Ruhsal zenginlik yahut düşüncenin mutluluktaki payı

"En çok haz verecek güzellikler de en hüzünlü durumlar da ona bakan şuurlu gözlerin ardında anlam bulacaktır." Hafize İhtiyar yazdı.

Ruhsal zenginlik yahut düşüncenin mutluluktaki payı

Çoğu zaman mutluluğun bazı sebeplere bağlandığını görürüz: “Şu gerçekleşseydi, harika olurdu.” “Bunu da halledersem tamam.” “Eğer şöyle olursa benden mutlusu yok.” Hepimize tanıdık gelen bu gibi varsayımlar umduğumuz mutluluğa kavuşmak için motivasyon görevi görür. Öte yandan hayal ettiğimiz o koşullar gerçekleştiğinde, umduğumuz mutluluğa bir türlü kavuşamadığımız anların sayısı da azımsanamayacak kadar çok.

Beraber bir deneme yapalım: Daha önce gerçekleştiğinde sizi çok mutlu edeceğini tahmin ettiğiniz ve gerçekleşmiş bir hayalinizi düşünün. Gözlerinizi birkaç saniyeliğine kapatın ve bu anı yaşamaya çalışın. Sahiden ne kadar mutlu oldunuz? Bu mutluluğunuz ne kadar sürdü? Sizi gerçekten mutlu eden onun bir gün gerçekleşmesi ihtimali miydi, yoksa bilakis kendisi mi? Aslında bu soruların cevabını, geçmişteki deneyimlerimizden hareketle de bulabiliriz. Bu süreçte yaşadığımız duygusal tecrübeyi düşünmek, gelecekteki benzer durumlar hakkında bize ipucu verecektir.

PEKİ, BİZ ASLINDA NE İSTİYORUZ?

Diğer bir ifade ile tam olarak neyi arıyoruz? Birçok şeye sahip olduğu hâlde yine de tatmin olmayan ve mutluluğu bulamayan kişiler varken temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çeken ve mahrumiyet içinde yaşayan ancak yüzleri gülen insanlara rastlıyoruz. Bu gibi durumları düşündüğümüzde aslında aradığımızın bir şeyler elde etmekle pek de ilgisi olmadığını fark ederiz. Öyleyse mutluluk nasıl bir şey olabilir? Mesela, bazılarımız için bir başkasının tebessümüne vesile olmak mutluluk anlamına gelirken kimilerine bu durum kendini mutlu etmenin bencilce bir yolu gibi görülebilir. Farklı niyetlerle de olsa bir insanın gülümsemesiyle hoşnut olmaktan daha güzel hangi duygu olabilir? Nitekim Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi Vesellem), “Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz.”[1] buyurmuştur.

Buna özellikle değinmekte fayda var. Çünkü maalesef, kimi zaman bir başkasının yaşadığı talihsizlikler veya kayıplar nedeniyle kazanmış gibi sevinen insanlar görüyoruz. Bizim arayışımız bu tür mutluluklardan münezzeh olacaktır.

 NEDİR MUTLULUK?

Sahiden bu mutluluk dedikleri neydi o zaman? Nasıl bulunur, nerede aranırdı? Mutluluk adına yaptığı çalışmalarıyla bilenen Prof. Mihaly Csikszentmihalyi bir konuşmasında: “Birçoğumuzun düşündüğünün aksine mutluluk, bize olan bir şey değildir. Bizim gerçekleştirdiğimiz bir şeydir.”[2]diyor. Öyleyse mutluluk, kendi içimizde bir yerlerde keşfedebileceğimiz bir duygu olabilir mi? Başka bir deyişle, aslında insanın mutlu olmak için bir şeyleri beklemeye, kovalamaya ya da yakalamaya ihtiyacı yoktur. Mutluluk, şu an var edebileceğimiz bir duygudur. Mutluluğu bir yere, bir kişiye ya da çevreye dayandırmak yerine, kendisiyle başbaşa kaldığında bile gülümsemeyi başarabilen insanların gerçekten mutlu olduğu söylenebilir. Tersinden düşünecek olursak kendi dışımızdaki faktörlere bağladığımız yani kaynağı dışta olan bir mutluluk anlayışı, ne kadar baki ve doyurucu olabilir? Dış faktörlerin yitirildiği bir durumda yaşayacağımız şey yıkım değil midir? Einstein’ın da dediği gibi “Eğer mutlu bir yaşam istiyorsan bir ideale bağlan, insanlara ya da eşyalara değil.”

GERÇEK MUTLULUK

O hâlde öyle bir şey inşa edilmeli ki bu duygu ne bir yere ne bir başkasına ne de bir başka geçiciliğe bağlı olsun. Bu mutluluk; insanın kendi içinde var edebileceği, kendisiyle birlikte her yere götürebileceği ve hatta başkalarına da yayabileceği türden bir şey olsun. Benzer olarak Schopenhauer’a göre en mutlu kişiler, içsel zenginlik için kendini donatan kimselerdir. “Gerçek zenginlik, sadece ruhun içsel zenginliğidir, Geri kalan ne varsa kazançtan çok bela getirir.”[3] Çünkü böyle bir insanın yaşamdan alacağı haz, kendisi dışındaki; mal, mülk, mevki, arkadaş vb. şeylere bağlı değildir. O birey, sahip olduğu tek şeyin kendisi olduğunun farkındalığıyla kendini avutabilmeyi ve yetiştirmeyi öğrenmiş olacaktır. Bu bağlamda gerçek hazların ve mutluluğun, entelektüel anlamda kendini geliştirmekten geçtiğini söylemek mümkündür. Bu içsel zenginliğe ve donanıma sahip oldukça insan, kendisi dışındaki şeylere de o kadar yabancılaşacaktır. “Çünkü kişi kendinde ne çok şeye sahipse başkalarında da o kadar az şey bulabilir.”[4]Bu açıdan en kalıcı ve değerli mutluluğun kişinin kendisiyle ve içsel donanımıyla bağlantılı bir şey olduğu görülmektedir.

DÜŞÜNCENİN MUTLULUKTAKİ PAYI

“Düşünmek, mutluluğun asıl bölümüdür.”[5]

Paralel şekilde Marcus Aurelius da “Mutlu ya da mutsuz olmanız küçük bir şeye bağlıdır: Düşünce biçiminize.” sözüyle, mutluluk arayışında bireye düşen rolün önemini vurgulamıştır.

Düşünme ve sorgulama gibi eylemler yeni şeyler öğrenmeye duyduğumuz ilginin yanı sıra, kendimizi ve dünyayı algılayışımızda kayda değer bir öneme sahiptir. Schopenhauer, çocukluk yıllarında kendimizi daha mutlu hissetmemizin sebebinin de o dönemlerdeki yoğun merak duygusu ve öğrenme isteğiyle ilgili olduğunu söylemektedir.

Öte yandan bilgisizliğin, cehaletin de mutlulukla ilişkili olduğu aklımıza gelmiş olabilir. Bu tartışılabilir olmakla birlikte yine de bunun arzu edilecek türden bir mutluluk olmadığı aşikârdır.

Sonuçta, en çok haz verecek güzellikler de en hüzünlü durumlar da ona bakan şuurlu gözlerin ardında anlam bulacaktır.

“En mutlu sözcük bile gülünç duruma düşer, onu dinleyen kulak çarpıksa eğer.”[6]

Öyleyse bu mutluluğun çok da uzaklarda bir yerlerde olmadığını fark etmenin yanı sıra; neden aramakla bir türlü bulunamadığını, kovaladıkça kaçacağını, tam yakaladık derken uçacağını da biraz irdelemiş olduk. Unutmamalıyız ki, yanlış yerde aranan şeylerin hiçbir zaman doğru cevabı olmayacaktır. O hâlde artık kendimize bakma vakti.

Mutluluk her zaman seninledir.” ve “Mutluluk, senin bulunduğun yerdedir.”[7]

Hafize İhtiyar

Hüma Dergisi, Sayı:10

Dipnot:


[1]

[2] Buhari, İman 7; Tirmizi, Sıfatu’l Kıyamet, 59

[3] Mihaly Csikszentmihalyi

[4] Lucian, Anthol, I, 67

[5] Arthur Schopenhauer

[6] Antigone, 1328

[7] Goethe

Yayın Tarihi: 08 Mayıs 2022 Pazar 11:00 Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2022, 21:26
YORUM EKLE

banner19

banner36