banner17

Part-time başörtülülerin romanı

Avusturalya'da ve dünyanın birçok ülkesinde bu yazarın romanları okunuyor! Türkçeye de kitabı çevrilen Randa'nın yazdıkları dikkatinizi çok çekecek.

Part-time başörtülülerin romanı

Dünya gençleri bu kitapları okuyor!

Genç olmanın zor olduğu bu ahir zamanda, dünyanın her bölgesinde “genç” oluşundan ötürü içinde aynı sızıları yaşayan milyonlarca insan var. Müslümansak, gençsek, kendi dinimizin ön gördüğü kendi doğrularımızla yaşamaya çalışıyorsak eğer, elimizde kordan bir ateş tutuyoruz aslında.

Ortada; Randa Abdelfattah

Birileri bu sızıların tercümanı olmak istemiş ve Avustralya’dan sesini duyurmaya çalışmış. Kanaatimce başarılı da olmuş. İki tane kitap yazmış ve binlerce gence ulaşmış bu kitaplarla. Peki, kimdir bu? Avustralya’nın Sydney kentinde yaşayan Randa Abdel-Fattah isimli bir avukat. İcra ettiği mesleğinin dışında kendini Müslüman gençlerin sıkıntılarını yazmaya ve onlarla paralel işler yürütmeye adamış bir yazar. Gençlerin sıkıntılarını anlattığı iki tane kitabı var. İlk kitabı olan “Does My Head Look Big in This?” (Başım Bunun İçinde Büyük Görünüyor Mu?) dünyanın hemen hemen her bölgesinde okunmuş. İkinci kitabı ise “Ten Things I Hate About Me” (Kendim Hakkında Nefret Ettiğim On Şey) ise ilkini aratmayacak ölçüde okur sayısına ulaşmış. Peki, neden sevilmiş bu kitaplar, neymiş bu dünyanın dört bir yanına dağılmış Müslüman gençlerin sıkıntıları da, kendilerini bulmuşlar bu kitapta?

Does My Head Look Big In This, Randa Abdel-FattahTanıdık bir hikâye

“Başım Bunun İçinde Büyük Görünüyor Mu?” isimli kitapta aslında bizim ülkemizde de sıkça rastladığımız bilindik bir hikâye var. En belirgin fark, hadiselerin Avustralya’da vuku buluyor olması. Şöyle ki; kitabın başkahramanı, Emel isminde 16 yaşında Müslüman bir genç kız. Ailesi de Müslüman olan Emel, ortaokuldayken kendisi gibi Müslüman olmuş birkaç arkadaşının vesilesiyle başörtü takmaya başlıyor. O zamana kadar başörtülüleri ikiye ayırıyordu, full-time başörtülüler ve part-time başörtülüler şeklinde. Full-time başörtülüler dininin emri olduğu için başını sürekli örten hanımlar, part-time başörtülüler ise cenazeye, mezarlığa gittiği vakit başını örten insanlardı onun gözünde. Kendisi de full-time ekibine girmek için bir adım atıyor. Bundan sonra sorunlar da başlıyor maalesef.

Emel başörtü taktı ya, potansiyel bir Taliban üyesidir artık sınıf arkadaşlarının gözünde. Başörtüsünü çekiştirip çıkarmak isteyen mi dersiniz, aslında dininin gereği olduğu için değil de başının altında bomba sakladığı için başörtü taktığını düşünen mi dersiniz, her çeşit insanın garip muamelelerine maruz kalıyor Emel. Büyük üzüntü duyuyor bunlar karşısında fakat bir yandan da başörtü taktığı için artık diğer arkadaşları gibi gezip eğlenemeyeceğini düşünür. Bunun hayatını önemli ölçüde değiştireceğini sanır.

Kamusal alanın Avustralyacası

Emel’in başörtüsünü takıp da okula gittiği ilk gün onu sınıftan kovmak isteyenler olur. Hatta bazı öğretmenleri onu okula almamakla tehdit ederler. Hikâye hiç de Avustralya’da yaşanıyor gibi gelmiyor değil mi? Gayet trajikomik bir hadise. Ama işte bir kere Müslüman olmaya görün, nerede yaşıyor olursak olalım, yakamızı bırakmıyorlar elhamdülillah…

Emel bu yaşında yaşadıkları yüzünden buhranlar geçirse de aslında bu “Beni öldürmeyen acı güçlendirir” sözü uyarınca hırslandırıyor onu. Ailesi ve Müslüman arkadaşları ona her konuda destek oluyorlar. Emel yılmıyor, yıkılmıyor ve hukuk fakültesini kazanıyor. Akabinde de dünyanın sayılı avukatları arasına ismini yazdırmayı düşünüyor.

Ten Things I Hate About Me, Randa Abdel-FattahKendinden nefret etme Cemile!

Randa’nın “Kendim Hakkında Nefret Ettiğim 10 Şey” isimli ikinci kitabında ise buna benzer bir Müslüman genç hikâyesi var. Bu sefer kitabın kahramanı Cemile isminde bir genç kız. Birgün Cemile ve okul arkadaşları arasında Sydney plajındaki Arap karşıtı ayaklanmalar ile ilgili bir sohbet başlar. Arap kökenli Müslüman bir arkadaşı ırkçı çetelerin yaptığı bu ayaklanmalar esnasında yaralandığını anlatır. Bu konu okuldaki öğrencileri ikiye böler ve İslam karşıtlığını ırk ile bağdaştırarak bir tür öğrenci sorunu haline getirirler. Okulda yaşanan bu sıkıntıların dışında Cemile bir de evde sorunlar yaşamaktadır.

Annesi, Cemile küçükken vefat etmiştir; babası ve erkek kardeşiyle birlikte yaşamaktadır. Babası, Cemile’nin erkek kardeşine karşı ne derece rahatsa, Cemile’ye karşı o derece katı ve kuralcıdır. Cemile evde başörtü takarken okula gittiği zaman başını açmaktadır. Başörtüsünü baba baskısıyla taktığı için örtünmekten hiç haz alamadığını hisseder ve bundan ötürü büyük bir vicdan azabı duyar kitap boyunca. Çevresinde Müslüman kimliği altında çok farklı silüetler vardır. Kimisi sabahlara kadar partilerden çıkmazken, kimisi çevresine ve arkadaşlarına karşı İslamiyeti anlatmakla yükümlü olduğunu hissettirir. Cemile de gerek okulda gerekse evde yaşadığı bu ikilemlerden ötürü ne yöne gideceğini bir türlü bilememektedir. Kitapta Kur’an’ın ne derece manipüle edildiği açıkça gösteriliyor. Çoğu insan ayetleri mealine uygun değil de, menfaatine uygun olarak yaşıyor. Başkahraman da bunun sıkıntısını yaşıyor içinde. Aynen bu topraklarda birçok gencin duyduğu sıkıntı gibi…Where the Streets Had a Name (Arapça), Randa Abdel-Fattah

Farklı coğrafya ama aynı dert

Şimdi gelelim “Neden bu kitaplar?” Şöyle ki; dünyanın neresinde olursak olalım, ahir zamanda imanlı genç olmanın elde kor ateş tutmak gibi olduğu şu hayatı yaşamak oldukça zor. Soluduğumuz hava ister Ekvator sıcağı ister Sibirya soğuğu olsun, içinde bulunduğumuz iklim ister çöl ister amazon iklimi olsun, tenimiz ister sarı ister siyah olsun hiç fark etmiyor.

Eğer İslam adına yüreğinde vicdanı ile birlikte dinini yaşamak istiyorsa bir genç, bu her yerde zor. Başörtü takmak, ister Türkiye’nin kamusal alan diye nitelendirdiği ve sınırlarının dolma kalemle çizildiği bu saçma alanda, ister kanguru cenneti Avustralya’nın topraklarında olsun, mevzu bahis Müslüman olmaksa, gerisi teferruattır.

Where the Streets Had a Name, Randa Abdel-FattahMüslüman genç olmak her yerde zordur, ama bu kitapları okuduktan sonra gözlerinizi kapattığınız zaman, dünyanın bir yerinde, adını bile bilmediğiniz bir bölgesinde, Müslüman ve başörtülü bir kişinin sizin çektiğiniz sıkıntıları yakından tanıyor ve yaşıyor olduğunu düşününce insan şükrediyor. Oralarda bir yerde, sen gündüzü yaşıyorken onun geceyi yaşadığı bir yerde, Müslüman olup da başörtü için sıkıntıya düşen bir derttaş olduğunu bilmek, şükre değer bir şey bence…

Ve son söz; her daim full-time başörtülü olmak duası ile…

 

 

Hatice Sarı haber verdi

Güncelleme Tarihi: 09 Aralık 2010, 20:07
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20