve aklımıza gıda temin etmeye çalışmaktır. İnşallah 19 Nisan Cumartesi günü de öyle olmuştur.

İstanbul'daki hiç bir cami neden tam sevinemiyor?

İkindi gölgesinin uzadığı vakitlerde arkadaş grubumdan ayrıldım, eve gideceğim. Ali Ulvi kardeşimle karşılaştık. Balaban Tekkesi’nde harika bir musiki icrasının olduğunu söyledi. Geleceğim dedim. Mihrimah Camii’nde ikindi namazını eda ettim. İki yıla yakın içine giremediğimiz bu nefis caminin açılmış olması bizim için bir fetih sayılır. Restorasyon amaçlı kapanıp açılan her cami aklıma Ayasofya’yı getiriyor. Ayasofya açılmadıkça İstanbul’daki hiçbir caminin tam bir sevinç ve özgürlükle açılmış olduğuna inanamıyorum nedense.

Sebep sensin gönülde ihtilale!

Balaban Tekkesi’ne girdiğimde Eray Cinpir ney üflüyordu. Oturdum sessizce. Genç bir ses söylemeye başladı. Tok. Dik. Dolu. Hakkını vererek söylüyor. İsmini öğrendim sonradan. Murat Erdoğan. Konya’dan. Tanbur’da ise Buğra Akdoğan. Taksimlerle, saz semaileriyle, ferahnaklarla, Itrilerle, Zekai Dedelerle, şehnazlarla, beni ateşlere salan o kapkara gözlerle, sebep sensin gönülde ihtilalelerle, uşşak ilahilerle bir Üsküdar akşamını uğurluyorduk. Ve artık ev beni çağırıyordu. Ahmed’e yakışan bir gün yaşadım Üsküdar’da vesselam…



Mustafa Nezihi sevinçle anlattı

Güncelleme Tarihi: 23 Haziran 2018, 13:06
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20