Savulun, Battal Gazi geliyor!

Ömrünü “hasbeten li'llâh”, yani hiçbir dünyevi menfaat gözetmeksizin, gazâya adamış Seyyid Battal Gazi kötülerin korkulu rüyası, iyilerin sevdası, zalimin hasmı, mazlumun hısmıdır. Feride Turan yazdı.

Savulun, Battal Gazi geliyor!

Gözü kara, alnı açık, yüzü aktır onun. Kötülerin korkulu rüyası, iyilerin sevdası, zalimin hasmı, mazlumun hısmı. Bu söylediklerimiz sadece bir kısmı… Ata bindiğinde Aşkar’ıyla kuşlar gibi uçar, kılıç salladığında düşmanları -nâçar- kaçar.

O, “kahraman” demek olan “Battal”dır.

O, Hz. Ali’ye uzanan mertliğiyle “Ca’fer”dir. Allah’ın arslanı Hz. Ali’nin yiğitliğini kuşanmış “Hüseyin Gazi oğlu Cafer’dir”.

O, Hz. Peygamber’in soyundan gelen “Seyyid”dir. Hani bir vakitler Mekkeli müşriklerin “Soyu kesildi (ebter), soyu devam etmeyecek.” diye dil uzattığı Hz. Peygamber’in mesajını gönüllere taşıyarak onun soyunu sürdüren evlatlarından biridir.

O, Seyyid Battal Gazi’dir. Ve “cihat” kavramını ders müfredatına girmeden yüzyıllar önce, ne de güzel açıklamıştır:

“Her ne iş eylerseniz Allah için

Eyleyesiz hasbeten li’llah için”

Ömrünü “hasbeten li'llâh”, yani hiçbir dünyevi menfaat gözetmeksizin, gazâya adamış Battal Gazi; yaptığınız her işte Allah için çalışın, diyor. Allah yolunda canını dişine takarak didinmektir cihat. Ancak Battal Gazi’ninki gibi “hasbeten li’llah” olmalı. Bu yolda menfaat yükünü heybeden atmalı. Haybeden değil, heybeden atmalı. Riya da peşi sıra atlar zaten. Menfaat neredeyse riya oradadır çünkü.

Allah yolunda çok çalışıp didinin diyor Kuran-ı Kerim: “Allah'a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.” (Saf Sûresi/11). Eğer bilirsek bu yolda zorlaştırmak değil kolaylaştırmak, nefret ettirmek değil müjdelemek, öldürmek değil yaşatmak için yürünür. Bu yolda bencillik değil paylaşmak, ümitsizlik değil ümit, ayırmak değil birleştirmek vardır. İçten gelen bir tebessümün sadaka yerine geçtiği bir yoldur bu. Birbirimizi sevmekten başka ücret istemeyen ve her fırsatta sevgimizi, sevdiğimizi söylememizi buyuran Hz. Muhammed’in (sas) yoludur bu. “Kötülüğü en güzel olan davranışla savmayı” farz kılan Yaradan’ın yoludur bu. “İman edip sâlih amel işleyenler”; yani iyiliğe, güzelliğe, hayra ve barışa yönelik işler üretenler var ya, işte onların yoludur bu.

Kuran-ı Kerim; “Allah yolu” için kökü “cehd”, yani “didinme” demek olan cihat terimini tercih etmiştir. O zamanlarda, Araplar arasında çok yaygın olan “kıtâl” (öldürme) ya da  “harp” (savaş) gibi terimleri kullanmamıştır.  Aksine öldürmek kesinlikle yasaklanmıştır: “Kim bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir insanı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur, hükmünü yazdık (farz kıldık)” (Mâide Sûresi/32). Yaşatmanın esas alındığı İslam’da savaşmak ise bir şarta bağlanmıştır: “Sizinle savaşanlarla Allah yolunda savaşın” (Bakara 190).

İslamofobi” barıştan korkanların ürünüdür

İsminin manasında “barış” olan bu din hakkında “İslamofobi” gibi bir fobi uydurmak, ancak barıştan korkanların ürünü olabilir. Nitekim “Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın” emrinin olduğu bir dini terörle ilişkilendirenlerin ve buna alet olanların elbette kurdukları tuzaklar vardır. Hz. Muhammed’in (sas) “İnsanların can ve malları konusunda emin oldukları kimsedir” şeklindeki “mümin” tanımı gayet açık ve net iken tuzak kuranlar var ya! Bilmezler mi Allah da tuzak kurar. Nitekim tuzakları boşa çıkarandır O. Mümin tanıma ters düşen bir kalleşlikle kardeşliğe kurşun sıkanların, milletin kalbine bombalar yağdıranların tuzağını boşa çıkarır. Çünkü “Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır” (Enfal Suresi/30). 

Cihadı “holy war”, yani “kutsal savaş” şeklinde İngilizceye çeviren Batılılar için tanıdık bir durum olabilir savaşın kutsanması. Haçlı Seferleriyle ordularına vadettikleri cennet,  dünyayı kana bulayıp cehenneme çevirmişti. Mehmet Akif’in “Ehl-i salîb”in, yani Haçlıların son saldırısı olarak nitelendirdiği Çanakkale Savaşlarında da tüm vahşetini kusmuştu Mehmetçiğin üstüne. Bu vahşet, ölümlü dünyada zaman zaman farklı derecelerde kendini gösterse de yapılan her kötülüğü zerre ağırlığında olsa da hesaba katar Cenab-ı Hak: “Ve kim zerre kadar kötülük yapmışsa onu görecektir” (Zilzal Sûresi/8). Yaptıkları fenalığa “hizmet için, Allah için” diyerek kötülüğü kutsayanların değil; iyiliği emreden, kötülükten sakındıranların yoludur cihat.

Kültürümüzde, millî hafızamızda cihat etmek, mücahit olmak bir onur vesilesidir. Bunun örneğini görmek için öyle çok geriye gitmeye gerek yoktur. Ders müfredatına girmesine çağdaşlık maskesi ardında “bilim dışı” diye itiraz edenlerin kendi “bilim”lerinin, bilgilerinin -galiba- dışında olarak “cihat” bizzat Atatürk’ün kalemiyle Nutuk’a girmiştir bile. Gazi Mustafa Kemal Atatürk; vatan toprakları için canını, malını ortaya koyan vatanperverler hakkında “mücâhidînimiz”, yani “mücahitlerimiz” der. Hatta onun Millî Mücadele’de “mücahit” diye övüldüğünü, kendisine “mücahit” diye hitap edildiğini yine Nutuk’ta görüyoruz: (Mücâhid-i Muhterem Mustafa Kemal Paşa Hazretleri) Peki “mücahit” ne demektir? Cihat eden, demektir. Bu arada “Gazi” unvanını da unutmayalım. Yani “cihat” gericiliğin tam tersine; geleceğin, üstelik ahirete uzanan bir vizyonun ifadesidir. Cihat teriminden korkmamalı. “İslamofobi”nin gerçek yüzünü gösteren projelerden de korkmamak lazım. İlla korkarız, “fobi”miz var, diyenlere de “El-insaf, Allah’tan korkun!” demek lazım.

Cihat ve Battal-nameler

Çocuklarımızı İslamofobi’ye karşı bilinçlendirmek, bu sahte “fobi”yi üretenlerin mi üstüne vazifedir acaba? Yine çocuklarımız, “cihat-mücahit” gibi kavramları  “alfabede harf bırakmayan” terör örgütlerinden mi öğrensin? Elbette okullarda öğrenmeleri, onların hem din güvenliği hem de can güvenliği için önemlidir. Bize ait olan, bizim olan “cihat” kavramını bâtıldan değil, cihada “holy war” diyen Batı’dan değil; yerli ve millî kaynaklardan öğrenmeleri kadar doğal ne olabilir? Battal-nameler, bu kaynaklardan sadece biridir. “Muhammedîleri (Müslümanları) kırıp geçirmek” isteyenlerin karşısında Battalgazi nasıl Hakk’ın kılıcını kuşanarak arslanlar gibi durduysa; “cihat” kavramını Muhammedîlerin kalbinde kırıp geçirmek isteyenlere, Battal-name gibi sayısız değerimiz geçit vermeyecektir. Değerler eğitimine zengin bir içerik sunan kültür mirasımız, layıkıyla değerlendirildiği takdirde tabi ki…

Cihadın farklı biçimlerine şahit oluyoruz bu yiğitlik destanında. “Mertçe” dövüşün ustası olan, darbeyi büyük bir hünerle engelleyen yiğitlerin cihadının yanı sıra kalemiyle Allah rızası için cihat eden, cehd eden, didinenler de vardır Battal-nâmelerde. Tıpkı şair Türâbi gibi… Seyyid Battal Gazi’nin destanını kaleme alan Türâbî der ki:

“Rabbena parmaklarım yakma nâre

Kalem tutmak ile hem buldu çâre”

Şair “Rabbena, parmaklarımı cehennem ateşinde yakma. Zira çareyi kalem tutmakta buldu onlar.” der. Organların şahitlik edeceği bir gün için parmaklarım, kalem yoluyla senin yolunda, senin rızanı kazanmak istiyor. Şairin bu duasına tüm kalbimizle “Âmin!” diyoruz. Bu duayı bir de -nâçizâne- kendimiz için tekrarlamıştık; üçüncü bölümünde Battal Gazi’yi ele aldığımız “Girdim Gönül Şehrine” kitabının ön sözünde…

“Havf ü recâ” (korku ve ümit) arasında, ümide yakın durmak dileğiyle…

Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2020, 13:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26