Osmanlı Sarayı'nda bayram nasıl kutlanırdı?

II. Mehmed'in (Fatih) kanunnamesinde yer alarak belli bir usul dâhilinde uygulamaya konulan bayram merasimleri, diğer bir deyişle muâyede, dönem dönem yapılan değişikliklerle birlikte Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar yürürlükte kalmıştı. Nazlıgül Bulut yazdı.

Osmanlı Sarayı'nda bayram nasıl kutlanırdı?

II. Mehmed'in (Fatih) kanunnamesinde yer alarak belli bir usul dâhilinde uygulamaya konulan bayram merasimleri, diğer bir deyişle muâyede, dönem dönem yapılan değişikliklerle birlikte Osmanlı Devleti'nin sonuna kadar yürürlükte kalmıştır. Kânunnâme-i Âl-i Osman'da devlet erkânının padişah ile ne şekilde bayramlaşacağı tafsilatlı bir şekilde anlatılır: "Ve bayramlarda meydân-ı divâna taht kurulup çıkmak emrim olunmuştur. El öpüldükte vüzerâm ve kâdı askerlerim ve defterdârlarım kafadârım olub duralar. Ve hocama ve müfti'l-enâma ve vüzerâma ve kâdı askerlerime ve başdefterdârıma ve nişancıya kendüm kalkmak kânunumdur."

Ramazan (iyd-i fıtır) ve Kurban (iyd-i edhâ) bayramı merasimleri, sarayın, cülus törenlerinden sonra en fazla ehemmiyet gösterdiği ve saray geleneği içerisinde teşrifat kaidelerinin en kapsamlı tatbik edildiği törenlerdi. Günler öncesinde başlanılan hazırlıklarda, sarayda her daire baştan aşağı elden geçirilir, temizlenir ve döşenir, tamire muhtaç yerler onarılır, saray sakinlerine yeni giysiler dikilir, takımlar alınırdı.

Ramazan tebriklerine ayın yirmi altıncı günü başlanırdı

Temel usullerde aynı olmakla beraber Ramazan ve Kurban merasimlerinin kendine özgü farklı ritüelleri de bulunmaktaydı. Örneğin 17. yüzyılda tutulan teşrifat kayıtları, Ramazan tebriklerine ayın yirmi altıncı günü başlandığını gösterir. Bu günde sadrazam, yanına maiyetini de alarak 'alay merasimiyle' şeyhülislâma bayram tebriğine gider ve hep birlikte iftar açılırdı. Sadrazam, Kurban bayramı öncesinde de, benzer bir tebrikleşme ziyareti yapar iftar yerine tatlı, kahve ya da şerbet ikramı yapılır; buna mukabil şeyhülislâm da ertesi gün iade-i ziyarette bulunurdu.

Arife gününde saray, Arife Merasimi ile Enderûn'daki Arife Divanı'na ev sahipliği yapar. Öğle namazının ardından gerçekleştirilen merasim, padişahın Has Oda Kasrı meydanına konulan tahta oturarak tebrikleri kabul etmesinin akabinde duaların ve Fatiha suresinin okunmasıyla nihayete ererdi. Şayet padişah, Arife Merasimi’ne iştirak edemeyecek olursa varlığının nişanesi mahiyetindeki sarığı, bir taht üzerine konulur ve tören öyle icra edilirdi.

Padişah arife gecesini dua ve tebriklerle geçirirdi

Bayram gününe gelindiğinde haftalar öncesinden başlanan tüm hazırlıklar doruk noktasına ulaşmış, devletin tüm kurumlarıyla katılacağı görkemli merasime gelinmiş bulunulmaktadır.

Bu görkemli törenin öncesi ve sonrası Esad Efendi'nin Teşrifat-ı Kadime'sinde en ince detayına varıncaya kadar anlatılır.

Arife gecesini neredeyse hiç uyumadan dua ve tebriklerle geçiren padişah, sabah namazını Hırka-i Saadet Dairesi'nde ya da Saray Mescidi'nde cemaatle eda ettikten sonra Has Oda’ya geçer. Burada hizmetliler, sultana resmi kıyafetini usulünce giydirip hoş rayihalar sürerek muâyedeye hazır hale getirirler. Sultan ile, büyük merasim öncesi Has Oda’da, muâyede-i havas adı verilen başta darüssaade ağası olmak üzere silahdarın, musahiplerin ve tüm Enderun ileri gelenlerinin katıldığı küçük bir tebrik merasimi yapılır.

Bu tür merasimlere mahsus altın işlemeli taht, bayram sabahı üzerinin tezyinatı tamamlanarak Bâbüssaâde önüne yerleştirilir. Padişah, yanında maiyetiyle beraber Has Oda'dan yine dualar eşliğinde ayrılarak kendi için hazırlanan tahta alkışlar eşliğinde oturur ve böylelikle muâyede-i umûmi denilen büyük tören başlamış olur. Padişahın tahtına oturmasıyla birlikte büyük bir titizlikle hazırlanan protokol kuralları gereği herkes kendine ayrılan yerde yerini alır. Arka planda çalınan mehter marşlarına Enderun çavuşlarının “Aleyke avnullah” (Allah'ın yardımı üzerine olsun) nidaları eşlik eder. Evvela sultanın hocası padişahın elini öper, padişah da hürmeten ayağa kalkarak hocasına mukabelede bulunur. Sonrasında sırasıyla sadrazam, vezirler, Rumeli ve Anadolu kazaskeri, silahdar ve ocak ağaları son derece intizamlı bir şekilde sultanın huzuruna gelerek etek öperek bayramlaşırlardı. Etek öpme ritüeli, padişahın şahsında devleti temsil eden makama duyulan saygının simgesel bir ifadesidir.

Hükümet ricalinin bayramlaşması bittikten sonra sırayı ilmiye sınıfı mensupları alırdı. Evvela şeyhülislâm padişahın huzuruna gelerek etek yerine sadece el öper, sultan ise “padişahım devletinle bin yaşa” sesleri eşliğinde ayağa kalkar ve şeyhülislâmla musafahada bulunarak karşılık verir. Bu uzun ve meşakkatli tören, başladığı gibi yine dualarla ve alkışlarla sona erer.

Bayram namazı

Muâyede-i umûminin hemen akabinde bayram alayına katılmak üzere haremine geçen sultan, burada resmi kıyafetini çıkartarak bayram namazına gitmek için hazırlanır. Padişah etrafını kuşatan bir kortej içerisinde önceleri Ayasofya Camii'ne, inşa edildikten sonra da Sultan Ahmed Camii'ne gelerek kalabalık bir cemaatle namazını kılardı. Elbette padişahın saraydan çıkışı, süslenmiş bir at üzerinde camiye gidişi, camide karşılanması sırasında uyulması gereken pek çok kaide bulunmaktadır ve bu kaideler de usulü dâhilinde hiçbir karışıklığa meydan verilmeyecek bir biçimde icra edilirlerdi. Örneğin; sultan camiye ulaşmadan önce hazinedarbaşı camiye gelir, padişahın namaz kılacağı mahalli hazırlar, seccadesini serer ve mahfil-i hümâyunda buhurlar yakarak camiyi padişaha ve cemaate hazırlardı.

Bayram namazı hiçbir usul atlanmadan yerine getirildikten sonra saraya dönüş merasimi de gidiş merasimine benzer bir biçimde yürütülür; hünkâr, etten bir duvar misali etrafına örülen kortejiyle birlikte saraya avdet ederdi. Saraya ulaşan birliğe, Kubbealtı’nda ziyafet verilir ve ihsanlarda bulunulurdu.

Padişahın kurban kesmesi de adet haline gelmişti

Bazı devirlerde padişahların halka açık şenlikler düzenlediği, çeşitli eğlencelerin tertip edilerek ikramlarda bulunulduğu, güreş müsabakalarının yapıldığı, orta oyuncular ile meddahların şehrin farklı semt­lerinde sahne alarak halkı eğlendirdiği, geceleri yakılan meşaleler ve kandillerle de şehrin bayram kutlamasına dâhil ettirildiği bilinmektedir. Hünkârın, bayramın son günlerine doğru Eski Saray’a (Saray-ı Atîk) gelerek valide sultanlarla ve sarayın hizmetlileriyle bayramlaşması da ayrı bir gelenek idi. Padişahın saraya gidişi ve gelişi sırasında şehir halkı, alayın geçeceği yollar üzerinde merakla yerini alır ve bu görkemli merasim alayı sona erinceye kadar seyre koyulurdu.

Her iki bayramda yapılan seremoni hemen hemen aynı olsa da Kurban Bayramı’nın getirdiği yükümlülüklere ilaveten hünkârın bizzat iştirak ettiği bir tören daha vardır. Kurban Bayramı günü padişahın bir veya birkaç adet kurban kesmesi adet haline gelmiştir. Bayram namazı dönüşü yapılan bu merasimde padişah adına da on sekiz kurban kesilirdi.

Saray değişince merasimler de değişiyor

19. yüzyıla gelindiğinde bayram merasiminin birkaç değişikliğe uğradığını görmekteyiz. Değişiklikler içerisinde en mühimi Topkapı Sarayı'nın Dolmabahçe'ye nakliyle birlikte tüm muâyedenin artık burada icra ediliyor olmasıdır. Önceleri bayram namazı için Ayasofya veya Sultan Ahmed camileri kullanılırken sarayın taşınmasıyla birlikte Beşiktaş tarafındaki camiler tercih edilmeye başlanmıştır. Klasik dönemdeki ihtişamlı törenlerin yerini değişen saray hayatının getirdiği tabir-i caizse alafranga merasimler almış ve bu merasimler daha sade bir forma kavuşarak imparatorluğun sonuna kadar devam ettirilmiştir.

Yeniçeriliğin lağvedilmesinin akabinde ortadan kaldırılan mehter-i hümâyunun yerine geçen saray orkestrasının, bayram merasimlerinde Türk müziğinin yanısıra Batı müziği de çalması getirilen yeniliklere bir örnektir. Bu dönemin bir farklılığı da harem sakinlerinden hanım sultanların, kadınefendilerin, ikballerin atlı arabalarla bayram alayını seyre çıkmaları ve tebrik törenini Dolmabahçe'nin büyük muâyede salonundan izlemeleridir. Yine bu dönemde sultanın, devlet erkânıyla bayramlaşması sona erdikten sonra hareme gelerek hizmetlilerin kurduğu harem mızıkasını dinlemesi ve müzik eşliğinde yaş sırasına göre harem sakinleriyle bayramlaşması usulü getirilmişti.

1261/1845'te çıkarılan bir nizamnameyle önceden adet olduğu üzere memurların amirlerinin evlerine giderek bayramlaşmaları kaldırılmış, sadece devlet dairelerinde bayramlaşmak kâfi görülmüştür. Son bayram alayı ise Sultan Vahdettin'in katılımıyla Kurban Bayramı münasebetiyle 1340/1922 senesinde gerçekleştirilmiştir.

İlk yayınlanma: Dunyabulteni.net

Nazlıgül Bulut

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2019, 12:06
YORUM EKLE

banner19

banner13