banner17

Osmanlı'nın Büyük Kızları Nasıl Tasfiye Edildi?

Dönüşen bir toplumun en önemli ferdi olan Osmanlı’nın öncü kadınlarının günümüze aksettirdikleri etki zannımızdan çok daha büyük! Verdikleri mücadele yalnızca dönemlerini ilgilendiren bir cinsiyet veya varoluş mücadelesi değil, yönetim şekli temelden değişen bir devletin fertleri olarak kabul görme, gelecek nesil ve zamanlara iz bırakabilme mücadelesidir. Büşra Tosun Durmuş yazdı.

Osmanlı'nın Büyük Kızları Nasıl Tasfiye Edildi?

İki kapak arasında sıkışmaktan berî olan tarih, hakikatlerin en mühim taşıyıcısı. Siyasal erk, devlet ideolojileri, cinsiyet taassubu, tahrif olmuş din öğretileri, sorgulanmazlıkları ve tabularıyla tarih denen yapıyı şekillendirmekte ne kadar mahir görünseler de, hakikat bendlerini aşmakta tarih onlardan daha mahir. Yok sayılan varlar, tarihin asla kararmayan yaprakları arasında muhakkak hatırlanırlar. İşte bu minvalde, bugünün insanına rehberlik edecek özellikleriyle, tarihimizin birçok alanında var olan öncü kadınlarımıza hakları teslim edilmeli ve dimağlarda yer bulmalılar.

Buradan hareketle özellikle Tanzimat sonrası dönemde, bugünün kadınının temelleri diyebileceğimiz bir oluşum ve dönüşümün Osmanlı toplumunda ciddi bir ivme kazandığını hatırlamakta fayda var. Bu dönüşümü sırf Batılılaşma görüntüsünde savunan ve din uygulamalarını, eleştirilen mevcut hâlin müsebbibi gören anlayışın varlığını bugün dahi sürdürdüğünü de unutmamalı. Buna karşılık dönüşümün, kültürel ve dinî altyapının yeniden tanzimi ile mümkün ve etkili olacağını savunan bir yaklaşımın taraftarı da az değil. Özellikle 1800’lü yılların son çeyreğinde bu fikri temellendirerek dile getiren ve sosyal hayatlarında uygulayan kadınlar gözle görülür şekilde artmışken, isimlerine bugüne ulaşacak kıymet verilmediği aşikâr. Her iki gruba dâhil isimlerin bu unutulmuşluğunu, klişeleşmeye yüz tutmuş bir temrinle yalnızca cinsiyet ayrımcılığına veya ideolojik sebeplere bağlamak yerine, resmî tarih denen dekonstrüksüyonu tekrar dekonstrükte etmek en yerinde tutum aslında. Fakat elbette klişe de olsa alandaki tespitleri tekrarlamak kasıtlı şekilde yürütülen bir tarih siyasetini ifşa için elzem!

“Eskiye ait olmanın ağır bedeli”

Genel bir tespitte bulunmak gerekirse, ileriki satırlarda geçen isimlerin hemen hepsi Osmanlı son döneminde dünyaya gelmiş ve yine Osmanlı Devleti çatısı altında alanlarında yeterlilik kazanmış, koşullar gereği, bugün yeniden dünya eğitim gündemine giren ve tercih edilir hâle gelen, “ev okulu” formatında eğitim-öğretim ile hayata başlamış kadınlar. Hemen hepsi toplumsal taassubu kırmaları bakımından öncü. Fakat aynı zamanda öncülüklerine rağmen âdeta tasfiye edilmiş ve zihinlerde yeri olmayan isimler. Buradan yola çıkarak edebiyat, siyaset ve bilim alanından birkaç ismi mercek altına almaktaki asıl hedef, dönem kadınının arzu edilen görünürlük ve faaliyet alanına sahip olmadığı yargısını kıracak boyutta yetkinliğe ulaşmış olmalarına rağmen resmî tarih kitaplarında isimlerine çok az rastlamamız. Teker teker haklarında uzun makalelerle tespitler yapılması icap eden bu isimlerin kısaca özetlenmesi kâfi değilse de, alanlarında ilk ve öncü olmaları bakımından vurgulanmaları bu kısa hatırlatma yazısı için kâfi.

“Ahmed Cevded Paşa okulunun baş öğrencisi”

Fatma Aliye (Topuz) Hanım Edebiyat sahamızda Tanzimat sonrasının iki önemli öncü kardeş ismi olan, Ahmed Cevded Paşa’nın kızlarından Fatma Aliye Hanım (1862-1936), dönemin ilk kadın mütercime ve romancısı, Emine Semiye Hanım (1864-1944) ise ilk kadın hikâyecisi şeklinde anılacaktır.

Bugün elli liralık banknotların üzerinde resmi bulunan ve birçok kişinin tanımadığı Fatma Aliye Hanım, babasının rahle-i tedrisi sebebiyle ayaklarını, içinde yeşerip yetiştikleri tarih ve kültür zeminine yerleştirmiş bir isim. Belki de bu yüzden İhsan Fazlıoğlu Hoca’nın ifadeleriyle Batılı bilgiyi işleyişleri bakımından dönemin beklentisi olan siyaset merkezli düşünceden uzak kalışları, Ahmed Cevded Paşa okulunu ve mensuplarından Fatma Aliye Hanım’ı tam anlamıyla başarısızlığa uğratacak, tasfiye edilmelerinin sebebi olacaktır.

Kadın çeviri yapamaz yargısı

Dönemin en önemli kalemşörlerinden Ahmed Midhat Efendi’nin tam desteğini alan ve “büyük Osmanlılığın kızları”nın başında saydığı Fatma Aliye Hanım, eşinin izni ve desteği olmayan yıllarda ilim okumaları ve yazın çalışmalarını gizlice sürdürür ve nihayet destek görmesi sonucunda 1889’da George Ohnet’in Volonte isimli eserini Meram başlığıyla “Bir Kadın” mahlasını kullanarak çevirir. Bir kadının böyle bir çeviriyi yapamayacağı yargısıyla dönem şartlarında tartışmaların başlamasına sebep olan Fatma Aliye Hanım, 1891’de Ahmed Midhat Efendi ile birlikte Hayal ve Hakikat isimli romanı ve 1892’de ilk kendi romanı olan Muhadarat’ı yazar. Kendi ismini açıkça kullanması için dönem şartlarının olgunlaşmasını bekleyecektir. Nihayetinde alanında en iyiler arasında sayılacak derecede edebiyat sahasında yol kat eder. Aynı zamanda ilk resmî kadın derneklerinden olan “Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti”ni kurar, “Hilal-i Ahmer Cemiyeti”nin ilk kadın üyesi olur. Kitapları başka dile çevrilen, dünya sergilerine davet edilen ve monografisi yazılan ilk Osmanlı kadınıdır Fatma Aliye Hanım.

Kadının toplumdaki yerini güçlendirecek çalışmaların mimarlarından olan Fatma Aliye Hanım, özellikle dinin temelde kadına verdiği hakların nasıl zaman içinde çarpıtılarak yanlış uygulamalarla elinden alındığından şikâyetçi olacak ve bu konuyu sık sık yazılarında işleyecektir. Özellikle çok eşlilik ile alakalı Mahmud Esad Efendi’nin yayımlanan yazısına getirdiği Ta’addüd-i Zevcat’a Zeyl başlıklı eleştiriyi, din adamları tarafından kadın ile alakalı hükümlerin nasıl aslından uzak yorumlandığı üzerine kaleme alan Fatma Aliye Hanım, zamanla unutulacak, aile içi sıkıntıları sebebiyle gündemden tamamen uzaklaşacaktır. Henüz hayattayken 1934 yılında Cumhuriyet gazetesinde ölüm haberinin verilmesi, 1936’da gerçekleşen vefatının hiçbir yankı uyandırmayışı, yalnız bırakılışının bir neticesi değil de nedir

İnsan ölür âsârı yaşar: Emine Semiye (Önasya) Hanım

Kardeşi Emine Semiye Hanım da ablasının yolunu takip ederek öncelikle edebiyat sahasında kendine yer bulur. 1895’te Hanımlara Mahsus Gazete’de yer alan hikâyesi “BirMütehassisenin Tefekkürâtı”ismiyle yayımlanır ve ilk kadınhikâyecilerden olur. Sonrasında Kalem Tecrübeleri başlıklı eseri ile gezi edebiyatı sahasındakadınlara öncülük edecek,“insan ölür, âsârı yaşar”düsturuyla yazmayı öncelerken,yalnızca iki eseri kitaplaştırılacaktır.Diğer edebî ürünleriel yazması olarak kalacakveya bazı gazete ve dergilerdeyayımlanacaktır.

Osmanlı-Yunan Savaşı’nınşehit ailelerine hizmet amaçlı“Şefkat-ı Nisvan” ve ilk kadınderneklerinden olan “Hizmet-i Nisvan” derneklerinin kuruculuğunuüstlenen Emine SemiyeHanım, siyasetin içindede yoğun biçimde yer alır. İttihatve Terakki’nin kadın kollarıbaşkanlığını yürütürken, kadınhakları ile alakalı taahhütedilen iyileştirmelerin gerçekleştirilmemesiüzerine II. Meşrutiyetsonrası partiden uzaklaşarakOsmanlı DemokratFırkası’na geçer. 1922’den itibarenise Anadolu’nun çeşitliyerlerinde öğretmenlik görevialır ve özellikle kadınların eğitimiiçin azami çaba sarf eder.

Ablası gibi kadın konusundaİslam’ın yanlış yorumlanışındanşikâyet eden Emine SemiyeHanım, yanlış Batılılaşmanınkadını ahlaken çökertebileceğikorkusunu dile getirdiğiyazılar kaleme alır. Buna mukabilkadının çalışması, eğitimive ötekileştirilmesi üzerinehem yazın sahasında hemsiyasette yoğun mücadele verenEmine Semiye Hanım, bugününkadın hakları savunucularıtarafından esamisi dahiokunmayan bir isimdir. Ayrıcaönemli hadiselerin gerçekleştiğibu dönemlerde her iki kardeşde cesaretle meydanlardakonuşmalar yaparak millî birliğitesis için çaba sarf ederken,siyaseten hâkim ideolojiye yakınolmamaları bugün bu konuşmalarınminnetle hatırlanmasınaengeldir.

“Türk kadını”nın siyasetten tasfiyesi; Nezihe Muhiddin

Siyasi varlığı göz ardı edilen, kadının toplumsal ve özellikle siyasi haklarının öncü savunucusu Nezihe Muhiddin’in (1889-1958) Haziran 1923’te, Cumhuriyet Halk Fırkası dahi henüz kurulmamışken, bir parti teşekkülü için başvuruda bulunduğu kaçımıza öğretildi? Kadının modern anlamda gelişmesini ve dönüşümünü aslında Cumhuriyet mitiyle de uzlaşan bir çizgide savunan Nezihe Muhiddin ve partisi “Kadınlar Halk Fırkası”nın bizzat dönem hükümeti ve aydınlarınca “önce liyakat!” sloganıyla başlattıkları tartışmalar sonucunda engellendiğini de birçoğumuz bilmedik. Zira haklar alınmaz, layık olunursa lütfedilir, lütfedilinceye kadar da beklenir! İşte Nezihe Muhiddin ve arkadaşları bu zihniyetin bir neticesi olarak siyasi sahada varlık göstermek için direnişlerinde başarılı olamadılar. Kuruluşu için başvurdukları parti ancak “Türk Kadın Birliği” isimli bir dernek çatısı altında faaliyet gösterebildi ve fikirlerini bu yolla ifade etmekte ileri gitmeleri sebebiyle bu faaliyetler 1935’de nihayet bulmak zorunda kaldı.

Aslen çalışma hayatına 1909’da çok arzuladığı öğretmenlik mesleği ile başlayan Nezihe Muhiddin, kalemi kuvvetli kadınlardan. Birçok gazete ve dergide fikir yazıları yayımlanan, 1911’de Şebâb-ı Tebâh (Harcanan Gençlik) isimli ilk romanı okuyucuyla buluşan, yirmi romanı, üç yüzün üstünde hikâyesi olan Nezihe Muhiddin, bu eserlerin çoğunu siyasi sahadan uzaklaştırılacağı ve genel yayın yönetmenliğini sürdürdüğü Kadın Yolu dergisinin faaliyetlerini tamamladığı 1927 yılından sonra kaleme alır. Bu tarihten sonra siyasi sahada tamamen yok sayılarak, ismi toplumun hafızasından silinir. Zira Fatma Aliye Hanım’ın tesis ettiği “İslam kadını” kavramı ne kadar reddedildiyse ve siyaseten destek bulamadıysa, Nezihe Muhiddin’in bağımsız, toplumsal ve siyasal alanda var olan, erkekle eşit haklara sahip, laik “Türk kadını” kavramı da Cumhuriyet inkılabının temellerinin atıldığı bu dönemde beklenen yeri bulamaz. Yaşanan bu tasfiyeye rağmen kadının siyasetteki varlığının öncülüğü şüphesiz ona aittir.

Bilimde öncü kadınlar: Safiye Ali

Dönemin olmazsa olmaz eğitim biçimlerinden ev okulu formatında yetiştirilmeye başlanan Safiye Ali (1891-1952), Amerikan Kız Koleji’nde Tevfik Fikret’in yıldız öğrencilerinden olacaktır. Bilime duyduğu isteğin bir neticesi olarak tıp eğitimi almak isteyen ve dönem Maarif Nazırı Şükrü Bey’in delaleti ile devlet hesabında okutulmak üzere Almanya’ya gönderilen Safiye Ali, kadın ve çocuk hastalıkları üzerine uzmanlaşarak yurda geri döner ve ilk doktor kadınımız olur. Aynı zamanda Amerikan Koleji bünyesinde teşekkül eden ilk kız tıp okulunda verdiği derslerle, alanda ders veren ilk kadındır. Kurtuluş Savaşı’nın yaralarını sarmak için var gücüyle çalışan Safiye Ali, özel muayenehanesinin yanı sıra birçok süt ve bakım evlerinde hizmet verir. Siyasi sahada hedeflediği aktif çalışma şansı elinden alınan Nezihe Muhiddin’in, Kadınlar Halk Fırkası yerine kurulan “Türk Kadın Birliği”nde Sıhhiye Komisyonu Başkanlığı görevi üstlenen Safiye Ali, özellikle fuhuşa sürüklenen kadınlarla ilgili çalışmaları ile ayrıca anılması gereken bir isim.

Uluslararası konferanslarda ülkeyi temsil eden ve tebliğler sunan bir bilim kadını olarak Safiye Ali, sağlık sorunları sebebiyle bulunduğu II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’sında, yaralı ve kimsesiz çocukların bakımıyla ilgilenecek ve tekrar yurda dönerek hizmete devam edecektir. Cumhuriyet’in ilanına kadar herhangi başka bir kadın doktorun kayıtlarına rastlanmadığı gerçeğinden yola çıkarak tıp sahasında ilk oluşu ile öncülüğü tartışılmaz olan Safiye Ali, maalesef bugünün gurur tabloları arasında ismi hafızalarımıza kazınanlardan değil.

Kimya biliminin öncüsü

Remziye Hisar (1902-1992), ParisSorbonne Ünivesitesi’ndenmezun olan ve sonrasında doktora unvanına sahip olan ilkTürk kadını ve Türkiye’de kimyabiliminin öncülerinden. Balkan Savaşları’nda İstanbul’agöç eden bir ailenin kızı olan Remziye Hisar, İstanbul Darulmuallimat’ından birinciliklemezun olup, 1919 yılında Darülfünun Kimya Bölümü’ne girer. Aynı yıl öğretmen ve arkadaşlarıyla Azerbaycan kültürünü koruma ve kökleştirme amaçlı çalışmalar için Bakü’ye geçecek, 1922 yılında Adana Darülmuallimat’a müdür tayin edilecektir. 1923-1924 yılları arasında aralarında Madam Curie’nin de bulunduğu önemli isimlerden ders alan ve 1933 yılında Paul Pascal ile tamamladığı doktora tezi için Sorbonne Kimya Bölümü’ne giren Remziye Hisardaha sonra Türkiye’de çeşitli üniversitelerde Kimya doçenti, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde profesör olarak görev alacaktır. 1991 yılında TÜBİTAK Bilim Ödülü’ne layık görülen Remziye Hisar’ın en azından ölümünden bir sene evvel onurlandırılması sevinçli haberlerden.

Tarihe dair hakkaniyetli bir bakış

Henüz Osmanlı Devleti hüküm sürerken, bilinenin ve öğretilenin aksine, birçok alanda karşılaştıkları engellere rağmen, varlık sürdüren bu öncü kadın demeti, elbette yalnızca durumu özetlemek amacıyla yapılmış bir derleme ve genel manzaraya dair bir mercek hükmünde kabul edilmeli. Zira dönüşen bir toplumun en önemli ferdi olan bu kadınların, günümüze aksettirdikleri etki zannımızdan çok daha büyük! Verdikleri mücadele yalnızca dönemlerini ilgilendiren bir cinsiyet veya varoluş mücadelesi değil, yönetim şekli temelden değişen bir devletin fertleri olarak kabul görme, gelecek nesil ve zamanlara iz bırakabilme mücadelesi. Bu mücadelenin tohumları her ne kadar tâlî, küllenmiş ve tarihe hapsedilmiş gibi dursa da, hakiki bir yeşerme kadın-erkek birçok fert aracılığı ile hayata geçmek zorunda. Elbette olması gerektiği gibi, bugünü bugün yapan ve hepimizi çatısı altında toplayan tarihi yüceltmek veyahut yerin dibine sokmak hastalığından kurtulan hakkaniyetli yeni bir kıpırdanışla, yeni bir bakışla!

Büşra Tosun Durmuş, “Büyük Osmanlılığın Kızları ve Tasfiyeleri”, Bilimevi Kadın dergisi, Yıl: 2018, Sayı: 4 (Ocak-Şubat-Mart).

 

Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2018, 10:09
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20