Patani diye bir davamız var, unutma!

Zormuş anlayacağınız, kurşunların sevdiklerinizi tek tek sizden aldığı bir beldede, Patani'de çocuk olmak... Ve yetim kalmak... Enes Yaşar yazdı..

Patani diye bir davamız var, unutma!

Coğrafyası işgal edilmiş topraklarda bir annenin kalbi hep yorgun düşermiş çağı kirleten arzular karşısında. Çocuklar sıçrayarak uyanırlarmış uykularından. Rüyalarına sinermiş korkuları... Ve yanlarında oyuncakları yerine acılarını taşırlarmış. Tıpkı şehit olan babalarının, kurşunları bağırlarında taşıdıkları gibi. Zormuş anlayacağınız, kurşunların sevdiklerinizi tek tek sizden aldığı bir beldede, Patani'de çocuk olmak... Ve yetim kalmak...

İman... İşte bahsetmekte olduğumuz İslam kardeşliğinin mihenk taşı olan yetim kardeşlerimizden bir tanesi. Uzak Asya'nın derinliklerinde saklı kalmış olan, budist bir dünyada inançsızlık tohumlarının durmaksızın saçıldığı, acılara ve hüzünlere başkentlik yapmakta olan Patani'de yaşıyor. Bizler de kendisini İHH vasıtası ile 2013 Kurban bayramında Patani'ye yapmış olduğumuz bir seyahat esnasında tanımıştık. Aradan geçen uzun zamana rağmen bakışlarındaki masumiyet ve gülüşündeki mahcubiyet hâlâ dün gibi hatırımızda. Ve Patani'de görmüş olduklarımız ise unutulmaya yüz tutmak yerine gün geçtikçe daha da kendini hatırlatan bir hal alıyor. İşte bu nedenle ümmete emanet edilen yetimleri ve onların yetim kalış öykülerini gönüllerimizde ve zihinlerimizde saklı kalması yerine ümmetle paylaşma ihtiyacı duyduk.

O minicik yüreklerin içerisine huzur serpiştiriyor

Yeniden İman'a dönelim. İman, henüz sekiz yaşında ve dünyalar tatlısı bir kız. Onu ilk gördüğümüzde yüreği bir ceylan yavrusu kadar ürkekti. Sanki yorgun düşmüş hislerindeki fırtınayı dinginleştirecek bir liman arıyordu. Belki de çölde bir vaha... Ama arayışta olduğu mutlaktı. Çoğu yetim gibi belki o da buluşmalarını rüyalara bırakıyordu. Ve doya doya sarılıyordu yüzünü bile hatırlamadığı babasına. Hatırlamıyordu çünkü babasını, İman daha kundakta iken şehit edilmişti. Nasıl şehit edildiğini annesine sorduğumuzda ise gözlerini nem bulutları kaplamaya başlıyordu annesinin. Ve boğazımızı düğümlüyordu o ne bulutları.

Üçü birlikte arabayla evlerine gidiyorlarmış. Taylandlı budist askerler arabalarını (Patani'de yaklaşık iki kilometrede bir yollarda barikatlar var. Ve o barikatlarda bir ölüm listesi. Eğer mücahitler bu güzergahtan geçerse oracıkta şehit ediliyor. Muhtemeldir ki İman'ın babası da o listedekilerden birisiydi.) durdurmuş. Eşini yaka paça indirmişler zorla arabadan. Ve biraz ilerideki ağaçların arasına sürükleyerek götürmüşler. Sadece bir el silah sesi duymuş. Sonrası... Yok... Gözyaşı...Ve muhacir kalplerimizde kanayan bir yara... Bir müddet sessizlikten sonra sabrın ve metanetin bu anne üzerinde ne kadar asil durduğunu düşünmemek elde değildi. Nitekim anlattıklarında tek bir sitem dahi yoktu.

İman, şimdilerde İHH'nın vesilesiyle yaptırılmış olan ve aslında ümmete ait olan yetimhanelerden birinde annesiyle birlikte kalıyor. Annesi ise oradaki diğer yetimlere de annelik yaparak onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Yeri geliyor yemeklerini yapıyor, yeri geliyor elbiselerini yıkıyor ve yeri geliyor saçlarını tarıyor. Ama en önemlisi de sanırım o minicik yüreklerin içerisine huzuru serpiştirebiliyor olmasıdır.

Sadece yetimlerinin acılarına ortak olmamızı istiyorlar

Annelerden bahsetmişken tanışmış olduğum vefakar bir tanesi daha geliyor aklıma. Ayakları altında cennet olan. Metanetini hiç kaybetmemiş. Çocukları için ayakta duran...

Dökülen gözyaşları sanki birer inci tanesi bu annenin... Tutmaya çalışıyor içinde. Ama hiç bir cevher saklı kalır mı? Kalmıyor... Kalmamalı da... Anlattıklarıyla eş zamanlı dökülüyor ağzından o inci taneleri. Ümmetin vicdanı üzerinde birikiyor. Ve anlattıkça acılar; emanet ediliyor adeta bizlere. Acı da emanet edilir miymiş hiç demeyin sakın. Patani'de acılar bile o kadar değerli ki... Yeter ki sahip çıkılsın. Bizden çok şey istemiyor oradaki müslüman kardeşlerimiz. Sadece yetimlerinin acılarına ortak olmamızı istiyorlar. Öyle ki ablamız, tek başına göğüslemeye çalışıyor ümmete ait olan sıkıntıları. İki evladının, babalarını arayan bakışlarına siper etmeye çalışıyor kendisini. Tıpkı onun bir zamanlar kendilerini korumak için Taylandlı askerlere vücudunu siper ettiği gibi. Sanırım buradaki babalar, evlatları için kendilerini kurşunlara siper ederken; anneler ise kendilerini acılara siper etmeye çalışıyor. Anneliğin ve babalığın bedeli farklı bu yüzden Patani'de. Hele çocuk olmanın bedeli...

Derin düşüncelere dalmamızın ardından yeniden ablamızı dinlemeye devam ediyoruz. Eşini yine İman'ın babası gibi arabayla bir yolculuk esnasında almışlar. Kendisiyle birlikte iki çocuğunu ise bırakmışlar. Fakat ablamız üç aydan beri (beş ay önce gittiğimizde yaklaşık üç aydır haber alamıyordu. İnşallah bu süreç içerisinde hayırlı haberler ulaşmıştır ablamıza) eşinden haber alamıyormuş. Şehit mi oldu yoksa hâlâ hapishanede mi tutuluyor bilmiyor. Ve bu belirsizlik öylesine sancılı bir hal almış ki ablamızın yüz hatlarını adeta kendisine mesken edinmiş. En çok acıyı ise eşinin götürülürken söylediği o son sözlerini hatırladığında yaşıyormuş. "Sakın beni bulmaya çalışmayın. Aramaya gelmeyin. Yoksa size de bir kötülük yaparlar" sahnesi gözlerinin önünden bir türlü silinmiyormuş. Ablamız ise tüm bu sıkıntılara göğüs gererek iki çocuğunu büyütmeye çalışıyor. Geçimini ise eşinin kardeşinin tuttuğu balıkları pazarda satarak sağlamaya çalışıyormuş. Ve bunun haricinde de hiç bir geliri yokmuş.

Asya'nın karanlık dehlizleri arasında sıkışıp kalmış olan Patani'den ayrıldığımız vakit bir ümmet bilincini de yanımıza almış oluyoruz. Patani davası diye bir kaygımız daha oluyor. Ümmetin bilmesi ve paylaşması gereken bir acısı daha var artık. Ey ümmet, acılarınıza sahip çıkın...

 

Enes Yaşar yazdı

Güncelleme Tarihi: 30 Nisan 2014, 10:29

Eslem Nilay Bozdemir

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26