Pandemi günlerinde Ramazan

"Günümüzde COVID-19 salgını da sosyal hayatta bireyselleşmeyi hızlandırırken, dijital dönüşümü artık hayatın bir parçası haline getirdi. Korunma ve izolasyon tedbirlerinin artırılması kişileri bireyselleşmeye ve dijital iletişime dahil etti." Uzm. Dr. Selahattin Semiz yazdı.

Pandemi günlerinde Ramazan

Dünya genelinde yaygın bir pandemi oluşturan COVID-19 salgını, yaşamı ciddi anlamda etkilemeye devam ediyor. Aralık 2019’da Çin’in Hubei eyaleti Wuhan kentinden başlayan bu hastalık hakkında var olan bilgiler her gün değişirken, hastalığın hızlı bulaşma şekli, hasta ve ölüm sayılarının sürekli artması sebebiyle var olan panik ve endişe bir tür korkuya dönüşmüş durumda.

Hastalığın farklı seyreden klinik prognozu, görüldüğü yaş grupları ve yayılışı dikkate alındığında; konunun sadece tıbbi boyutla sınırla kalmayacağı, sosyo-kültürel, etik ve ahlâk, hukuk, eğitim, turizm, ekonomi, tarım, halk sağlığı vb. açısından olumsuz bazı etkileri olabileceği görülmüş durumda.

Covid 19 pandemisi daha önce görülen ve kısa süren grip salgınlarının aksine uzun süre devam ederek yaklaşık 2 yılı aşan bir sürede tüm dünyayı etkisi altına aldı. Her geçen gün vaka sayıları, hastaneye yatan hasta sayıları, entübe ve yoğun bakım sayıları ve ölümler arttı. Hastalığın etkeni viral olduğu için bilinen etkili bir ilaç tedavisi bulunmuyor. Yapılan tedaviler hastanın direncini artırmaya yönelik ve semptomatik tedaviler. Bu pandemiye karşı halen elimizde olan en güçlü silahlar, enfeksiyon kontrol yöntemleri, korunma ve aşılanma olsa gerek.

Sağlıkta bilim ve teknolojinin en parlak dönemi yaşanırken, toplamda 1 gr kadar ağırlığı olan Covid 19 virüsü bir atom bombasının birkaç katı kadar insanın ölümüne neden olması bilim insanlarını daha farklı düşünmeye zorladı. Önümüzdeki dönem biyolojik savaş ve terörün öne çıktığı bir dönem olarak tarihe geçebilir.

Pandemi döneminin hastaları ve kurbanları olduğu gibi kahramanları da vardı. En başta fedakârca çalışan tüm sağlık çalışanları, covid servisi çalışanları, yoğun bakım personeli, 112 acil servis görevlileri ve cankurtaran görevlileri bu dönemde olağanüstü bir gayret gösterdiler. Bazı ülkelerde insanlar ailelerinden ve yakınlarından covid nedeniyle görüşmekten kaçınırken, birçok hastanede sağlık personelleri Covid servisinde çalışmak için gönüllü oldular. Covid olma riski altında, günde 7/24 devam ederek, ailesini ihmal ederek, zor durumda çalıştılar.

Doktorlar ve sağlık personeli arasında da Covid nedeniyle yoğun bakıma yatışlar ve ölümler çok görüldü. Özellikle 2020 yılında neredeyse her ay birçok sağlık çalışanının covid 19 nedeniyle yoğun bakıma yatışı ve/veya ölüm haberi ile üzülüyorduk. Aşılamanın başladığı 2021 yılı ilk aylarından itibaren sağlık çalışanları riskli ve öncelikli gurup olarak aşılandığı için yoğun bakıma yatış ve ölüm oranı oldukça azaldı.

Dikkat çeken bir ayrıntı da hastane ve işyeri çalışanlarından Covid olanların yaklaşık %70-80 kadarı hastane ve işyeri dışında aile ve diğer yakınlarından enfeksiyonu kapmaları oldu. Bu durum bize maske, mesafe ve temizliğe dikkat edildiğinde en riskli yerlerde bile korunabileceğimizi daha açık göstermiş oldu.

Bu pandemi süreci sağlıkta tedavi edici hekimlikle beraber koruyucu hekimlik ve halk sağlığı uygulamalarının daha önemli olduğu yeni bir sürecin kapısını açmaktadır. Aynı zamanda teknolojik gelişmelerin doğaya ve sağlığa zarar vermemesinin önemi, çok ilerleyen ve gelişen tıbbi cihaz ve uygulamalarının, hekimlik sanatı ile birlikte hastalıktan korunma ve sağlıklı yaşam ile bir arada dünyadaki doğal dengeyi koruyarak ve dikkate alarak gelişmesinin önemi daha iyi anlaşıldı.

Pandemi nedeniyle yaşananlar, yüzyıllar önce yaşamış bilge hekim İbn-i Sina tarafından salgınlar münasebetiyle yapılan tavsiyeleri akıllara getirdi. İbn-i Sina,‘El Kanun fit Tıb’ isimli kitabında salgın hastalıklara karşı çözüm önerileri konusunda şu uyarılarda bulunmaktaydı: “Sirke ile temizlik yapın. Ellerinizi, bulaşıklarınızı ve kıyafetlerinizi mutlaka sirke ile yıkayın. Birlikte dolaşmayın. Beş on kişi bir araya gelerek kalabalıklar oluşturmayın. Pazarları terk edin. Paraları bırakın. Toplu halde ibadet etmeyin. Salgından korkmayın, hastalıktan sakının, hastalarınızı terk etmeyin. Evinizde oturun ve neşeli olun. Hastalık neşeden kaçar.

Pandeminin sosyal etkileri

Hastalık ve salgın haberlerinin oluşturduğu psikolojik travmalar, korku, endişe ve panik birey ve toplum olarak hayatlarımıza etki ediyor. Tarih boyunca yaşanan birçok salgınlarda kitlesel ölümlere neden olmuş ve önemli sosyal yapısal değişimlere, tarihi dönüşümlere zemin hazırlamış. Bu dönemlerde salgınların sosyal etkileri kalıcı olarak toplumsal yapıyı değiştirmiş.

Mesela 14. yüzyılda ‘Kara ölüm’ olarak da bilinen veba salgını, Avrupa nüfusunun üçte birini yok ederek Avrupa tarihini derinden etkilemiş. Genç ve fakir insanları daha çok etkileyen salgın sonunda çalışacak işgücünün bulunamaması Avrupa’da serflik sisteminin sonunu hazırlamış.

16. yüzyılın başlarında Amerika’da yaşanan ve/veya yaşatılan çiçek salgını, Avrupalı sömürgecilerin Amerika kıtasını istilasını kolaylaştırmış.17. yüzyılda Fransa’da yaşanan veba salgını ise devletin sosyal hayata müdahalesini arttırmış.

Günümüzde COVID-19 salgını da sosyal hayatta bireyselleşmeyi hızlandırırken, dijital dönüşümü artık hayatın bir parçası haline getirdi. Korunma ve izolasyon tedbirlerinin artırılması kişileri bireyselleşmeye ve dijital iletişime dahil etti.

Bu ‘yeni normal’de sosyal medya arkadaşlıkları artmış, zoom toplantıları-dersleri hayatımızın bir parçası olmuş; şirketler evden çalışma düzenine uyum sağlamış ve bazıları bunu karantina sonrasında da devam ettirme kararı almış; tablet, telefon ve bilgisayardan uzak tutmaya çalıştığımız küçük çocuklar bu araçlara daha da bağımlı hale gelmiştir.

Toplumun bir kesiminin virüsten korunmak için evlerinde olduğu pandemi döneminde, evlerindeki bu insanlara hizmet için motor kuryelerle her türlü siparişin kapımıza kadar getirilmesi ile yeni iş kolları doğmuş ve gelişmiştir. Sağlık ve hizmet sektöründe olduğu gibi zor şartlarda hayat ve ölüm ile iç içe bazen zamanla yarışır bir biçimde çalışmak zorunda oluş, sağlık ve gıda gibi temel ihtiyaçları daha görünür hale getirirken; tüketim alışkanlıklarımızı da dönüştürdü. ‘Yeni Normal’e göre şekillenen hayatımızda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Pandemi günlerinde Ramazanlar ve bir hatıra

Covid 19 pandemisi ilk başladığı 2020 yılı ilk ayları, Mart-Nisan aylarında artmaya başlamış, salgının yoğunlaştığı Mayıs ayında Ramazan başlamıştı. Pandeminin başlangıç ve pik dönemine rastladığı için yoğun korunma tedbirleri maske-mesafe ve hijyen kurallarına ek olarak tam kapanma kuralları da uygulanıyordu. Buna bağlı olarak camiler kapalı, cemaatle namaz tamamen yasaklanmıştı. Vakit namazları ve teravih namazları evlerde kılınıyor camilerde ancak son cemaat mahallerinde tek tük insanlar görülüyordu. İftar davetleri ve iftar sofraları tamamen yalnızlaşmış çekirdek aile fertlerinin bir araya geldiği mütevazi sofralara dönüşmüştü.

Bu dönemde risk gurubunda olan yaşlıları en çok zorlayan ve mağdur eden durum tek sosyalleşme alanı olan camiler ve cemaatten mahrum olmaları idi. Hem yaştan dolayı sokağa çıkmaları yasaktı hem de bulaşmanın kolay olacağı yerler olarak değerlendirildiği için camiler kapalıydı. Birçok cami bağlısı yaşlı tanıdığımızın bu yasağı anlamaları ve sindirmeleri çok zor oldu.

Seksen yaşını geçen kayınpederim yaşlılık ve demans nedeniyle kısmen buğulanan zihniyle durumu anlamaya çalışıyor, her namaz vaktinde soruyordu: “Camiler niye kapandı, ne zaman açılacak?” Ben deaynı cevabı her defasında tekrar ediyordum: “Bulaşıcı hastalık var babacığım o yüzden kısa zaman sonra açılır inşallah.” Bir müddet sonra aynı soruya cümlenin başka bir versiyonunu ile cevap vermek durumunda kalıyordum. Ona göre hiçbir neden camilerin kapanmasını meşru kılamazdı.

Pandemi altında ilk yılımızı 2020 de yoğun korunma ve kapanma tedbirleri altında geçirdik. Türkiye gerek sağlık alt yapısının iyi olması, gerek sağlık çalışanlarının gayret ve fedakarlıkları ve gerekse alınan önlemlerin doğru ve uygulanabilir olması nedeniyle bu ilk yılı diğer birçok ülkeye göre nispeten az hasar ve az ekonomik kayıpla atlattı.

2021 yılının ilk aylarında Şubat ayından itibaren aşılamalar başladı. Biz de ilk aşı yaptıran guruplardaydık. Hem hastanede çalışıyor sürekli riskli gurupta hastalarla muhatap oluyor hem de Covid servisinde yatan hastaların tedavileri ve takipleri ile ilgileniyordum. Bu süreçte ailemizle birlikte korunma tedbirlerine riayet ediyorduk. Ama en çok sakındığımız Covid olmasından endişe ettiğimiz yaşlı büyüklerimiz kayınvalidem ve kayınbabamdı. Seksen yaşın üzerinde olmaları, akciğer ve kalp rahatsızlıkları nedeni ile ciddi riskli guruptaydılar. Onların Covid olmamaları için ziyaretlerine gitmiyor ya telefonla ya da kapıdan balkondan görüşüyorduk. Bu şekilde pandeminin ilk yılını covid olmadan kazasız belasız geçirmiştik.

2021 yılında Ramazan ayının ilk günleri idi. Yine pandeminin getirdiği korunma şartları altında maske-mesafe ve temizlik kadar yaşlıları korumak için onlardan uzak durarak, uzaktan destekle yaşamaya devam ediyorduk.

Ramazan’ın ilk günleri olan nisan ayının ortalarında, kayınbabam hafif ateşlenmiş, boğaz ağrısı nedeni ile eşim hastaneye getirmişti. Önemli bir rahatsızlık belirtisi olmaması nedeni ile çok ciddiye almamıştık. Ama her ihtimale karşı covid için PCR testi yaptırdık.

Eşim tam bir sene süren uzaktan görüşmenin verdiği hasretle “Bu defa iftarı beraber yapalım, annem ve çocuklar da bizde olsun onlara bir iftar yaptırayım” diye niyet etti. Ben de onun gönlünü kırmamak için “Peki” dedim.

Akşam iftara yakın babam ve annemle birlikte oğullarım, gelinim ve torunlarım da geldiler. Nihayet ağız tadıyla bir iftar yapacak, muhabbetle ailecek görüşecektik. İftar vakti dualarla oruçlar açıldı, yemekler yendi, çaylar içildi. Peşinden akşam namazını kıldık. Teravih için hazırlıklara başlıyorduk. Tam bu sırada eşimin telefonu çaldı. Arayan sağlık bakanlığı görevlileri idi. Babamın PCR testinin pozitif çıktığını ve temaslı olanlarla beraber 15 gün karantinada kalması gerektiğini söylüyorlardı.

Bir anda her şey değişti, hepimizde bir telaş ve korku başladı. Ya ciddi bir durum oluşursa ya içimizden biri ağır bir Covid hastalığı geçirirse diye endişeleniyorduk. Herkes evine çekildi, ayrı ayrı evlerde izolasyonda kalmaya başladık. Ertesi gün yapılan PCR testlerinde eşim, gelinim ve oğlum da Covid pozitifti.

Eşim covidi hafif geçiriyor aynı zamanda anne babasına yemek hazırlayıp götürüyordu. Kayınbabam ise covid olmasına rağmen durumu kabullenemiyor, camiye cemaate katılmaya can atıyordu. Bu yüzden zaten hep beraber Covid geçirdiğimiz için babamları da bizim evde misafir etmeye karar verdik.

Artık bizim ev tekrardan büyüklerle, torunlarla şenlenmiş, adeta eski ramazan sofraları ve iftarları yeniden evimize gelmişti. İftarları ve sahurları beraberce yapıyor sonra cemaatle teravih ve vakit namazlarını eda ediyorduk. Evde İslam tarihi ve Kur’an-ı Kerim meali okumaları başlamış, Ramazan’ın manevi havası tekrar evimize gelmişti. Covid izolasyonu bize Ramazan’da evimizde adeta bir itikaf gibi manevi atmosfer yaşatmıştı.

Çağımızın bir gerçeği haline gelen yeni normal hayat da Kur’an ve sünnete uygun bir hayat yaşamamıza, evlerimizi Darul Erkam’lar haline getirmemize ve yaşadığımız hayatın Ramazan aylarında olduğu gibi Kur’an ile aydınlanmasına vesile olur inşallah.

Uzm. Dr. Selahaddin Semiz

Kaynak: İnsicam

Yayın Tarihi: 05 Nisan 2022 Salı 09:00 Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2022, 12:17
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26