banner17

Onun işi geceyi gündüze ulamak!

İlhami Atmaca: '…Bu devinim sürer böyle. Ve gecenin en koyu vaktinde hesaba çekerim kendimi.'

Onun işi geceyi gündüze ulamak!

İlhami Atmaca’yı tanıyanlar hep şunu sorarlar ona: Bu kadar çok yazı ve çizim arasında nasıl başarabiliyorsun kaybolmamayı? Sonra bir de mevsimleri ve en çok da geceyi sorarlar; çocukları ve çocuk kalabilmeyi de…

Ama İlhami Atmaca şairdir her şeyden önce; baba bir şairdir. Şiiri önemser ve işte oradadır15345 hayatın esrarı; kalbinde bir tutam alev, şöyle haykırır: Ey İstanbul! Ve, ey insan kalabilmenin güzelliği!.. İlhami Atmaca’ya beş vaktini sorduk…

İlhami Atmaca güne nasıl başlıyor?

Gün bana başlıyor daha çok. Bana katılıyor demek daha doğru olur. Çünkü; ben geceyi gündüze ulayarak sürdürüyorum. Kelâm-ı Kadim’de üzerine yeminler edilen gece beni bürüyünce ve üzerine yemin edilen sabah, ezan ve kuş sesleriyle süslenince ben de katılıyorum onlara.

Bütün bir gece, savruluyorum. Bu savruluş ve devinimler beni sabahın en bakir vaktinde ezanlarla rahat bırakıyor. Bir güzel ezanımı dinliyorum. Çalışma odamın penceresinin kanatlarını sonuna kadar açıyor, ezanı dolduruyorum içime ve çalışma odama. Serçelerin cik cik’leri eşliğinde doluyor odama sabahın mahur ezanı. Bazen, üşenmeden, kapıyorum ceketimi ve dışarıya atıyorum kendimi. Cem olmak için kardeşlerimle, pürtelâş koşturuyorum. Her gün yaratılan, her gün bakir olan sabah katılıyor duamıza.

Bu, herkesin farkında olduğu ama dışa vurmadığı bir oyun

Dönüşte fırına uğruyor, mis kokulu iki ekmek kapıyorum. Ekmeğin toparlak ve gevrek uçlarına dokunamıyorum. İmrenerek bakmak düşüyor benim payıma. Oğlum bayılıyor o kısımlara. Çocuklarımı uyandırıyorum sonra. Öperek her birini, koklayarak. Öyle nazlanıyorlar ki, öfkelenmiş rolü yapmak zorunda kalıyorum bazen. Onlar da işin farkında oluyor aslında. Çünkü tebessümümü gizlemek için sırtımı dönerek yapıyorum bu rolü. Bu, herkesin farkında olduğu ama dışa vurmadığı bir oyun.

Sonra, bir koşturma… Ta ki onları kapıdan öpücüklerle ve dualarla okullarına yolcu edinceye kadar. Onca patırtının ardından eve çöken sessizliğin içinde bir güzel kahvemi yudumluyorum. Birkaç saat çalışma imkânı buluyorum. Her zaman halledilmesi gereken işler vardır. Sokağın sesleri çoğalırken, pencere arkasından seyrediyorum sokağı.

Sokaklar kalabalıklaşırken ben yalnızlaşıyorum.

15346İlhami Atmaca öğle aralığında hangi kapıları aralıyor?

‘Geceyi gündüze ulamak’ görevimi tamamlamanın verdiği iç rahatlığıyla sokulduğum döşekten uyanmak için birkaç sebebim var. Kızımın saçlarının taranması bunlardan bir tanesi. Taramak dediysem, çoğu zaman bununla bitmiyor elbette. Bazen bir örgü istiyor. Bazen iki örgü. Bazen at kuyruğu. Beğenmiyor çoğunlukla. “Annem daha güzel yapıyor” diye sızlanıyor. Annesi o saatlerde işte olduğu için tek alternatifi benim. Gönlü olmayacak kadar başarısız olduğum zaman komşumuzun, artık aileden saydığımız kızları Dilân ya da Kader yetişiyor imdada. (Dilân ve Kader çok terbiyeli ve güzel ahlâklı iki güzel Kürt kızı.)

Siti Ana can simidim

Onlar olmadığında Siti Ana can simidim. Mem u Zin Destanı'nda Zin'in kardeşinin adı da Siti’dir. Siti, Kürtçe’de “hatun”, “kadın” anlamına geliyor. Siti Ana, “iyi ve güzel huylu kadın” diye açıklamıştı sorduğumda. Ağır duruşlu, saygı uyandıracak kadar vakur görünen bir kadın Siti Ana. Kızımın okul hazırlığı tamamlandıktan sonra, baba-kız fırlıyoruz sokağa. Okula doğru uçuşurken bitmek tükenmez -ama bir o kadar eğlenceli- sorularına cevap yetiştirmek gerçekten meziyet istiyor. Nefes nefese kaldığım çok oluyor.

Sabahçı olan oğlum ve diğer kızımı da okuldan alıyorum. Hep birlikte dönüyoruz evimize. O günün geniş bir özeti sabırsız bir heyecanla aktarılıyor yol boyunca. Onlara öğle yemeği hazırlamak bir başka görevim.

Öğrendiği sureleri satın alıyorum

Allah’tan, yemek konusunda çok nazlı değiller. Zaten ben de biliyorum onların huyunu artık. Oğlum, bir elinde kitap ya da dergi, yemeğini bitirir bitirmez dershaneye yollanıyor. Kızımla baş başa kalıyoruz. İlgilenecek bir şeyler bulmakta pek sıkıntısı yok onun. Ya bir kitap kapıyor hiç de mütevazı olmayan kitaplıklarından ya bir süre internet ya da dersleri. Yahut dua ve sure ezberleme. Fakat çok uyanık… Onunla bir anlaşmamız var. Öğrendiği sureleri satın alıyorum. Kısa sureler 10, uzun sureler 50 lira, Yasin 100 lira. Mutat harçlığı dışında paraya ihtiyacı olduğunda dikiliyor bazen başıma. Dedim ya, çok uyanık… Durumu iyi idare ediyor. Öyle, öğrendiği dua ve surelerin hepsini okuyup peşin kapmıyor ödülü. Benim de durumun farkında olduğumun farkında. Açgözlü olmayışı da ayrıca hoşuma gitmiyor değil. Hepsi kanaatkâr çocuklar. Çok şükür. Allah onlarla birlikte ümmetin evlâdını güzel ahlâktan ve imandan ayırmasın.

Ve derken tekrar bir sükûn çöküyor eve. Huzura varmak için bu sükûnete ihtiyacım var. Sonrasında, birkaç saat dinlenme imkânı bulmanın keyfine diyecek yok. Dinlenirken birkaç sayfa okumak, bu keyfe keyif katıyor. Her seferinde elimdeki kitabın özenle alındığını ve üzerimin bir şilteyle örtüldüğünü hissetmenin keyfi paha biçilmez. O minik elleri hissederken nedense hep Yeni Türkü’nün bestelediği Cummings’in şiiri geliyor aklıma ve kızımın minik elleri… “Hiç kimsenin, yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur.”

Herkes koşturmadayken, hayat baş döndürücü bir hıza ulaşmışken bulvarlarda, ben küçük bir ölüm provası yapıyorum.

İkindi vakti İlhami Atmaca dünyanın neresindedir?15350

Oğlumun dershaneden dönüşüne denk düşüyor İkindi vakti. Ben günün küçük ölüm provasını yapmış, günlük işlere dalmışken canhıraş çalıyor kapı zili. Bu gelen oğlum. Dershaneden kurtulup kendini eve atışının can havliyle zile abanışı. Artık bu bir ritüel. “Zile bu kadar abanmasan olmaz mı?” uyarımdan ne ben vazgeçtim, ne de o zile abanmayı bıraktı. Ayakkabılarını çıkarıyor; montu mu onu, o mu montu bir yere savuruyor halâ karar veremedim ama; her ikisi de salonda bir yerlere savruluyor. Kolay değil, okul sonrası başlayan dershanenin keyifli olduğu konusunda kimse beni bile ikna edemez. Laflıyoruz bazen. Tabii ki ben birkaç kelam etmeye fırsat bulabilirsem. Sonu gelmeyecek bu muhabbeti kesmenin birkaç yolu var. Ya yine öfkelenmiş rolüyle kestirip atmak, ya da usulca ortamdan sıyrılıp yarım kalan işlere devam etmek.

İnsanın evinden takip edebildiği bir işinin olması -İstanbul gibi bir metropolde- büyük bir kolaylık ve nimet. Sabahleyin başlayan bir koşunun, akşama kadar kucağında olmaktan kurtarıyor insanı. Bazen oturup hesap ediyorum. Sabah 1, akşam 1.5 saat yollarda geçecek vakit; yani her gün, 2.5 saat kayıp değil, kazanılmış zaman. Bu bile şükretmeye değer.

‘Öfkeli baba’ rolü işe yarıyor

Gündelik işler ihmal edilesi işler değil. Para kazanmak gerek değil mi? Oğlum ve kızımın birbirlerine dalaşlarıyla kopan vaveyla ve hengâmeyi başarıyla bastırmam gerekiyor birkaç defa. Tatlı sözler ve ikna yöntemleri yeterli gelmeyince, ‘öfkeli baba’ rolü işe yarıyor. Dedim ya, herkes farkında işin aslında. Peki, niye kimse bozmuyor bu oyunu?

Öğle ve ikindi arası en verimli çalıştığım zaman dilimi. Sabahleyin birkaç saatle yaptığım mukaddimenin hitamı hemen hemen bu vakitte gerçekleşiyor. Akşama bir şey kalmamalı. Geceye hazırlık için akşamlar önemli.

Akşamları hangi minval üzeredir?

Ne çabuk olur bu akşamlar. Sanki gün, bütün gün durur da, tam akşamın alacası yeryüzüne düşerken dünyanın göğsü daralır, çıldırır zaman. Herkese böyle mi gelir acaba? Havsalamda günün can çekişmesini andıran devinimi mi böyle hissettirir? Karanlığın düşmesiyle uysallaşır her şey. Akşam, usul ve minik adımlarla ilerlerken kaçırılmaması gereken bir vakit hep içimde beni gözler ve takip eder. Hadi sıkıysa görmezden gel. Akşamın dev, hınzır gözü hep “hadi” der gibi. “Hadi!”, “Hadi!”, “Hadi!”, “Vakit geçmeden”, “Vakit geçmeden… Vakit…”

Akşam tatlı bir uyum dalgalanır evde

Bütün bir ailenin noksansız bir araya geldiği zamanlar işte bu vakitler. Herkes, aynı zamanda birbirinin sesini bu saatlerde duyar. Bu saatlerde herkes bir arada ve daha bir harala gürele olması gerekirken, tam aksine tatlı bir uyum dalgalanır sanki evin bütün odalarında. Yemeğin ardından sözleşmiş gibi herkes salonda toplanır. Herkes heyecanla bir şeyler anlatır. Günün hülasası salonun ortasına söz ve elbirliği etmişçesine dökülür. Ve herkes sonrasında birer birer çekilir ortalıktan.

Ve benim mutat görevim başlar. Geceyi güne ulamak. Bu devinim sürer gider.

İlhami Atmaca geceyi/geceleri nasıl yaşıyor?

Herkes -elinde bir kitap- odasına çekildiğinde bir başka sessizlik çöker evin içine. Bu sessizlik, caddedeki güruh ve motor seslerinin de kesilmesiyle, zamanın durduğu hissine kapılmama sebep olur. Zamanın yavaşladığı bu anları öyle çok severim ki. Usulca kalkarım yerimden. Ve üzerine yeminler edilen gecede savrulmaya başlarım. Yeryüzünü dolaşırım, ne kadar uzağa gittiysem hızla, ölüm provasındaki çocuklarımın… Sevgililerimin üstlerini örtmek üzere geri döner ve tekrar savrulurum uzaklara.

Siyah, akıcı satırlar arasında kaybolurum. Yazılar… Çizimler… Şiirler… Ama fonda hep hüzünlü dokunuşlarıyla içi saran şarkılar, türküler ve ilahiler.

Her gece bir mahkeme kurulur vicdanımda

Bu devinim sürer böyle. Ve gecenin en koyu vaktinde hesaba çekerim kendimi. Bu hesap çok zor bir hesaptır. Her gece, bir mahkeme kurulur vicdanımda. O mahkemede her şeyin hesabını vermek, düşünmek, tefekkür etmek sahiden zor. Üzerine yeminler edilen gecenin en koyu vaktinde. Koynunda olmak. Yapayalnız. En sevdiklerin günlük küçük ölüm provalarındayken.

Dedim ya; benim işim, üzerine yeminler edilen geceyi, her gün yeniden yaratılan bakir güne ulamak. Her gün yeniden yaratılan bakir gece ve her gün yaratılan bakir sabah, sanki ben uyanık kalmazsam birbirinden hiç haberdar olmayacak.

“Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” (Âli İmrân / 27)

15348

 

Adem Turan sordu

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2010, 18:54
YORUM EKLE
YORUMLAR
Muhammed Karademir
Muhammed Karademir - 8 yıl Önce

Mavi Marmara gemisi'nin amacının temsilcisi gibiydi gece gündüz demeden her ortamda gemideki dostlarına ve amaçlarına destek verdi.
Böyle abilerimizin varlığı yolumuzu aydınlatıyor.
Allah onlardan razı olsun. Adem Turan abimize de teşekkür ediyoruz.

Cem Kuruhasal
Cem Kuruhasal - 8 yıl Önce

İyi bir şair ve iyi bir müslüman. Genelde ikisi bir arada zor bulunur özellik. Şiirini severek okuduğum bir şairdir.

İsmail Deniz
İsmail Deniz - 8 yıl Önce

Yıllar önce Kökler dergisinde yayınlanmış bir dosyada uzun bir yazısını okumuştum. Her satırının altına imza atılır bir yazıydı. Hatta gece yarısı ne yapıp edip telefonunu bulmuş ve kendisini aramış düşündüklerimi söylemiştim o heyecanla.
Klancılıktan bahsediyordu. Bence de çömez şairler klanı birbirini ağırlayıp duruyor. Birbirinin basit şiirini pazarlıyor. Şair diye kasım kasım kasılılıyorlar.
Onlar kasılsın, derin bir yeraltı ırmağı gibi akıyor gerçek şairlerin şiirleri. İyiki böyle şairler

Cengiz Kavak
Cengiz Kavak - 6 yıl Önce

İlhami atmaca iyi şair...

banner8

banner19

banner20