banner17

Sahnede bir mülteci var: Can yeleği

Göçler, ne yazık ki tarihte dünyanın hemen hemen her yerinde yaşanmış ve gelecekte de yaşanmaya devam edecek. Can Yeleği oyunu, belki de bu nedenle seyirciyi empati yapmaya ve bütün dünyayı ilgilendiren mülteci sorununda duyarsız kalmamaya çağırıyor. Derya Yazgıç Dünyabizim için “Can Yeleği” oyununu değerlendirdi.

Sahnede bir mülteci var: Can yeleği

Can Yeleği, bu sezon İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda sezonun ilk defa sergilenen yeni oyunu olarak perdelerini açtı. Nihat Alpteki yönetmenliğinde Elçin Atamgüç’ün tek kişilik performansıyla Ekim ayından bu yana seyircisiyle buluşmaya başladı. Can Yeleği, tek kişilik bir oyun. Fakat Elçin Atamgüç’ün başarılı performansı sayesinde seyirci oyundaki diğer kişileri de var olmamalarına rağmen net bir şekilde algılıyor. Bu da oyunu izlerken sahnenin daha kalabalık olduğunu düşünmemizi sağlıyor.

Can Yeleği oyunu, bilmediğimiz bir yerde sıradan bir evin içinde sıradan bir günde başlar. Her şey yolunda ve güzeldir. Sonra birdenbire bomba sesleriyle başlayan savaşa ve ölmemek için vatanını terk etmek zorunda kalan bir ailenin dramına şahit oluruz. Savaş bu aileyi ve daha binlerce aileyi, yaşamak için dillerini dahi bilmedikleri bir ülkeye kilometrelerce yürüyerek gitmek zorunda bırakır. Ülkelerinde iş güç sahibi olan bu insanlar birdenbire mülteci konumuna düşerler. Gittikleri ülkede her gün daha da zorlaşan hayatlarına devam etmeye çalışan ailenin yaşayacağı travmalar ise hiç bitmeyecek gibidir.

Anne bir yandan dilini bile bilmediği ama sığınmak zorunda kaldığı ülkede hayat mücadelesi verirken diğer yandan da kendi ülkesinde bırakmak zorunda kaldığı babasını düşünmektedir. Tek hayali ise ülkesine geri dönüp babasına kavuşmak ve eski hayat düzenine yeniden sahip olmaktır.

Oyun, göçmen ve mülteci sorununu bir coğrafya veya bir millet üzerinden anlatmıyor ya da oyunda herhangi bir dini ögeden bahsedilmiyor. Oyunda herhangi bir isim de kullanılmamış. Karakterler daha çok anne, çocuk, arkadaş gibi tanımlamalarla aktarılmış. Bu sebeple seyirci herhangi bir ırka değil de mülteci sorununa odaklanıyor. Oyunu izlerken tabii ki güncel bir konu olan Suriyeli mülteciler akla gelse de aslında mülteci sorunu, tarih boyunca sürekli var olan bir problem. Göçler, ne yazık ki tarihi olarak dünyanın hemen hemen her yerinde yaşanmış ve yaşanmaya da devam edecek. Can Yeleği oyunu, belki de bu nedenle seyirciyi empati yapmaya ve bütün dünyayı ilgilendiren mülteci sorununda duyarsız kalmamaya çağırıyor.     

Dekor ve müzikler

Dekor oldukça sade kullanılmış. Mutlu bir yuvada başlayan oyundaki mutlu yuvayı daha çok Elçin Atamgüç’ün betimlemeleriyle öğreniyoruz. Bu huzurlu düzen elbette savaşın başlamasıyla bozuluyor. Bu noktadan sonra çocuklarının güvenliği için göç etmek zorunda kalan ailenin önüne çıkan dikenli telleri görmeye başlıyoruz. Oyun boyunca zorlukların artmasıyla doğru orantılı olarak dikenli tellerin sayısı da artıyor.

Oyunun müzikleri de dekoru gibi bize hikâyenin nerede geçtiğine dair izler paylaşmıyor. Bu seçim elbette bilinçli yapılmış ve çok da doğru bir şekilde kullanılmış. Oyunun sonunda çalan şarkı ise bize acının ve gözyaşının coğrafyası olmadığını anlatıyor.  

İnsanoğlunun en dramatik durumlarından biri mülteci sorunu... Dostoyevski “Dünyanın en zor hissi, ait hissetmediğimiz bir yerde bulunma zorunluluğudur.” demiş. Nihat Alpteki de Dostoyevski’nin bu cümlesini en iyi anlatan oyunlardan birini yönetmiş. Elçin Atamgüç’ün performansını da gerçekten çok beğendim. Oyundaki anne karakterini canlandırmamış adeta yaşamış ve seyirciye de bu etkiyi sonuna kadar hissettirmiş.   

Oyunun sonunda Elçin Atamgüç’e bu sene doyamadık daha da çok izlemek isteriz derseniz bu sene yine Şehir Tiyatroları’nda “Geç Kalanlar” oyununda da onu izleyebilirsiniz.

İyi seyirler...

Kadro:

Yazan: Gönül Kıvılcım

Yöneten: Nihat Alpteki

Oyuncu: Elçin Atamgüç

Dramaturg: Dilek Tekintaş

Müzik: Barış Manisa

Sahne ve Kostüm Tasarımı: Aysel Doğan

Işık Tasarımı: Mustafa Türkoğlu

Efekt Tasarımı: Metin Küçükyılmaz

Video Tasarımı: Mustafa Küçücük

Süre: Tek perde-65 dakika

Derya Yazgıç

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 20:07
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20