Oruca niyet: Mide hazırlığı

"Oruçla; 11-16 saat boyunca su bile sindirim sistemine girmediği için organlarımız daha az enerji harcar. Enerjisini sindirim sisteminde değil beynimizde, hormonlarımızda, kan kolesterollerinde, sinir hücrelerimizde, zararlı hücreleri yok etmede yoğunlaştırmıştır." Zeynep Hüdanur Alban yazdı.

Oruca niyet: Mide hazırlığı

Ramazan deyince akla ilk gelen oruç, oruç deyince akla ilk gelen açlık, açlık deyince de akla ilk gelen şey karnı doyurmak…

Kültürümüzde Ramazan ayı yaklaşırken yapılan ilk hazırlığın yemek hazırlığı olduğunu görüyoruz. Bununla beraber Ramazan’ın yeme içme ve karnı doyurma ayı olmadığını da biliyoruz. Öyleyse ne yapıyoruz? Oruç neydi?

Oruç; bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak anlamına gelmektedir. Niyet ise yönelmek, ciddiyet ve kararlılık anlamındadır. Oruca niyetin içine uzak durduklarımızın ciddiyetini sığdırıyoruz. Her şeyden önce Rabbimizin emrini yerine getiriyoruz. İki haz veren unsura -yeme-içme ve cinsel ilişki- karşı kendimizi tutup kararlılığımızı koruyoruz. Ruhumuzun bedenimize emrettiği niyetimizi tutuyoruz. Ruhumuzun gıdasını oruç ibadetiyle veriyoruz.

Fakat ne yazık ki böylesine yüce bir ibadeti, Allah’ın farz kıldığı emri gerçekleştirirken çoğu zaman odaklandığımız ilk nokta yemek hazırlığı oluyor. İftarlar için en iyi yemekler, en taze pideler, çok çeşitli sofralar kuruyoruz. Ramazan ayında yemek yeme ihtiyacımız artmazken ülkemizde en büyük gıda alışverişinin ve israfının yine bu ayda yapıldığı biliniyor. Hem kendi sofralarımız hem de misafir sofralarımızın genişliği bu verileri zaten destekliyor. Elbette Ramazan’da yeme içme de misafirlik de ibadet. Ancak ibadetlerimizin daha tesirli olması için de bedenimizin sağlığını destekleyen israfı engelleyen sofraları kurma niyetinde olalım.

MARİFET FARKLI YEMEK Mİ?

Ramazan hazırlıklarının içerisinde gıda alışverişi olmazsa olmazımızdır. Sahurun ve iftarın içeriğini zenginleştirince daha iyi oruç tutacağımızı düşünürüz. Hâlbuki normalde yemediğimiz iftariyelik pastırma, hassas midemize ağır gelecek ve tepkiler verecektir. Yine sofraya koyduğumuz 5-6 çeşit yemeğin tadına bakarken bile hazımsızlık yaşayabiliriz.

11-16 saat boyunca oruç tutarken sindirim sistemine su bile girmediği için organlarımız daha az enerji harcar. Vücut, enerjisini sindirim sisteminde değil beynimizde, hormonlarımızda, kan kolesterollerinde, sinir hücrelerimizde, zararlı hücreleri yok etmeye yoğunlaştırmıştır. Bu sayede bağırsaklarımız tamir olur, yararlı bakterileri çoğalır, mutluluk ve büyüme hormonlarımız artar, şekeri düzenleyen insülin daha iyi salgılanır, kötü kan kolesterolleri düşerek kalp sağlığımız desteklenir, hastalıklı hücrelerimiz iyileşmeye başlar ve böylelikle hastalıklara karşı korunur ömrümüzü uzatırız.

Bahsettiğimiz mekanizmaları çalıştırmak elbette söylediğimiz kadar kolay olmuyor, emek istiyor. Orucun yukarıda bahsettiğimiz birçok faydası mevcut iken yanlış hareket edildiğinde bu faydalardan mahrum kalınabiliyor. Burada geçtiğimiz dönemlerde ülkemizde üç aylar ve Ramazan orucu tutanlar üzerinde yapılan araştırmadan örnek verebiliriz. Söz konusu araştırma çerçevesinde üç aylık bir süreçte oruç tutanlar gözlemlendi. Önemli fark çıkması umulan araştırmanın sonucunda az önce bahsettiğimiz yararların anlamlı şekilde gerçekleşmediği sonucuna varıldı. Nedenine bakıldığında ise oruç tutulan zamanda normale yakın ya da daha fazla yemek yendiği, uyku saatlerinin değiştiği ve hareketin çok azaldığı görüldü. Elbette oruç, faydası için tutulmaz, yalnızca Rabbimiz istediği için tutulur. Fakat bizlere emanet olan bedenimize iyi bakmanın da ibadet olduğunu düşündüğümüzde orucu en sıhhatli hâle nasıl getireceğimizi bilmek durumundayız.

PEKİ, NE YAPALIM?

Oruç tutmaya başlamadan önce midemize sahip çıkalım ve midemizi hazırlayalım. Eğer yediklerimiz içtiklerimize dikkat edersek daha iyi çalışan bir metabolizmaya sahip oluruz. İyi çalışan metabolizma; orucu daha rahat tutar, diğer ibadetleri daha rahat gerçekleştirir.

Yiyeceklerimizi mümkün olduğu kadar doğala yakın olanlardan seçelim: Mesela, meyve suyu yerine meyveyi seçelim. Beyaz ekmeği, tam tahıl ekmekle değiştirelim. Her gün sebze çeşitlerinden yemeğe gayret gösterelim. Tatlı yeme sıklığımızı azaltalım. Kuru baklagilleri menülerimize ekleyelim. Paketli ürün alırken içindekiler kısmı en az olanlara yönelelim.

Sağlıklı pişirme yöntemlerini uygulayalım: Kızartma ve kavurma yerine fırında, tencerede, ızgarada, buharda ya da suda haşlama yöntemlerini kullanalım. Kızartma ve kavurma işlemleri yüksek ısıda yapılır. Yüksek ısıda kızgın yağın yapısı değişir ve içerisinde kanserojen maddeler oluşur. Aynı zamanda bu yağın değdiği besinler kalite kaybeder, yapıları değişir. Yapısı değişen kalitesiz gıdalar, bizim hücrelerimizin yapılarını da değiştirmeye başlarlar ve zararları olur. Mesela, karnabahar çok faydalıdır. Ancak kızarttığımızda onun faydası azalacak bir yandan da zarar verecektir. Yağda kızartmak yerine hafif zeytinyağına bulayıp fırında pişirebiliriz.

Lifli besinleri tüketmeye alışalım: Öğünlerimizde lifli besinlere yer açalım. En başta sebzeleri kahvaltılarımıza ve akşam yemeklerine koyalım. Böylelikle oruç tutarken sahur ve iftarda sebze tüketmek normalleşecektir. Kendisini iyileştiren bağırsak yapımız için özellikle pırasa, turp, enginar, kırmızı pancar, brokoli, bal kabağı, yer elması, hindiba, tatlı patates, avokado, soğan, sarımsak iyi gelecektir. Farklı meyveleri hayatımıza alabiliriz. Ramazan ayı boyunca özellikle armut, ayva, kayısı, kivi, karadut, böğürtlen, çilek, nar gibi mevsimine uygun meyveler tercih ettiğimizde yaşanan bağırsak sorunları da azalacaktır. Kuru baklagillerle hazırladığımız mercimekli, nohutlu çorbalar, humus, nohutlu pilav, piyaz, nohutlu sebze yemekleri, barbunya pilaki gibi besinleri öğünlerimize ekleyebiliriz. Pirinç yerine bulguru, beyaz un yerine tam buğday ununu, tatlı yerine meyveyi, abur cubur yerine yulaflı pratik tarifleri daha sık tercih edebiliriz.

Protein kaynaklarını ne kadar kullandığımızı keşfedelim: Protein deyince aklımıza sadece et geliyor. Hâlbuki kuru baklagiller, peynir, yoğurt, süt, sert kabuklu yemişler (Ceviz, fındık, badem…), ıspanak, semizotu, mantar, brokoli gibi besinler de protein içerir. Hepsini alışkanlıklarımız arasına katınca protein ihtiyacımız daha iyi karşılanır ve metabolizma çok daha rahat çalışır. Protein ihtiyacını sadece etten karşılamaya çalışmak ise hem dünyamıza hem de emanet bedenimize zarar verir.

Su içme alışkanlığı kazanalım: %60’ı su olan vücudun sıvı ihtiyacı mevsime, yeme-içme alışkanlığına göre değişse de yaklaşık olarak vücut ağırlığının 30 katı kadardır. Yani 60 kg bir hanımefendinin ihtiyacı 1800 ml diyebiliriz. Bunun en az %80’i içme suyundan karşılanmalıdır. Ramazan’da vücut su dengesini kendisi sağlar, gün içerisinde sağlık riski oluşturmaz. Bizim yapmamız gereken iftar-sahur arası yeterli suyu içmek ve bol sebze yemektir. Su deyince tuz ve kafeini de hatırlatmamız gerekir. Çünkü iftarda yenen; turşu, dışarıdan alınan hazır yemekler, hazır ayranlar, iftardan sonra içilen; çay ve kahveler, sahurda yenen; sucuklar, tuzlu peynir, zeytinler vücudun su ihtiyacını arttırır. Gün içerisinde susuz kalınmasına neden olabilir. Tuzlu ve kafeinli besinlerin miktarları makulleştirilebilir.

Uyku en büyük değişimlerdendir: Kafein ve rafine şekeri uyku saatinden ne kadar uzak tutarsak o kadar kaliteli uyuruz. Ramazan’da da az ve öz uykunun peşinde olarak verimli geçirebiliriz.

Yemek yeme hızımızı düzenleyelim: Her lokmanın şükrünü eda ederek, iyice çiğneyerek, Besmeleyi tekrarlayarak yemek yemeye alışınca yediklerimizin yararı artar. Bu alışkanlığı her yediğimize uyguladığımızda neyi ne zaman ne kadar yediğimizi daha iyi anlarız. Gün içerisinde gereksiz atıştırıyorsak bu alışkanlığımız azalır, daha uzun süre yemeksiz kalabilir, oruç tutarken daha rahat edebiliriz. Aynı zamanda iftardaki gibi çok acıkınca yemek yeme süresi uzayacağı için kolayca doyar neden yemek yediğimizi ve oruç tuttuğumuzu tefekkür ederiz.

Ashab-ı Kiram yılın yarısını Ramazan’a hazırlıkla, yarısını da Ramaza’nın bıraktığı etkiyle geçirirmiş. Bedenin sağlıklı olması Ramazan’ı verimli geçirmenin yegâne şartıdır. Daha iyisini yapabilmek ve bedenimize daha iyi bakma gayretinde olmak için birkaç öneride bulundum. Şüphesiz bu maddelere eklenecek çok söz var ya da bu maddeler altın kurallar değiller. Ancak bir Müslüman kardeşiniz olarak Ramazan ayında kazanılan sevaplarınıza bir etkim dokunsun isterim. Rabbim bizleri gösterdiğimiz gayretle sağlığımızı korusun ve nice Ramazanlara kavuştursun.

Zeynep Hüdanur Alban

Hüma Dergisi, Sayı: 9

Yayın Tarihi: 09 Nisan 2022 Cumartesi 14:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26