banner17

Psikolojiye Benötesi'nden bakmak

Benötesi psikoloji, “insan psikolojisini anlamak” isteyen herkesi (ve elbette özellikle bu sahada çalışan öğrenci ve profesyonelleri) unuttuğumuz insan modelini (yeniden) hatırlamaya çağırıyor. Sümeyra Serttürk yazdı.

Psikolojiye Benötesi'nden bakmak

İnsanın insanı anlama çabası, kişi sayısı kadar algıya maruz kaldığında devreler yanıyor. Bu girişim ve süreçleri irdelerken tüme varmaya niyetlenildiğinde ise beşeri bilimler içinde en çok psikoloji çuvallıyor. Psikologlar olarak bireysel algı, tecrübe ve anlayışlarımızla bezenmiş “normal insan” tanımları üretme, sonra da standart sapmaları çantamıza biriktirdiğimiz “denenmiştir” ibareli tekniklerle yamama girişimlerine bir son vermemizin zamanı geldi de geçiyor. Unuttuğumuz aslî insan tanımını, ben bilinci ve ötesine dair büyük resmi yeniden hatırladığımızda bu metodolojik sorunsaldan tamamıyla kurtulabiliriz zira.

Tam da bu noktada Benötesi psikoloji, “insan psikolojisini anlamak” isteyen herkesi (ve elbette özellikle bu sahada çalışan öğrenci ve profesyonelleri) unuttuğumuz insan modelini (yeniden) hatırlamaya çağırıyor. Diğer psikoloji yaklaşımlarından farklı olarak; insanı ve psikolojik süreçleri araştırma ve bulgular üzerinden değil, kadim (ilahi referanslı veya psikolojik boyuttaki algının “ötesine” geçebilmiş kâmil/ermiş/“tam ve gerçek” insanların tecrübelerine dayanan) kaynakların ışığında anlamaya çalışan bir ekol olarak karşımıza çıkıyor Benötesi Psikoloji. Psikolojiyi “görecelinin göreceliği”ne hapsetmeyip, insana kendinden ve bütün katmanlarından haber veren zaman-mekân-imkân ötesi (perennial) hakikati gündeme getiriyor.

İnsan nedir? Ne değildir?

Benötesi Psikoloji, “İnsan nedir? Ne değildir?” sorusunun cevabı konusunda net: “İnsan ‘biyo-psiko-sosyal’  bir nesne değil, ‘biyo-psiko-spiritüel’ bir öznedir.” Eğer insanı geçici, kısıtlı ve değişken doğasıyla tanımlarsak, “biyo-psiko-sosyal” model çerçevesinde beden ve psişe (nefs-ego-ben) ile baş başa kalıyoruz. Bu unsurlar her türlü etkileşime açık olduğundan masaya yatırılıp deneysel metotlarla incelenebiliyorlar. Buradan hareketle, çıkarsamaya dayalı izahlar geliştirebiliyor ve bu izahların boşluklarından türeteceğimiz yeni sorulara kapılar aralayabiliyoruz.  

Benötesi yaklaşımına göreyse, insanı özne yapan nitelik, tanımına “spiritüel”  ibaresini iade ettiğimizde devreye girer. Bu durumda insan artık kısıtlı bilgiyle kendini yorumlayan, edindiği verilere dayalı çıkarsamalar üretip sonra da bunların pratik düzlemdeki sağlamalarının peşine düşen bir “araştırmacı” olmaktan çıkar. “Ruh/Spirit” masaya yatmaz, analize gelmez, çünkü parçalanıp bölünmez; kelimeye dökülmez, çünkü kelimeyle sınırlanamaz. Ama vardır, etkendir; etkilenemeyendir aynı zamanda. Onu insandaki en kıymetli unsur yapan, insanı onunla “en kıymetli varlık” yapan da işte budur.

Modern paradigma için taze bir açılım

Modern Psikoloji yaklaşımları insanı bedene ve arzu-korkulara endeksli bir modelle irdelerken, kadim psikoloji anlayışı insandaki biyolojik işleyişi ve psikolojik ihtiyaç, istek ve korkuları yok saymaksızın veya ötelemeksizin, asıl varoluş alanını bunların ötesindeki merkezde konumlandırır. Bütün kadim geleneklerde yer alan bu merkeze vurgu yapan Benötesi Psikoloji, insanlık tarihi için yeni bir buluş değil, fakat modern paradigma için taze bir açılım.

Benötesi Psikoloji’nin üzerine oturduğu zemini birkaç maddeyle özetleyecek olursak şunları söyleyebiliriz: 1) İnsan, sadece psikoloji ve biyoloji ile sınırlı bir varlık değildir. Beden ve psişenin birer anatomisi ve mekanizması vardır; fakat insanı insan yapan “ben-ötesi”/ruhsal niteliğidir. 2) İlkesel/Ruhsal düzlem irdelenemez, parçalanamaz ve psikolojik algı üzerinden anlaşılamaz. Bu nedenle psikoloji, “benötesi” (ilkesel) alanla değil, biyo-psikolojik (işlevsel) süreçlerle ilgilenen bilim dalıdır. 3) Psikoloji, büyük resmi kaçırmadan insanın biyo-psikolojik süreçlerini incelemeyi ve deforme olan tarafları çözümleyip dengeli ve sağlıklı haline geri döndüren müdahaleleri içerir. 4) Bütün bu araştırma-geliştirme ve uygulama süreçlerini yürütürken “modern psikoloji” tarihinde bugüne kadar ortaya konan bilgi ve yöntemlerin her biri (kendi düzeyi içinde) değerlendirmeye alınabilir, anlamlı ve faydalı görülenler uygulama süreçlerine dâhil edilebilir.

Psikolojiye Benötesi’nden bakarsak…

Benötesi Psikoloji’nin pratikteki karşılığı ise, kitabi bilginin ötesindeki yaşantısal alanı ve gelişimin dinamikliğini vurguluyor. Psikolojik düzlemde olup bitenleri anlama süreci, “aynaya bakmayı” ve görülenlerle özdeşleşmemeyi içeriyor. Bu yaklaşıma göre, bir meseleyi anlamak veya aşmak; öncelikle dengeli-sağlıklı-ölçülü olana dair objektif/gerçek bir referans noktasına dayanmayı, yukarıda anlatılan insan tanımına vâkıf olmayı gerektiriyor. Sonrasında ise kişi, psikolojik iniş-çıkışların nerede başlayıp nerede bittiğini tespit edebileceği bir “gözlemci” pozisyonunda durup, kendini o anda nerede konumlandırdığına “dışarıdan” bakmayı öğreniyor. Bunun anlamı ise şu: Eğer içimizde olup bitenleri doğru bir noktadan görebilirsek, içimizden yükselen seslerin dramatik fonuna “kendimizi” kaptırmamayı başarabiliriz. Böylece, asıl meselenin dışarıdaki insanlar veya olaylarla baş etmek değil; içimizdeki arzu, ihtiyaç, beklenti veya korkuları anlamak ve aşmak olduğunu fark ederiz.

İnsanın kendini anlama süreci, ç-engelinden kurtulamadığı (sübjektif) yorum ve algıları fark etmesiyle başlar. Benötesi Psikoloji’nin mevcut paradigmaya getirdiği açılım tam da bu aslında: “Psikoloji” denen olguyu ve insanın o alanda geçirdiği süreçleri anlarken olup bitenleri yorumlarımıza bulamadan hareket etmek durumundayız; eğer üzerine bastığımız halıyı bulunduğu yerden kaldıramayacağımız gibi; psikolojimize “ben” dersek (yani insanı sadece biyo-psikolojik bir varlık olarak tanımlarsak), o kısıtlı algı bizi kendisinden “öteye” çağırmayacaktır.

Sümeyra Serttürk

Güncelleme Tarihi: 06 Şubat 2019, 18:49
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Metin Erol
Metin Erol - 3 yıl Önce

Benötesi psikoloji üzerine yazı kaleme alıp Mustafa Merter ismini tebarüz ettirmemek pek hoş olmamış. İki kallavi metin önereyim:http://www.kitapyurdu.com/kitap/dokuz-yuz-katli-insan/90287.html&filter_name=Mustafa%20Merterhttp://www.kitapyurdu.com/kitap/psikolojinin-ucuncu-boyutu-nefs-psikolojisi-ve-ruyalarin-dili-ciltsiz/329665.html&filter_name=Mustafa%20Merter

Sümeyra Serttürk
Sümeyra Serttürk - 3 yıl Önce

Yorumunuz için teşekkürler Metin Bey. Dr. Mustafa Merter bu ekolde çalışan önemli kuramcılardan biri ve bu kavramı Türkiye'de ilk telaffuz eden kişi. Ekolün tarihçesinden ve bu başlık altında çalışan kuramcılardan söz ediliyor olsaydı kıymetli hocamızın adını zikretmemek olmazdı, haklısınız. Yazıda özellikle hiçbir isim geçmiyor, çünkü vurgulamak istediğim Benötesi Psikoloji'nin teorisinin kişilerden bağımsız oluşu.

A.Kerim Çelik
A.Kerim Çelik - 3 yıl Önce

Sümeyra hanım asil önünde diz çöker. Sonlu olanı fethetmiş olanın önünde diz çökeriz.Rüzgarla kamçılanan sakın suyun sahile vuran dalgalara dönüşmesi gibi, Sümeyra hanım bir kişi olmasına rağmen, bir çok kişi onu bir çok kişi gibi düşünür.Şaşı olana bir lamba iki gözükür, görünen ve gören iki değil iken. Ah! Zihin her ikisini de nesne olarak görür.Evin ışıkları yakılmış olduğu halde kör, karanlıkta yaşar. Hakikat, herşeyi kapsayıcı ve yakın olduğu halde, aldanmış olana her zaman uzaktır.

banner19

banner13

banner20