banner17

Özgürleşemeyenlerden misiniz?

Mustafa Kutlu'nun kitapları modern hayata karşı 70'li yıllar tepkisi gibi ama aslında bir dalgakıran işlevi görüyor. Chef de onlardan biri

Özgürleşemeyenlerden misiniz?

11104Kırmızılı sarılı bir kitap kapağından denize doğru uzatılmış ve birbiri üstüne atılmış ayaklar… Artistik bir tavırla tutulan sağ eldeki sigara… Ufukta bulutlar… Bulutlar… Nedir Mustafa Kutlu’nun Chef kitabının kapağında gösterilen bu resmin manası? Hangi duyguyu vermektedir ana hatlarıyla çizdiğimiz ve sizlerin de zaten yan tarafta gördüğünüz bu tablo?

Kimdir chef, nedir şef olmak?

Kitaptaki şefimiz, yani Hüseyin Hüsnü  Şen, aslında bu resme hiç dâhil olamayacak; resimdeki gibi ayaklarını şöyle denize karşı uzatıp sigarasını bir kez olsun pöfürdetemeyecektir.  Zira o yalnızca bir şeftir. Peki, yalnızca bir şef olmak ne demektir? 

Şef, Mustafa Kutlu’nun da üzerinde durduğu gibi, kelime itibariyle zaman zaman değişmiş güç anlayışlarını temsil eder. Bir dönem şef; başbuğ, lider manasına kullanılır ve kelime büyük itibar kazanır. Ebedi Şefler, Milli Şefler bu muteber kelimenin bizdeki en kesif yansımalarıdır. İlerleyen süreçte ise kelime bu anlamını kaybeder ve mesela şef garsona, komiser şefine (burada Memoli’nin  büyük etkisi unutulmamalıdır!) banka şefine dönüşür ve yine bir yöneticilik manası taşısa da bu artık üst düzey bir yetki gücünü kapsamaz. 

11107Müdür olmak ya da olmamak, tüm mesele bu

Hüseyin Hüsnü Şen de bir banka şefidir. Müdür değil, şef. Zira İngilizcesi yoktur pek.

Bankalarındaki müdür gibi on tanesini cebinden çıkarabilecek bilgi ve tecrübeye sahip olduğu halde bir şef olarak kalmaya mecbur olmuştur bir gavur dili yüzünden…

Peki müdür olamamak ne demektir? Bunu anlamayacak ne var?! Sürekli bir yeni yetmeden emir almak fakat şöyle afili bir araba alamamak demektir mesela. Her gün kendi külüstür arabasına binmek ve “bir araba kredisi al da şunu değiştir yahu” tavsiyelerini duymazdan gelmektir. Her gece uğradığın barda kafayı demledikten sonra soluğu o çok beğendiği arabanın olduğu galerinin camında almaktır. Galerinin bekçisi tarafından her gün bir kez daha kovulmaktır.

İşte bunlar ve bunlara benzer şeylerdir müdür olamayıp şef olmak… Peki bundan hiç mi kurtuluş yoktur? Olmaz olur mu? Bankadan zimmetine biraz para geçirirsin olur biter… Bu kadardır bu iş… Ama bir de eve dönüşü vardır bu barda geçen saatlerin, kurulan planlar ardından bir de eve varmak… Peki evde şefimizi bekleyen ne vardır?

80 sonrasında yeni aile modeli

Memur emeklisi bir hanım… Arzu…  Arzu duymak gibi hassaları çok evvelden dondurmuş bir kadın… Hayatı işe gitmek ve gelmek, kocasına kazak örmek ve şarkılar dinleyerek yemek yapmak arasında geçmiştir. Görüştüğü bir tek komşusu vardır, Gülşen abla. Her gelişinde ona Thelma ve Louise’i izleten, okumuş ama pasaklı kadın… 

11108Bir de oğlu bekler evde şefimizi... Evde olduğu nadir zamanlarda tabi. Özgür. Çocukluktan tüccar zekâsına sahip. “Amaaan, okuyup da ne olacak, işi bileceksin köşeyi döneceksin…” diyen ve hayatın gidişatını genç yaşında gören, gerçekçi evlat. O babası gibi okumakla vakit kaybedecek adam değildir, yine de Kütahya İşletme’yi kazanır ve gider okumaya. Ama okuldan önce uğradığı yer çarşı pazardır ve buradan  kendine iş çıkmayacağını anlayınca, okul düşüncesi de elbette yalan olur. Ancak otobüste karşılaştığı, babası ticaret adamı olan o zengin ve entel kız dengelerini alt üst edecektir.

Hepimiz Hüseyin Hüsnü Şen miyiz? Yoksa Şen Ailesi mensubu muyuz?

Bu kadardır işte Hüseyin Hüsnü Şen’in ailesi… Dedeler, neneler, teyzeler, amcalar yoktur bu ailede. Dostlar, aklı başında komşular, dahil olunan bir cemiyet, cemaat, kuruluş yoktur. El öpmeler yoktur bayramları, kandil simitleri pişen ve Yasinler okunan mübarek günler yoktur. Velhasıl, bu evde, bu ailede, manevi kıymet namına hiçbir şey yoktur. 

Sanki bu aileye, daha önce hiç duyulmamış bir masalın sonundan üç elma düşmüştür. Biri Şefin başına, ki bu elma araba sevdasıdır. Biri Arzu hanımın başına, ki bu da yalnızlıktır. Sonuncusu da oğulları Özgür’e… Bu elma ise hiçbir mütevazılık tanımaz. Bu elmayı yiyen ne araba ile doyar, ne müdürlükle… Her şeyi ister nasibine bu elma düşen… Ve köşeyi dönme düsturunu ömrüne şiar edindiği için her şeyi de elde edecektir şüphesiz. Yalnızlık dâhil…

11109Bu da kapak olur…

Yine gelelim kapak resmine…  Efendim, acizane kanaatimiz bu resimde ayaklarını ve sağ elini meşgul eden sigarayı gördüğümüz, deniz kenarındaki şezlongunda kafasını dumanlayan kişi Özgür’dür. Özgürlerden biridir daha doğrusu. Yüzünü göremeyiz, zira görülebilecek tek bir yüzü yoktur onun. Döndüğü köşe adedince yüz edinmiştir kendine. Ve orada tek başınadır. Çünkü annesinden tevarüs eden yalnızlığı onun hayatındaki büyük kalabalıklara rağmen onu orada bir yerde, her sefa anında sarıp sarmalamayı başaracaktır. Bir kader olarak her köşe başında karşısına çıkacak ve dönülen her köşede elbette bir kez daha peşine takılacaktır. 

Şefin tavsiyesi

80 sonrası Türkiye’deki, bilhassa muhafazakâr kesimin göz ardı ettiği nice Şen ailelerine bir bakış ve farkındalık sunan Chef’i, bir de Özgürleri nefislerinin elinden nasıl kurtarır da gerçekten özgürleştirebiliriz, gözüyle okumak lazımdır herhalde…

 

Ayşe Akdağ kitap kapaklarını önemsiyor

Güncelleme Tarihi: 21 Nisan 2016, 10:54
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20