Oruç bir mahzun suretle ayrılıyor Trakya'dan

Ey güçlü kuvvetli cemaatler ve bu cemaatlerin fedakar fertleri, hemen yanı başınızda, üç adım mesafede ilgi bekleyen, kalbi inşirah edilmeyi bekleyen bir Trakya var! Burada, sözgelimi İHL kapanmasın diye inanılmaz fedakârlıklara katlanan insanlar var.

Oruç bir mahzun suretle ayrılıyor Trakya'dan

 

Oruç her ruha, her bedene, her şehre farklı suretlerde gelir. Her beden, her ruh, her şehir de orucu ağırlamasına göre, oruca itibar etmesine göre çeşitli biçimlere bürünür. Onu bir mübarek misafir olarak ağırlayanların yüzünde parlayan bir ay ışığıdır oruç mesela. Bazı çehrelere bakıldığında ise, iki kaşın arasına yerleşmiş o cehennemî karalık, o bedende orucun yüzgeri edildiğini gösterir basiretli kalplere.

İnsanlarda böyle de, şehirlerde farklı mıdır görüntü sanki? Mesela bir ikindi üzeri Mısır’ın Rabiatu’l Adeviyye Meydanı’na bakıldığında, meydanı çepeçeve kuşatan manevi iklim çıplak gözle bile görülmez mi hiç?! O manevi iklim, meydanın kara renkli asfaltını bile hoş gösterecek bir naifliğe sahip değil midir gören gözler için?! Mısır böyle, Kudüs böyle, kopacak tufana karşı şimdiden direnen Tunus böyle; Osman Gazi’nin, Orhan Gazi’nin, Emir Sultan’ın kendine mekan eylediği Bursa böyle…

Yeryüzünün her coğrafyasında kalplerin ne renk olduğunun, nabızların nasıl attığının bir göstergesidir oruç aynı zamanda. Gelişiyle bazı kalpleri, bazı şehirleri onarır oruç. Ona bir adım atanın, gelir de kalbinden öper. İş, onu Mevla’nın mübarek bir misafiri bilip ona uygun davranabilmekte! Misafirine itibar edildiğini gören o zat da, gereğini bereket saçarak, güzellik saçarak gösterecektir elbette.

Trakya, ah Trakya!..

Trakya, bu satırların yazarının baba ocağı. Traklar tarafından bir yerleşim yeri olarak iskan edilen bu topraklar, uçsuz bucaksız ovalarıyla, bu ovaları bir ana gibi emziren bereketli nehirleriyle hep cömert olmuştur üzerinde barınan insanlara karşı. Vermiş, vermiş, durmadan vermiş ama karşılığında hiçbir şey istememiştir. İstememiştir derken, belki biraz saygı, biraz anlayış beklemiştir ama biz onu bile esirgemişiz ondan. Kimyasallarla hem toprağı, hem de Ergene nehri gibi sularını zehirlemişiz. Gürbüz insanların, Adalı Halil gibi cihan pehlivanlarının yetiştiği bu toprakları ürün vermez, verdiği ürünü ise yenmez hale getirmişiz. Gezilip görüldüğünde, artık bu topraklarda pehlivanların değil de cılız ve hasta insanların yaşadıkları görülecektir. Yazık ki böyle artık.

Ya maneviyat? Ya oruç?

Memleketim olan bu topraklar, nedense maneviyata hep uzak durmuştur. Bunda, mübadeleler sonucu buraya göçen yurttaşlarımızın demirperde ülkelerinden gelmiş olmasının önemli bir payı olduğu düşünülüyor. Bilindiği gibi, demirperde ülkelerinin ideolojisine göre “Din afyondur ve dinden uzak durulması gerekmektedir.” Bu düşüncenin süzgecinden geçen bu insanlar, geldikleri topraklara bu düşünceyi de getirmiş ve yazık ki Trakya toprakları bu demirperde anlayışından fazlasıyla etkilenmiştir. Trakya’nın inanca uzak kalmasında bunun payı elbette var ama yıllar ve yıllar boyunca yine de bazı şeyler değişmez mi? Bazı tohumlar toprağa ekilmez, toprağa ekilen o tohumlar çatlayıp meyveye durmaz mı?

Aslında çok değil, sadece üç yıl oldu Edirne’nin Uzunköprü’sünden ayrılıp Bursa’ya göçeli. Demek ki yeni mekânım beni çok etkilemiş ve her mekana yeni mekanım gözlüyle bakar olmuş, her mekandan da aynı ilgiyi bekler olmuşum. Ne büyük bir yanılsama bu!

Uzunköprü’de ilk gün

Uzun yol yorgunluğu ve sıcağın etkisiyle ilk gün sokaklara çıkamadık ama ertesi gün çıkıp dolaştığım sokaklar beni hayal kırıklığına uğrattı doğrusu. Mübarek Ramazan sanki hiç uğramamıştı kadîm ilçeme. Herkes rutin hayatını sürdürüyor, çayını sigarasını içmeye devam ediyordu. (Buradaki herkes ifadesinin büyük çoğunluk anlamına geldiğini not etmeliyim.) Oruç tutmamanın normal, oruç tutmanın olağanüstü bir durum olduğu fantastik bir beldedeydim sanki. Ve ben ne de çabuk unutmuştum bunu. Oysa Bursa’ya hicretimin sebeplerinden biri de şehrin bu dokusuydu.

Sokaklarda dolaşırken karşılaştığım çocukluk arkadaşlarım beni hoşlayıp hal hatır sorduktan sonra bana bir şey ikram etmek istiyorlardı hararetle. Yani onlar da benim inançla ilişkimin boyutlarını unutmuşlardı kısa zamanda. Oruçlu olduğumu söyledikten sonra, konuşmamız boyunca içedurdukları sigarayı mahcup bir ifadeyle avuçlarına saklıyorlardı sonra. Ve ben, onlara kızmak yerine en azından o ürkek mahcubiyeti göstermelerini anlamlı buluyordum çaresizce.

“Yücel, yer bulamayacağız”

İftardan sonra şehrin merkez camii olan Muradiye Camii’nde buluşalım demişti arkadaşlar. Teravih namazından on beş yirmi dakika önce arkadaşların uğrak yeri olan cami bahçesindeki çay ocağına gittim. Zaten sayıca epey az olan dinî donanımı olan arkadaşların bir kısmı vaz u nasihat etmek için çeşitli camilere dağılmış olduklarından birkaç arkadaşla buluşabildik ancak. İlçenin güzel insanlarından Yücel Tozkaldıran, bir şey ikram etmek isteyip ben de onun bu isteğini “Yücel, yer bulamayacağız.” gerekçesiyle reddettiğimde, Yücel’in yüz ifadesi görülmeye değerdi doğrusu. Yücel gülümsedi ve sadece şu cümleyi söyledi: “Hocam Trakya’da olduğunu unuttun galiba.”

Gerçekten de ezanla beraber camiye girdiğimizde, caminin yarıya yakını boştu. Hoş, bu boşluk sadece Uzunköprü’nün Muradiye Camii’nde değil, Edirne’nin Selimiye Camii’nde de hep böyleydi vakit namazlarında. Ulu Selimiye, Ramazan dolayısıyla Edirne’yi ziyarete gelen misafirler tarafından doldurulmuyor mu her Ramazan? Belki orucun bereketi gelen ziyaretçiler aracılığıyla biraz daha fazla görünüyor Selimiye’de ama Ramazan’dan sonra vakit namazlarında Selimiye’nin cemaati de tek safa düşmüyor mu zaten?

Anadolu’da evliyalık kolay

Şu yazacağım satırlar ne kadar yankı bulur bilinmez ama bunun da yazılması gerek: Ey güçlü kuvvetli cemaatler ve bu cemaatlerin fedakar fertleri, hemen yanı başınızda, üç adım mesafede ilgi bekleyen, kalbi inşirah edilmeyi bekleyen bir Trakya var! Burada, sözgelimi İHL kapanmasın diye inanılmaz fedakârlıklara katlanan insanlar var. Bu insanlara bir omuz verin n’olur! Burada, bir çocuk camiyle tanıştığı için sevinçten uyuyamayan insanlar var! Anadolu’da, suyun beri tarafında Müslüman olmak kolay ama unutmayın, bir de suyun öte yakası, yani Trakya var. Bu satırların yazarının 28 Şubat sürecinde tesettürlü eşiyle sokaklara çıktığında, kınayıcı bakışlara maruz kaldığı bir belde burası. Bir de şunu bilin ama: Trakya, zor yerdir, bir değirmen gibi öğütür insanı.

Velhasıl, oruç bir mahzun surette burada.

 

Ahmet Serin, sıla-yı rahim notlarını aktardı

Güncelleme Tarihi: 05 Ağustos 2013, 13:29
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13