banner17

Oysa herkes iyi görünecekti..

Osman Konuk'un bir kıtası.. Taha Süren'le satırdan hayatlara dönüştü..

Oysa herkes iyi görünecekti..

Oysa herkes iyi görünecekti,

Ücreti peşin ödenecekti.

İyi olmamız için parklar ve kaldırımlar

Kahvaltıdaki hile, akşam yemeğindeki risk.

Yılda iki piknik, üç huzur, bir çeyrek karşılığında.

Unut cebinde bulamadığın, kimselere soramadığın notu…

(Osman Konuk)

 

Şimdi, şuan; balkona atılmış minderlerin üzerinde limonata içip Şeker Portakalı’nın ilk cümlesini: - “Totoca bana hayatı öğretiyordu.” – okuyan, bacaklarını ısıran sivrisinekleri hiç sevmeyen bir çocuk olsaydım…

Şimdi, şuan; tek bir kelimemle bile geleceğimin üzerine çıkarımlar yapan, “sen büyük adam olacaksın” ve benzeri cümleler kuran; bütün yaramazlıkları, şımarıklıkları, ukalalıkları, yıldırıcı kural tanımazlıkları affeden annem yanımda olsaydı…

Şimdi, şuan; bitirdiğim “Kalanlar” kitabını onun yazarı Tezer Özlü’ye mail atarak bildirseydim. “Senin bu dünyadaki köksüzlüğünle ağaçları sevmen nasıl bağdaşıyor?” diye yazsaydım. Bana uzun bir cevap yazsaydı ve ben uçağa atlayıp Berlin’e gitseydim. Bir kahve içip akşama kadar konuşsaydık, aynı akşam dönerken bana bir Alman çikolatası alsaydı. Ben onun da diğer insanlar gibi iş görebildiğini, hediye alabildiğini, konuştuğunu, güldüğünü, hayatının sadece otel odalarına kapanıp yazmak, baş ve diş ağrısı çekmek, sigara içmek olmadığını görseydim…

Oysa herkes iyi görünecekti

Şimdi, şuan; Boşnak sanat müzesinden Sevdalinka şarkıları albümü alıp, Başçarşı’nın paket taşlarında yürüyüp bir kahve dükkânına girseydim. Fesli bir adam bana kahve getirseydi ve ben bu rengârenk aydınlatılmış Osmanlı meydanına, çeşmesine, hüznün ve tebessümün aynı anda yüzlerine konuk olduğu Boşnak yüzlerine bakıp, hayatımı hangi rüyada unuttuğumun uykusuna dalmak için orada olsaydım…

Şimdi, şuan; uçsuz bucaksız tütün tarlalarında ailesiyle beraber tütün toplamaya giden gündelikçi bir gencin, kurumaya serilmiş tütünlerden aşırdığı bir parça tütünü sarıp içtiğini, böylece yapmacık bir efkârın gözlerine, mimiklerine kattığı boş verme bakışını görseydim…

Şimdi, şuan; bir erin, bilmem ne ilçesinin bilmem ne jandarma karakolunda nöbet saatinin bitmesine üç saat varken, yaz güneşinin altında neler düşündüğünü, karakol bahçesindeki lojmandan çıkan komutanın karısı ve çocuklarıyla yüzmeye giderken ne hissettiğini bilmek isterdim…

Şimdi, şuan; bir cami avlusunun şadırvanı etrafında toplanıp muhabbet eden ihtiyarların arasına karışıp onlarla konuşmak isterdim. Gösterilen en ufak ilgiyi bile kat kat büyütmeleri ve mutlu olmalarını onlara yaşatmaktan zevk alırdım. Bunu her zaman bilirim, onun için en iyi geçindiğim yaşlılar ve çocuklar. Keşke onlara her gün bir şeyler anlatabilsem ve onları hep dinleyebilme fırsatım olabilse…

Şimdi, şuan; keşke, gecenin o koyu vakitlerinde kelimelerin, cümlelerin, sayfaların bilincimin önüne geçtiği o okuma saatlerini günün her zamanında aynı performansla yakalayabilsem, dahası bunun için zamanım olsa. Bende otobüste, vapurda, metroda ve insanların olduğu mekânlarda rahatlıkla, dikkati dağılmadan kitap okuyabilen insanlar gibi olabilsem…

Şimdi, şuan; otobüs camına başımı yaslayıp tükettiğim gece yolculuklarının; neden beni bu kadar katı bir hüzne boğduğunu, o anlarda cama yansıyan yüzüme baktığımda yüzümdeki ifadeyi, o ifadenin dünyadaki bütün zıtlıkları gelip içime taşıdığını ve beni ele geçirdiklerini; Eskihisar – Topçular hattı arabalı vapurunda içilen sigaranın bir anlamının olduğunu kimse anlamak zorunda olmasa da; yine bunu anlatabilsem…

-Haydarpaşa garından hiç trene binmemiş olmak- gibi; ekşisözlük cümlesine benzeyen bu cümleyi bir an önce telafi etsem ve yanıma; meal, kitap, ketıl, çay ve sigara alıp bir odayı kapatsam ve rayların ulaştığı memleketin en uzak istasyonunda inerek en yakın camide bir vakit namazını kılsam ve desem: “Allah’ım beni neden baştan aşağı bir kalp yarattın?”

 

Taha Süren ejderlere kelebek kanadı taktı

Güncelleme Tarihi: 27 Mart 2010, 16:45
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20