O'na mekanda yakınız, manada ise epey uzak

Eyüp Sultan semtinde, zaman içerisinde Eyüp Sultan Efendimizin hayatı ve ruhu ile uyuşmayan anlayışlar da ortaya çıkmaya başladı. Nidayi Sevim yazdı.

O'na mekanda yakınız, manada ise epey uzak

Mübarek bir hicret, mücahit ve muhacir bir Peygamber… Kurumuş toprakların yağmura susadığı gibi, büyük bir özlemle onu bekleyen binlerce vefakâr, fedakâr ve güzide insan.

O gün Medine ufuklarından güneş ikinci kez doğuyordu. Beklenen an nihayet gelip çatmıştı. Yürekler yerinden fırlayacaktı sanki. Nefesler tutuldu. Bu tatlı ve heyecanlı bekleyiş daha ne kadar sürecekti? Bir yerde karar kılınacaktı elbet. O nur yüzlü, burada bir yerden yine dünyaya ışık saçmaya devam edecekti. Fakat nereden? Hangi seçilmiş ve bahtiyar insanın hanesine daha fazla bereket getirecekti?

Yoldan gelen, bir tercihte bulunmadı. Onu taşıyan "Kusva" isimli devesine bıraktı bu zor tercihi. Kusva, önce bir yerde duracak gibi yaptı. Fakat durmadı, yoluna devam etti. Çünkü ona nerede durulacağı ta ezelden bildirilmişti. Bu duraksamalar bir müddet daha devam etti. Nihayet bir hanenin önüne gelindiğinde, Kusva, olduğu yere çöktü ve bir daha da yerinden kımıldamadı. Yedi ay sürecek olan kutlu misafirlik bu saadet evinde gerçekleşecekti. Kusva’yı durduran öyle bir yerde durduruyordu ki, bu yer sakini, zamanı geldiğinde Peygamber müjdesi, feth-i mübine zemin hazırlayıp Medine-i Münevvere'yi aziz İstanbulumuza taşıyacak olan Halit bin Zeyd ebu Eyyub el-Ensari Hazretlerinden başkası değildi. İlmi derinliği, cömertliği, hoşgörüsü, sadakati ve mücadeleci ruhuyla milletimize yüzyıllar boyu ilham kaynağı olmuş Mihmandarı-ı Resul için şair ne de güzel söylemiş: “Yetişmez mi bu şehrin halkına bu nimeti Bari/ Habibi Ekremin yâri, Ebu Eyyûb el-Ensari…”

15. yüzyıl ortalarında fethin mukadder olması, akabinde Akşemseddin Hazretlerinin keşif yolu ile Eyüp Sultan efendimizin kabir yerini belirlemesi bir dönüm noktası oldu. O gün bugündür Eyüp Sultan semti milletimizin manevi üssü haline geldi. Zira zaferin mukadder olmasında Hazreti Eyüp Sultan’ın manevi desteğine inanılmıştı. Öyle ki Hac yolculuğuna çıkan, asker uğurlayan, çocuğunu sünnet ettirecek olan, kısaca kimin ne hayırlı işi varsa soluğu burada alır oldu. Uzun yıllar öncesinden başlayan ve gelenek halini alan bu uygulamalar gayet samimi ve içten duygularla yapılmaktaydı. Halkımız, Eyüp Sultan Efendimizin bereketine inanmıştı bir kere. Mademki bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı, o halde bu müjdelenmiş şehir için ilham kaynağı olan bu güzel insana nasıl sırt çevrilebilirdi?

Manevi bir ziyaretgâhtan bir mesire yerine...

Bütün bu kulağa hoş gelen, iyi niyetli yaklaşımlarla beraber zaman içerisinde Eyüp Sultan Efendimizin hayatı ve ruhu ile uyuşmayan anlayışlar da ortaya çıkmaya başladı.

Eyüp Sultan semti, bugün bir kısım Batı hayranları tarafından peşlerine yabancı ziyaretçiler takılarak götürülüp gezdirilecek teşhir malı, bir fantezi mekânı olarak algılanmakta. Bu yönüyle sergilenen tavır buranın gerçekleriyle bağını koparmış vaziyettedir. Bu Pierre Loti hayranları için Eyüp Sultan demek, Doğunun efsane ve büyüsü ile yoğrulmuş münzevi bir esrarengizlik köşesi, canlı ve organik olmayan, hayata ayak uyduramamış, yerle gök arasında efsunlu bir yerdir. Yine bazılarına göre Eyüp Sultan demek, sadece dünyadan ahirete açılmış bir dua, dilek ve hacet kapısı demektir. Bu talepler için yurdun dört bir yanından kafilelerle insanlar gelir ve gider. Adaklar adanır, kurban kesilir, işi olmayan iş, eşi olmayan eş, çocuğu olmayan çocuk ister bu kapıdan. Sınav soruları, tayin terfi işleri de dâhil olmak üzere kimin her ne derdi varsa soluğu burada alır. Hiç şüphesiz bu yaklaşımlar da iyi niyetle de olsa kabul edilebilecek, Eyüp Sultan Efendimizin ruhu ile bağdaştırılacak bir durum değildir.

Bunun yanında son yıllarda televizyonların önemli gün ve gecelerde buradan canlı yayın yapması ziyaretçi yoğunluğunu artırarak kontrol edilemeyen durumların, mekânın ruhaniyetine denk düşmeyen görüntülerin ortaya çıkmasına sebebiyet verdi. Artık manevi bir ziyaretgâhtan ziyade bir mesire yerine dönüştü burası. Türbelerin, mezarlıkların hemen yanı başındaki nargile kafeler de cabası…

Mekanda yakın, manada uzak

Kaynaklar, Eyüp Sultan hazretlerinin bütün yönleriyle büyük bir sahabi olduğunda ittifak eder. Onun pek çok meziyeti arasında cihad aşkı birinci sırada yer alır. Kendisinden bahseden kaynaklar, istisnasız şu satırlara da yer vermektedir: “Ebu Eyyub El-Ensari, şecaat, sabır ve takva sahibi, gaza ve cihad sevdalısıydı.” Bu tespitin doğruluğuna mücadelelerle dolu hayatı, 80 yaşını aşmışken kendini deveye bağlayarak Medine-i Münevverre'den İstanbul'a gelmesi, ordunun en önünde yer alarak bu uğurda can vermesi ve gözümüzün önündeki merkadi şahitlik eder. Rivayetleri arasında cihadla ilgili hadislerin çokluğu dikkat çeker. “Allah seni insanların vereceği zararlardan koruyacaktır” ayet-i kerimesi nazil oluncaya kadar Resulullah’ın (s.a.v.) yakın korumasında görev alan yedi sahabeden biri olarak savaşta ve barışta daima onun yanındadır. Onun cihad aşkı ve uygulaması söz götürmez bir şekilde açıktır. Son arzusunu soran komutana “Beni gücünüz yettiği kadar düşman hattı içlerine götürüp defnediniz. Zira ben Resulullah’ı, (s.a.v.) ‘Kostantınıyye surları dibine salih bir kul defnolunacaktır’ buyururken duydum. Umarım o kişi ben olurum” demiştir.

Cihad, Müslümanın en önemli görevi ve en büyük şerefidir. Onu ihlâs ve samimiyetle yerine getirmelidir. En azından hayatını bu niyet üzere sürdürmelidir. Konuyla alakalı Efendimiz şöyle buyurmaktadır: “Cihad etmeden ve cihad niyeti taşımadan ölen Müslüman, bir çeşit nifak üzere ölmüştür.” Sıcak savaştan soğuk savaşa, ekonomik, kültürel, sosyal savaşlardan propaganda savaşlarına, fikirden zikire, kalemden fırçaya, gazi donanımından muhacirlerin barındırılmasına kadar çeşitlenen ve kesintisiz sürdürülmesi gereken cihaddan bahsediyoruz burada. Müslüman olduğunu iddia eden bizler, en büyük darbeyi cihad niyetinden uzaklaştığımızdan yiyoruz. Böyle davrandığımız müddetçe de iki yakamız bir araya gelmeyecek. Darbe üstüne darbe yiyeceğiz. Bunun için uyanık olmalıyız. “Hayat, iman ve cihad!” İşte bu büyük zat asırlardır lisan-ı hal ile bu düşünceyi ve inceliği ilham eder bize…

Eyüp Sultan hazretleri misafirperver, hamiyetperverdir, muhaciran-ı kirama kol kanat germiştir. Eğitim-öğretim faaliyetlerinde bulunmuş, Efendimizin vekilliğini yapmış müstesna bir şahsiyettir. Fakat bunun yanında ömrü mücadeleyle, aksiyonla, bir yılı hariç savaş meydanlarında cepheden cepheye koşarak geçmiştir. Efendimiz (s.a.v.) zamanında katılmadığı savaş yoktur. Bu durum halifeler döneminde de devam etmiş, senede en az bir defa ordu ile yola koyulmuştur. Bu durumdan alacağımız önemli dersler vardır. Eyüp Sultan hazretlerinin huzuruna çıktığımız zaman bu yönünü de düşünmemiz, ilham alarak hayatımızı buna göre şekillendirmemiz gerekmez mi?! Eyüp Sultan Efendimizi ziyaret etmek, bize mücadele ruhu, cihad aşkı, harekete geçme, hayır işlerinde yorulma kabiliyeti vermiyorsa, onun lisan-ı haliyle yaptığı bu çağrıya cevap veremiyorsak onu tam manasıyla anlayamamışız demektir. Bu çağrıyı gözler görmüyor, kulaklar duymuyor, gönüller idrak edemiyorsa, demir parmaklıklara takılıp kalıyorsa o aramızda gariptir. Bizler ona mekânda yakın manada uzak düşmüşüz demektir…

Nidayi Sevim yazdı

Güncelleme Tarihi: 15 Ekim 2018, 18:15
YORUM EKLE

banner19