Özne Olmaktan Vazgeçmenin Adı: Sosyal Kaygı

Sosyal varlıklarız. Gerek yakınlarımızla gerek çevremizdeki diğer kişilerle sürekli ilişki ve iletişim halindeyiz. Dolayısıyla sosyal hayattan uzak durmanın çok gerçekçi bir şey olduğu söylenemez. Ne var ki bazen toplumsal durumlarda hissedilen yoğun kaygı ve korku, kişilerin sosyal ortamlardan kaçınmasına sebep olabiliyor.

Özne Olmaktan Vazgeçmenin Adı: Sosyal Kaygı

Sosyal kaygı bozukluğu, eski adıyla sosyal fobi kişinin sosyal durumlarda diğerleri tarafından eleştirileceği, değerlendirileceği endişesi ile yoğun kaygı ya da korku duyması ve zamanla sosyal durumlardan kaçınması olarak tanımlanır.1 Başkalarının yanında yemek yemek, yazı yazmak, konuşma yapmak gibi sosyal durumlar, kişiyi ciddi şekilde rahatsız eder ve kişi bu durumlardan kaçmaya çalışır. Ancak kişi kaçamazsa yoğun bir kaygı ile bu durumlara katlanır. Bu kaygı durumlarına yüz kızarması, terleme, ağız kuruması, kalp çarpıntısı ve nefes kesilmesi gibi fiziksel belirtiler de eşlik eder. Bununla birlikte kişi, “Eyvah rezil oluyorum, insanları çok sıkıyorum, beni sevmediler, öyle demeseydim, böyle yapmasaydım.” gibi kendine yönelik olumsuz değerlendirmelerde bulunur.

Kemal Sayar bu olumsuz değerlendirmeleri, “Kişinin kendi kendisine negatif propaganda yapması” olarak ifade eder.2 Bu durum sosyal performansın bozulmasına sebep olabilir ve sonrasında sosyal kaygı düzeyinin artmasına yol açabilir. Sonucunda kişi zamanla sosyal ortamlardan iyice uzaklaşmaya başlar. Böylelikle kişi, sosyal kaygının sürmesine sebep olan bu kısır döngünün içine girmiş olur. Sosyal kaygının sürmesine sebep olan diğer bir faktör ise toplum içerisinde bu durumun utangaçlık olarak değerlendirilmesi ve kimi zaman ağzı var dili yok ifadesiyle takdir edilmesidir.

Peki, Utangaçlıktan Nasıl Ayırt Edeceğiz?

Utanmak, hayâ duygusu ile ifade edilen bir ahlâk terimidir.3 Utanmak insanda fıtrî bir ahlâk özelliği olmakla birlikte Resulullah’ın , “Şayet utanmıyorsan, dilediğini yap!’’4 Hadis-i Şerifi bizlere bu duygunun kaybetmememiz gereken bir özellik olduğunu bildiriyor. İtidalli bir utangaçlık kendimize ve karşımızdakine karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeyi sağlar. Kötülükten alıkoyup iyiliğe yönlendirir. Böyle bir duygu eksiklik sebebi değil, sahip çıkılması gereken ahlâkî bir erdemdir. Ancak insanı iyilik yapmaktan, salih amel işlemekten uzaklaştıran, kendini ifade etmekten, meramını anlatmaktan alıkoyan, kişinin hakkını aramasını engelleyen, çevresindekiler tarafından anlaşılmamasına sebep olan ve hayatını ciddi anlamda olumsuz etkileyen bir utanma hissinin utangaçlık değil sosyal kaygı bozukluğu olması muhtemeldir.

Sosyal Kaygının Ortaya Çıkmasındaki Etkenler

Birçok ruhsal sorunda olduğu gibi sosyal kaygının oluşumu da biyopsikososyal model ile açıklanabilir. Yani sosyal kaygının oluşumunda hem biyolojik hem psikolojik hem de sosyal faktörlerin birlikte rol oynadığı söylenebilir. Okul çağında yaşanan travmatik bir olay, aşırı eleştirel, aşırı korumacı ebeveyn tutumları, anne-babada çekingenlik varsa genetik geçiş ve güvensiz bağlanma sosyal kaygının oluşumundaki risk faktörlerinden bazılarıdır.5 Bunlarla birlikte yapılan araştırmalarda bazı çocukların yapısal olarak ürkek ve çevreden gelen eleştirel tavırlara karşı daha hassas olabileceği düşünülüyor.6 Buna davranışsal inhibisyon (Ketlenme) deniliyor ve bu özelliklere sahip bir çocuğun ileride sosyal fobi geliştirme ihtimali de yükseliyor.

Sosyal Kaygı Özne Olmaktan Vazgeçmek mi?

Sosyal kaygısı olan kişiler, kendilerini olumsuz değerlendirme ve yaşadıkları olumlu deneyimleri de küçük görme eğilimindedirler. Olumsuz değerlendirilme ile ilgili aşırı korkuları kendilerini sürekli olarak gözlemlemelerine yol açar. Bu sebeple diğerlerinin tepkilerine karşı aşırı ihtiyatlı olabilirler.7 Kendilerini tehdit altında hissettiklerinde ise telefona bakmak, su içmek, göz teması kurmamak gibi güvenlik sağlayıcı davranışlarda bulunurlar. Diğer bir yandan aşırı uysal davranışlarda bulunabilirler. Kendi beklentilerini, isteklerini, ihtiyaçlarını sıfırlayarak insanların beklediği gibi biri olmaya başlayabilirler. Dolayısıyla kişi başkaları tarafından kabul görmek ister. Dış dünyadan onay almadıkça bir şeyler yapmakta zorlanır. Makbul bir insan olmak öncelik hâline gelir. Kişi, diğerlerini idealize edip kendini aşağı çeker. Bu hâl insanı zamanla kendisine yabancılaştırır. Yani duygularına, düşüncelerine ve davranışlarına yabancılaşır kişi. Âdeta kendi hayatını unutarak bir nesne olarak yaşamaya başlar. Başkalarının gözünden kendine bakmaya, özne olmaktan vazgeçmeye başlar. Karşı tarafı bütün davranışlarını yönetecek kadar önemsemesi, kendi hayatını yaşayamamasına da sebep oluyor. Tabi bu demek değildir ki karşımızdakini hiç önemsemeyelim. Ne kendimizi aşağı görelim ne de karşımızdakini yüceltelim. Herkes kendi hayatının öznesi. Bu durumda sosyal kaygısı olan biri kendisine sıkça ne hissettiğini sorarak kendisini dinlemeli, kendiyle karşılaşmalı, özne olmaktan vazgeçmemeli!

Ne Yapma(ma)lı?

Aslında hepimizin sosyal kaygılı bir yanı vardır. Çoğumuz sunum yapması gerektiğinde, yeni girdiği bir ortamda kaygı hisseder. Bu kaygıya rağmen sosyal ortamlarda bulunmaya devam ederiz. Fakat kendini ifade edememe ve sosyal ortamlardan sürekli olarak kaçınma durumu varsa, sahip olduğu potansiyeli sergileyemiyor, kendisini sürekli ketliyorsa işlevselliğinde bozulmalar olduğunu söyleyebiliriz. Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların ortak bir görüşüne göre, işlevsellikte bozulma varsa, profesyonel psikolojik desteğe ihtiyaç vardır.

Sosyal kaygının ya da sosyal kaygı düzeyinin artmasını engelleyen bazı faktörler vardır. Sosyalleşirken motive olmak için önceki başarıları hatırlamak, kendine yönelik olumlu değerlendirmelerde bulunmak, sosyal beceri kazanmak için bir grubun içinde yer alarak antrenman yapmak yani sosyal ortamlardan kaçınmak yerine bu gibi ortamlarda görevler edinerek sorumluluk almak, kendi ihtiyaçlarını, düşünce ve duygularını ifade etmek ve dışsal motivasyondan ziyade içsel motivasyona sahip olmak bu faktörler arasında sayılabilir.

Özellikle de davranışçı yöntemlerin etkili olduğunu söylemek mümkün.  Yani kaçınmamak ve eylemde bulunmak, korkulan şeyin üzerine gitmek aslında beklenilen şeyin düşünüldüğü kadar felaket olmadığını gösterebilir.

Nitekim korku duygusunun tamamen olmaması mümkün değil. Elbette tehlikeli olan durumlarda korkmamız doğaldır. Allah Teâlâ, Musa’ya  asasını yere atmasını emrettiği zaman asa yılana dönüştüğünde korktuğu için arkasına bakmadan kaçmaya kalkıştığında korkmamasını  buyurmuştur. Dolayısıyla önemli olan bu korkuyu kontrol altına almak, korkuya yenik düşmemek ve sorumluluklarımızı yerine getirmek. En önemlisi de Musa  gibi bizi endişeden ve korkularımızdan emin kılacak olana; Allah’a yönelerek sığınmak ve O’ndan yardım istemek.

“Ey Rabbimiz! dediler, ‘Doğrusu onun bize karşı ileri gitmesinden veya daha da azmasından endişe ediyoruz.’ Allah buyurdu: Korkmayın, bilin ki Ben sizinle beraberim; işitirim, görürüm.”10

Hanne Nur Özçelik

Hüma Dergisi, Ağustos-Eylül 2020, 5. Sayı

Dipnot:

1 DSM-5 Tanı Ölçütleri Başvuru El Kitabı (2013)

2 “Yaygın Sosyal Fobi Sorunu” Kemal Sayar (2012) //www.gonuldergisi.com/yaygin-sosyal-fobi-sorunu-prof-dr-kemal-sayar.html

3 TDV İslâm Ansiklopedisi https://İslâmansiklopedisi.org.tr/utanma

4 “Hadislerle İslâm” Diyanet İşleri Başkanlığı (2015)

5 “Bilişsel-Davranışçı Terapiler” Türk Psikologlar Derneği (1996)

6 “Sosyal Fobinin Psikolojik Kuramı” M. Hakan Türkçapar (1999) https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_2_4_247_253.pdf

7 “Sosyal Kaygının Kaygı Duyarlığı, Benlik Saygısı ve Kişilerarası Duyarlık Açısından İncelenmesi” Atılgan Erözkan (2011)

8 “Bilişsel-Davranışçı Yaklaşımlar ve Sosyal Fobi” Mehmet Z. Sungur (2000) //www.klinikpsikiyatri.org/jvi.aspx?pdir=kpd&plng=tur&un= PD-81226

9 Neml Suresi, 10

10 Tâhâ Suresi, 45-46

Yayın Tarihi: 28 Aralık 2020 Pazartesi 19:57
banner25
YORUM EKLE

banner26