Olmak, onlardan ve onlarla

Onlardan olmak, onlarla olmakla mümkün olabilecektir, yol gösterilmiştir insana. Nihayette O’nun için gaye, insan, kul, adam, rafîk/arkadaş, ümmet ve O’na layık vasıflarla bezenmiş isimlerle müsemmâ/isimlenmiş olmak…

Olmak, onlardan ve onlarla

“Bir” varmış, hep varmış, bilinmeyi murad etmiş de insanları yaratmış diye başlanır, ilk insanın varoluşunu, Kıssa-ı Âdem’i  anlatmaya. Nisa Suresi’nde aynı muraddan, aynı özden ve eşinden halk olunan kadınlara, mümin ya da gayrimüslim tüm insanlara “Rabb” olan Allah’tan sakınma emredilir.1 Allah ve Resulü’ne  itaatle nimet verilenlerden olması istenir insan cinsinden. Zira itaatin sonucudur, ebedî nimet ve nimet verilenlerden olmak. Bu sebeple mümin kul, namazla her Allah’a durduğunda onlardan olmak için yakarır, onlarla olmayı ister. Onlardan olmak, onlarla olmakla mümkün olabilecektir, yol gösterilmiştir insana. Nihayette O’nun için gaye, insan, kul, adam, rafîk/arkadaş, ümmet ve O’na layık vasıflarla bezenmiş isimlerle müsemmâ/isimlenmiş olmak…

Nisa Suresi’ni tanıyalım

Sure, Medine’de indirilmiştir ve 176 ayettir. Mümtehine Suresi’nden sonra yaklaşık olarak Hicri altıncı yılda nazil olmaya başlayıp dokuzuncu yılda nüzulünün tamamlandığı nakledilir. Saliha kadınların niteliği olarak gönülden itaatkârlığın zikredildiği Nisa Suresi’nin muhtevasında, Efendimiz’den kendileri hakkında fetva istenen toplumdaki konumlarına göre çocuk, yetim, eş adayı, evli, boşanan, evlenilmesi yasaklanan, varis/mirasçı, günaha düşen köle ve hür kadınlara mahsus hükümlere detaylı bir biçimde yer verilmiştir.2 Ayrıca münafık ve Ehl-i Kitab’ın özellikle yahudilerin konu edildiği ayetlerde tüm insanları kapsayıcı hüküm ve hitaplar da mevcuttur.3 Müşrik inançta tapınma nesnesi olarak dişi figürlerin seçilmesi ve Allah’ın affetmeyeceği tek durum olarak şirk, 116 ve 117. ayetlerde anlatılmıştır.4

Kur’an’da kadınla alakalı hükümler hususunda öne çıkan iki sure mevcuttur. Bunlardan Talak Suresi; “Sûratu Nisa es-Suğrâ/Kadınların Konu edildiği küçük sure” olarak anılırken, kendisine el-Kübrâ/büyük tavsifi yapılan bu sure, Nisa olarak adlandırılmıştır.

Kur’an’ın Nisa el-Kübrası’nda nimet verilen itaatkar müminler

Peygamberimiz’in gece namazlarında okuduğu bu surenin tamamında kadın ve ilgili hükümlerinin açıklanması, surenin nazil olduğu ortamdaki şartların sonucunda çoğalan yetim ve dul kadınlar sebebiyledir. Sure, toplumda kadınla alakalı müşrikler ya da Ehl-i Kitap kaynaklı örften zihinlere yerleşmiş hatalı inanç, tavır ve mümin şuuruna uygun olmayan cahiliye davranışlarını, devletleşmiş İslâm’ın nizamına göre biçimlendirme gayesi taşır.5 Bu özel sebep yanında surede Allah, tüm insanlar için bizzat koyduğu hukuku Efendimiz vasıtasıyla bildirişini merkeze almış, Efendimizin peygamberlik konumuna özel bir vurgu yapmıştır. Dolayısıyla kadınlar özelinde insanlara yönelik tüm ilâhî emir ve yasakların sahibi Allah’a ve Efendimize itaat, hem diğer emirlerden öncedir hem de diğer emirlere itaatin ancak kendisiyle kabul edilebileceği şarttır. Bu sebeple surede Allah ve Resulüne itaat vurgusu birbirinden ayrılmaksızın dört kez zikredilmiş, bir ayette bu emre Ulu’l-Emr/Yönetici de eklenmiş, Resulün ancak itaat edilmek için gönderildiği ve Kendisinin mağfiret talebi sayesinde günahların affedilebileceği bildirilmiştir.6 

Surenin 69. ayetinin yer aldığı bağlamda ise Efendimizin peygamberlik konumuna karşı Yahudilerin ve münafıkların, eylemleri ile uyuşmayan niyetleri, cehennemle sonuçlanacak tutumları ifşa edilmiş, yerilmiştir. Zira Nisa Suresi’nin 136. ayetinde iman edenlerin imana davet edildiği, 150-152. ayetlerde Allah ve peygamberlerine iman etmemenin, iman edilse bile birini diğerinden ayırmanın küfür olarak tanımlandığı, 170. ayetinde ise tüm insanların kendi hayrına olarak imana davet edildiği ortak husus, Allah’a imanla birlikte Peygamberine imandır. İmanın kalbî ve fiilî göstergesi itaat, sonucu nimet verilenlerden olmaktır. Ayette, “Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse işte onlar Allah’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyi adamlarla beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaştır!”7 buyrulmuştur.

69. Ayet-i Kerime’nin nüzul sebebi olarak Sevban’ın  ya da ensardan bir sahabenin, bir diğer nakilde ise müminlerin Peygamberimiz’e şöyle dediği nakledilir: “Biz Senin yanından ayrılıp ailemizin yanına gidince bile hemen Seni özlüyoruz. Ahiret hayatı başladığındaysa Sen en üst dereceye yükseltileceksin. O zaman biz ne yapacağız?” Müminlerin hüznünden Peygamberimiz de hüzünlenmiş ve bu ayet nazil olmuştur. Bu rivayetleri kabul etmekle birlikte âlimlerimiz, “Sebebin hususiliği lafzın umumiliğini zedelemez.” prensibi gereğince ayetin taate teşvik ve ona isteklendirme gayesiyle inzal edildiğini ve itaat eden tüm müminleri müjdelediğini ifade ederler.

Mânâsı açısından Nisa Suresi 69. ayet-i kerime

Ayette zikredilen itaat kavramının anlamı; muhabbetle bağlanma, isteyerek emre uyma, gönüllü söz dinleme, hoşnut olarak tâbi olmaktır.

Sıddık; sıdkı/doğruluğu âdet edinmiş, iman etmede başkalarından daha önce olan ve imanı başkalarına örnek olan kimselere verilen isimdir. Efendimiz’in ashabının içerisinden Ebubekir’in  bu vasfa en layık olduğu hususunda icma mevcuttur.

Âlimler, şehidliği insanın kâfir bir kimse tarafından öldürülmesi şeklinde tarif etmenin caiz olmadığını söylerler. Şehid, Allah’ın dininin doğruluğuna bazen hüccet ve beyan bazen de kılıç ve mızrakla şehadet eden kimsedir. Canını, Allah’ın dinine yardım, O’nun dininin hak, onun dışındakilerin ise bâtıl olduğuna şehadet etmek uğruna feda ettiği için Allah yolunda öldürülenlere “şehid” denilir.

Salih, itikadında ve amelinde iyi, dürüst olan kimsedir. Mahlûkat içerisinde en faziletli olan peygamberlikten sonra mertebe bakımından üstünlüğün ayetteki sıralamaya göre olduğu ifade edilmektedir. Nisa Suresi’nin 95-100. ayetlerinde de mazeretsiz biçimde oturanlar/yerinde sayanlarla Allah yolunda cihad eden, hicret eden ve bu uğurda şehid olanların mertebe bakımından aynı olmayacağı bildirilmiştir.

Ayette zikredilen nimetin ne olduğunu, kaynağını ve sonucunu açıklayan bu vasıfların hepsi tek bir insanda da toplanabilir, ayrı ayrı kişilerin öne çıkan vasıfları da olabilir. Bu kişiler cennette olacağı gibi dünyada da fiilen ya da manen refiktir/yolculukta ve diğer şartlarda kendisinden istifade edilen kimse, arkadaştır. Beraber bulunmak rafîk olmaya yetmez; büyük bir şefkat, ilgi, farkındalık, muhabbet ve görmekten, birliktelikten dolayı duyulacak sevinç ayetteki güzel arkadaşlığın alametleridir. Efendimizin de buyurduğu gibi “Kişi, sevdiği ile beraberdir” yahut “Kişi sevdiği ile haşr olunur.”8

İtaatın akıbeti

Nisa Suresi 175. ayette Rabbimiz iman edip kendisine sımsıkı sarılanlara kendinden/katından bir rahmet ve lütf-u inayet eriştireceğini, onları kendisine ulaştırıcı dosdoğru bir yola sevk edeceğini bildirmektedir. Allah’a iman ve itaat, Allah’ın seçtiği Peygambere iman ve itaatle tamam olabilir.  Müminler için Allah’a ve Resulüne itaat, koyduğu emir ve yasaklara riayetle mümkün ve anlamlıdır.

Sultan II. Mahmud’un hanımı ve Sultan Abdulmecid’in annesi Bezm-i Âlem Vâlide Sultan’ın mührüne kazınan şu sözleri, Efendimiz’e itaatimizde rehberimiz olsun:

“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,

Muhammed’siz muhabbetten ne hâsıl?

Zuhurundan Bezm-i Âlem oldu vâsıl…”

Hüma Dergisi, Kasım-Aralık, 6.sayı

Dipnot:

1             Nisa Suresi, 1

2             (Sure muhtevasında belirtilen konular noktalı virgülle ayrılmış olup metindeki sırayla şu ayetlerde zikredilmiştir.)  Nisa Suresi, 34; 127, 176; 98; 2, 3, 6, 8,        10; 4; 20, 21, 34, 35, 43, 128, 129; 130; 22, 23, 24, 25; 7, 11, 12, 19, 33; 15, 16            

3 Nisa Suresi; (Münafıklar) 60-70, 72-79, 81-91, 107-115, 138-143; (Ehl-i Kitap) 47-58, 153-159, 171, 172; 46, 160-162 (Yahudiler)

4             Aynı ifadelerle Ehl-i Kitap’tan şirk koşanların da affedilmeyeceği 47, 48. ayetlerde zikredilmektedir.

5             M. Kâmil Yaşaroğlu, “Nisa Suresi”, DİA, 2007, 33: 137-138

6             Nisa Suresi 13, 59 (Ulu’l-Emr), 64, 80

7             Hasan Basri Çantay, Kur’an-ı Hakim ve Meal-i Kerîm, 15. Baskı, İstanbul, Elif Ofset, 1410/1990, 1: 44

8             Fahreddin er-Râzî, et-Tefsiru’l Kebir Mefâtihu’l Gayb, Dâru İhyâi’t Türâsi’l Arabi, Beyrut, 1990/1411

Yayın Tarihi: 07 Şubat 2021 Pazar 14:30
banner25
YORUM EKLE

banner26