Peygamberimizi nasıl anlatıyorlar?

Her birinin anlatımı birbirinden farklı özellikleri içeren dört kitabın Peygamber Efendimize bakışı nasıl?

Peygamberimizi nasıl anlatıyorlar?

Nisan ayını bitirip, mayıs ayına adım attığımız şu günlerde nihayet Peygamber Efendimizin hayatını anlatan üç-dört kitabı okumuş olmaktan ve zihnimi meşgul eden acaba hangisi daha güzel anlatmış soru çengelinden kurtulmak için epey bir uğraştım sonunda şuna kani oldum: Her birinin anlatımı birbirinden farklı özellikleri içeriyor ancak hangi kitabın, Efendimizin hangi özelliğini daha belirgin ortaya çıkardığını, ziyadesiyle beni etkileyen satırları tespit etmeye çalıştım.
 
Üç ayrı Peygamber tasavvuru
 
1 -Aşırı yüceltmeci Peygamber Tasavvuru
2-İndirgemeci Peygamber tasavvuru
3-Kur’an’ın Peygamberi 
 
Mustafa İslamoğlu, İslamiyeti yaşama çabasındaki insanların anlayışlarında tezahür eden Peygambere bakış açısını üç grupta değerlendiriyor. Kimilerinin adeta cahiliye aklına itibar ederek efsaneleştirip, melekleştirdiği bir Peygamber, kimilerininse Peygamberi azalta azalta tamamen ”hayattan dışlama” anlayışına doğru giden bir yaklaşım.
 
İki tasavvur bir gerçek
 
Birbirinden apayrı gibi duran iki Peygamber anlayışında da yazarın dikkat çektiği ortak nokta “anlama sorunu” dur. Zira Peygamber hakkında gerçek dışı, hayali bir imaj oluşturularak ortaya çıkartılan sahte bir peygamber tasavvurunun altında yatan aslında “Peygamberlik kurumunun hakikatine ilişkin bir yanlış anlamaya dayanmakta ve zihinlerde Kur’an’ın Peygamber tasavvurunun dışında bir Peygamber inşa etmektedir”. İki uç nokta, ifrat ve tefritin ortasında her zamanki gibi sabitleyici bir unsur, yani denge= Kur’anın Peygamberi. Rabbimiz diyor ki: “Muhammed (s.a.v.) sadece bir elçidir, ondan önce de elçiler gelip gitmiştir”. Ve Efendimiz de “Beni, Hıristiyanların Meryem’in oğlunu yücelttikleri gibi yüceltmeye kalkmayın: Ben yalnızca bir kulum. Benim için şöyle deyin: O, Allah’ın kulu ve elçisidir”. Peygamber Efendimiz sahabelerine her fırsatta beşer olduğunu hatırlatmış öyle ki; “bende sizler gibi kızarım, öfkelenirim, üzülür ve sevinirim, neşelenir, hüzünlenirim.” Demiş. Zira aksi durumda melek olması lazım gelirdi ki Rabbimizin buyurduğu gibi “Eğer yeryüzünde salına salına dolaşan melekler olsaydı, o zaman onlara elçi olarak şüphesiz gökten bir melek indirirdik”. Efendimizin sadece bizlere örnek bir hayat tarzı ama illa ki yaşanılan, uygulanabilen bir hayat tarzını ve Allah’a teslimiyeti her daim hatırlatıcı bir görevi vardır. Yani kısacası Kur’an’ı anlamak istiyorsak Peygamberimizin izinden gitmeli, Peygamberimizi iyi tanımak istiyorsak Kur’anı “iyi” okumalıyız. Yani İslamoğlu’nun dediği gibi “cama değil camdan” bakmalıyız. 
 
EfendimizGönül tahtımızın eşsiz sultanı Efendimiz

 
Nasıl okunup da sonuna geldiğimizi anlamayacak derecede akıcı ve sade bir üslupta kaleme alınmış, Efendimiz (s.a.v.) kitabı Reşit Haylamaz tarafından. Hatta okuma bilinci olmayanların bile zevkle bu kitabı okuduklarını müşahede ettim. Kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz ve elinizden bırakamıyorsunuz. Yanı başınıza geliyor adeta Mus’ab ibn Umeyr. Daha bir yakın hissediyorsunuz, daha bir seviyorsunuz onu. İnsanların gıptayla baktıkları şaşalı hayattan, Peygamberin elinin göğsüne değmesiyle imanı iliklerinde hissetmesi ve artık o hayatın ona huzur vermeyeceğini anlayarak tamamen terk etmesi, üstelik ailesi tarafından maruz kaldığı eziyet ve sıkıntılara rağmen Peygambere bağlılığında en ufak bir sapma bulunmayan genç Mus’ab. Bedir savaşında Hubab ibn Muzir’in Efendimize muhalefet endişesi taşıması ve çekinerek mekân tercihini belirtmesi, fikrini söylediğinde Peygamber Efendimizin (s.a.v.) memnuniyetle onun önerisini kabul etmesinden nasıl bir sonu çıkar sizce. Elbette O’nun istişareye verdiği önem. 

Diğer dikkat çekici bir husus da Uhud’da emrine itaat etmeyerek mutlak bir zaferi hezimete dönüştüren ashabına karşı imada dahi bulunmaması ve onları üzecek tek kelime bile söylememesi nasıl açıklanabilir; çünkü O (s.a.v) insanlar arasında yerleştirmek istediği istişareyi, sonucu ne olursa olsun her şeyden daha elzem görüyordu. Efendimizin istişare etmeyi ne kadar önemsediğini anlatan son bir örnek de şöyle: Hudeybiye’ye gelip Kâbe tavafından mahrum kalan sahabenin bunu henüz hazmedemeyip Peygamberlerinin “kalkın ve kurbanlarınızı kesip, traş olun” emrine uymamaları, hem de üç kez tekrar etmesine karşılık. Bu durum Allah Resulünün çok ağrına gider ve Ümmü Seleme validemizle istişarede bulunur. Annemiz O’na sen çık ve kurbanını kes, ashabın sana uyacaktır diyor ve gerçekten de Peygamberimizin kurban kesmeye hazırlandığını gören ashabı hemen toparlanıyor ve kurbanlarını kesmek için adeta yarışıyor.
 
Hz. AişeHazreti Aişe (ra)
 
Arka arkaya okuduğum için midir bilinmez ama yine Reşit Haylamaz’ın Hz. Aişe validemizi anlatan kitabı sanki Efendimiz kitabının tamamlayıcısı gibi. Aişe annemizin vasıtasıyla Peygamber Efendimizin aile hayatını daha yakından müşahede etme fırsatını veriyor bizlere. Efendimizin Aişe validemizle evlenmeden önce bizzat kendisine verilmek üzere maddi imkânı ifade eden (sadak) belli bir miktar nakti temin etmeden, izdivacın mümkün olmayacağını ashabına uygulamalı olarak adeta ders verir nitelikte gösteriyor ve mühim bir örnek teşkil ediyor. O güne kadar mehir dahil bir çok haktan mahrum kalan kadın bu vesileyle zaten sahip olduğu bir takım haklara yeniden kavuşma imkanı buluyor. Sahabenin üstüne titrediği Aişe annemiz rahat bir hayat sürme imkanı varken sıkıntı çekerek, kıt kanaat hayatını idame ettiriyordu. Niçin böyle yaptığını soranlara ise Efendimizin “Şayet bana kavuşmayı murad ediyorsan, kullanılamaz hale gelmedikçe elbiseni değiştirme ve bir aylık yiyeceğinden fazlasını düşünüp de saklama gayretine girme!” tembihini hatırlatıyordu. O Resulün çizdiği bu çizgiden ayrılsın mümkün müydü?. Yine “Resulullahın ahlakını soranlara siz hiç Kur’an okumuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an idi” cevabı aklımıza çivi gibi çakılması gereken satırlardan.
 
Hz. Muhammed’in hayatıHz. Muhammed’in hayatı
 
Galiba beni en içerden yakalayan bu oldu yani Martin Lings’in (Ebubekir Siraceddin) kitabı. Belki de çeviriden (Nazife Şişman) kaynaklanıyordur bilemiyorum. Zira çeviri eserlerde çevirenin kattığı artılar çok fazla ve son derece mühim. Sanki daha bir naif, biraz daha duygusal pencereden bakmış Efendimize ya da en azından evveliyatta okuduğum eserlerde rastlamadığım bu tarz bilgilerle burada karşılaştığım için bana öyle gelmiş de olabilir. Örneğin: Efendimizin ölülerin arkasından ağıt yakılmaması öğüdünü yanlış anlayan Hz. Ömer’in Hz.Rukiye ve Bedir şehitlerinin arkasından ağlayan kadınlara bağırdığını duyunca, “bırak ağlasınlar” der ve ekler; “kalpten ve gözden gelen Allah’tan ve merhametindendir”. Fakat elden ve dilden gelen şeytandandır.

Eliyle göğsünü dövmeyi ve yüzlerini yırtmayı, dil ile de bağırıp, çağırarak ağıt yakmayı kastediyordu. Yine Peygamber Efendimiz çok sevdiği oğlu İbrahim vefat edince gözlerinden yaşlar boşaldı, yukarıda mevzu bahis edilen yanlış anlama nispeten devam ediyor olacak ki O’nun ağlamasını yadırgayanlara ağlamasına devam ederek şöyle buyurdu; “Bunlar acıma ve merhamet belirtileridir, son gelenimizin ilk gidene yetişeceğini bilmesek senin için daha fazla üzülürdük. Göz ağlar, kalp hüzünlenir, Allah’ın gücüne gidecek bir şey söylemiyoruz.” dedi. Daha sonra İbrahim’in mezarının üstüne atılan toprağın yüzeyinde dengesizlik olduğunu işaret ederek “Sizden biriniz bir şey yaptığında, onu mükemmel yapsın” dedi. Toprağı eliyle düzelterek yaptığı iş için “Bu ne fayda ne de zarar verdi, fakat hüzünlenenin gönlünü ferahlattı.” buyurdu. Evet, belki çok küçük bir ayrıntı gibi geliyor ama hayat işte böyle küçük detayların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Hatta böyle ayrıntılara özen gösterenleri bazen “mükemmeliyetçi” diye sınıflandırabiliyoruz. Oysa ki Peygamberimiz ve dolayısıyla yaşamaya çalıştığımız din her yönüyle estetik, tertip ve düzende en ufak bir pürüzü bile es geçmeyen bir din, daha ötesi var mı? Mezarın üstündeki toprağa bile ehemmiyet veriyor.
 
Peygamber Efendimizin hayatını anlatan kitapları okumak, dünyaya bakışımızı daha bir çekip çeviriyor, hizaya sokuyor ve rotayı şaşırmamamız için adeta bize alternatifi olmayan bir örnek teşkil ediyor, elbette Kur’an’ın Peygamberiyle aman ha sanal peygamberlerle karıştırmayalım!


F.Kebire Gündüz Karaaslan örnek bir hayat yaşamak için okudu

Yayın Tarihi: 30 Nisan 2011 Cumartesi 12:36 Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2011, 22:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
abdülmecit karahasanoğlu
abdülmecit karahasanoğlu - 10 yıl Önce

kardeşimizin ayrıntıları yakalayan bakış açısını tebrikle karşılıyor okumalarının özetlerini hararetle takip ediyorum teşekkürler

hatice erdem
hatice erdem - 10 yıl Önce

seçimleriniz gerçekten önemli tespitler içeren kaynaklar.. tebrik ederim.

banner26