Onlar Malazgirt zaferine nasıl baktılar?

Yahya Kemal ve Ziya Gökalp arasında geçen “kaynak neresidir” tartışmalarında Malazgirt Zaferi meselenin kırılma noktasını oluşturmaktadır. Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar I kitabında bu iki mütefekkir edebiyatçıya göre Malazgirt savaşının ifade etmiş olduğu mana ve ehemmiyeti geniş çerçevede ele alınıyor..

Onlar Malazgirt zaferine nasıl baktılar?

 

İçinde bulunduğumuzun şu günlerde 942. yıldönümünü yaşadığımız Malazgirt Zaferi, taşımış olduğu mana itibari ile Türk tarihindeki diğer zaferlerinden ayrılan bir önem sahip. Türklerin Anadolu topraklarına tam manasıyla girip yerleşmelerinin dönüm noktası olan bu zafer, ayrıca Sultan Alparslan’ın ve askerlerinin de göstermiş olduğu teslimiyet ve ihlâsın bir meyvesi hükmündedir. Bu zafer inancın küfre galebe çalmasıdır.

Bütün bir ehl-i salibin ordusunun Malazgirt ovasına gelmesine sebep olan hadise, Sultan Alparslan’ın yüz binlere, milyonlara varan asker sayısı değildi. Fakat artık haçlı zihniyetinin de farkına vardığı İslam ordularının ilerleyişin bir adıydı Alparslan. Bugün bile zaferlerini sayısal ve maddesel üstünlüklerine bağlayan Batı zihniyetinin, imanlı ve tam inanmış bir avuç ordunun karşısında yediği tokat onları yüzyıllar boyu unutamayacağı bir güçle tanıştırmıştı. Çünkü Malazgirt zaferi bir bakıma İstanbul fethinin bir önsözü hükmündedir. Öyle ki Malazgirt zaferinden çok değil bir on yıl sonra Kutalmışoğlu Süleyman, İstanbul’da şimdilerde Bağdat caddesi denilen yoldan 1081 yılında Üsküdar’a kadar gelmiştir. Bu ordu Ayasofya kubbesini Üsküdar’dan dünya gözüyle gören ilk Türk ordusu olmuştu.

Bu zafer üzerine çok sözler söylenmiş, uzun rivayetler aktarılmış; hatta halk arasında efsaneler dahi anlatılmış. Fakat bu zaferin Türk tarihi açısından taşımış olduğu mananın en hararetli tartışması Milli edebiyat döneminde olmuştu. II. Meşrutiyet devrine denk gelen bu dönemde yaşanan siyasi ve askeri hadiselerin vermiş olduğu hava içinde dönemin aydınları tarafından sorulan “milli kaynak neresidir?” sorusuna çeşitli cevaplar aranmıştı. Özellikle de milli romantizm duyguları içerisinde milliyetçilik kanadına sığınılmıştı.

İşte bu noktada dönemin iki önemli ismi olan Yahya Kemal ve Ziya Gökalp arasında geçen “kaynak neresidir” tartışmalarında Malazgirt Zaferi meselenin kırılma noktasını oluşturmaktadır. Mehmet Kaplan, hazırlamış olduğu Türk Edebiyatı Üzerinde Araştırmalar I adlı kitabında bu iki mütefekkir edebiyatçıya göre Malazgirt savaşının ifade etmiş olduğu mana ve ehemmiyeti geniş çerçevede ele almaktadır.

Ziya Gökalp ve Yahya Kemal Malazgirt’e nasıl baktı?

Bilindiği gibi Osmanlının içine düşmüş olduğu “hasta adam” cenderesinden kurtulabilmesi için devrin aydınları tarafından çeşitli ithal ideolojiler etrafında imparatorluk bir arada tutulmaya çalışılmıştır. Osmanlıcılık, İslamcılık gibi görüşlerin artık umut vermediği günlerde elde kalan son hali muhafaza için mecburi bir milliyetçilik akımı başlatılmıştı. Bunun getirisi olarak da devletin siyasi kanadıyla birlikte topyekûn bütün yazar kadrosu da bu hengâme içerisinde bir çıkar yol aramıştı. Bu hal içerisinde o zamana kadar Osmanlı toplumu içerisinde ihtiyaç duyulmayan bir soru sorulmaya başlanmıştı. Biz kimiz ve bizim asıl kaynağımız neresidir? İşte bu sorulara ilk cevap veren taraf bilfiil Türkçülük mefkûresi içerisinde olanlar oldu. Özellikle de Ziya Gökalp bu işin sözcülüğünü üstlenerek bizim asıl kaynağımızın Orta Asya olduğunu, milletin saf ve bozulmamış dilinin, kültürünün, harsının, medeniyetinin orada olduğunu söylemiş ve kaynak olarak orasını işaret etmiştir.

Bu teziyle birlikte Osmanlıya kadar olan kısmı kabul edip, Osmanlının İran, Arap ve özellikle de Bizans medeniyetiyle özü yitirdiğini ve artık bu medeniyetlerin etkisi altında kalarak kendi milli kimliğini muhafaza edemediğini söyler. Sözlerine delil olarak da mimaride Bizansın, dil ve edebiyatta ise Arap ve Acem taklitçiliğinin Türk izini sildiğini bunun için kubbeli yapılara ve divan şiirine bakılması gerektiğini söyler. Buna mukabil dilde sokak halkının konuşma diline şiirde de heceye ulaşılarak bu taklitçiliğin önüne geçilmesini ister. Türk tarihinden idealleştirilmiş kahramanları işleyerek heceyle şiirler yazar. Ve hayali sahada ulaşılması gereken bir hedef olarak “Kızıl Elma” mefkûresini geliştirir. Malazgirt zaferine ve Sultan Alparslan’a bakışı ise Türk’ün inandığı değerlerin üstünlüğü ve manevi kuvvetin maddi kuvvete olan galebesi şeklindedir.

Hâlbuki Yahya Kemal, bu zafere Gökalp’ın ileri sürdüğü bu değerleri kabul etmekle birlikte meseleye bir de yeni bir başlangıç ve yeni bir coğrafyanın açılmasıyla yeni bir medeniyetin inşâsı hadisesi olarak bakmaktadır.

1071 tarihini Anadolu’ya gelen Türklerin bu topraklar üzerinde kurduğu bir medeniyetin bir miladı olarak kabul eden Yahya Kemal, bizim için milli kaynağın Anadolu olduğunu ve esas tarihin 1071’den sonrası olduğunu ileri sürer. Bu tarihten öncesini kesinlikle reddetmemekle birlikte “kablettarih” olarak adlandırdığı bu dönemin medeniyet anlayışı bizim ile farklıdır. Anadolu’da toprak ve millet arasındaki münasebetle birlikte yeni bir medeniyet yeni bir millet ortaya çıkmıştır. Bu Osmanlı-İslam milletidir. Bundan dolayıdır ki kaynak ararken Alparslan’ın kapılarını açtığı Anadolu’yu esas almalıyız düşüncesinde olan Yahya Kemal, Türklerin bu topraklar üzerinde yeni bir devlet, yeni bir dil, yeni bir kültür ve medeniyet kurduğunu bütün bu yeniliklerin de hemen bir şekilde bizi Orta Asya yaşantısından uzaklaştırdığını ileri sürer.

Bunu yaparken de tarihi süreç içerisinde hiçbir aşamayı ve hiçbir dönemi de inkâr etmeden Bergson’un zaman zinciri ve anın bütünlüğü felsefesini kullanır. Eski Türk yaşantısını ve varlığını inkâr etmeden bizim buraya getirdiklerimizin üzerine eklenerek oluşturulan yeni bir sanat anlayışından, musikiden, incelmiş bir dil ve edebiyattan bahseder. Ona göre an geçmişin yığılması ile oluşur ve bu anın birikimiyle de gelecek inşâ edilir. Mazi-an-müstakbel bir zincir bütünlüğündedir. Eğer zincir halkalarından birisi inkâr edilir ve kopartılırsa, geleceğin temini tehlike altına girer. Bunun içindir ki Gökalp’ın Osmanlı medeniyetinin gelişmişliğini yok sayarak yeniden başlangıç noktası olarak bozkıra dönüşüne karşı çıkar. Ve Türk tarihinin 1071’de Malazgirt zaferiyle başladığı tezini ileri sürer. Bu tarihi yeni bir medeniyet başlangıcı olarak kabul eder.

 

Sefa Toprak yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 16:47
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13