O miraciyelerde neler yazar neler

Miraciyeler okunurken bir yandan da süt ikram edilir, neden? Metniyle miraciyelere dalmaya özendiriyor bizi Süleyha Şişman.

O miraciyelerde neler yazar neler

Birkaç ay önce mirac hakkında araştırmaya koyuldum. Miraçnamelere, manzum miraciyelere, miraciye bestesine, minyatürlere, vs. rastladım. Neticede Erol Akyavaş’ın Miraçname’si hakkında verdiği bir röportajda temas ettiği  şey beni hayli düşündürdü. “XVIII. yüzyıla kadar capcanlı  bir şekilde süregelen, birçok sanatsal ürünün ortaya çıkmasına sebep olan mirac hadisesi niçin artık böyle ilgi uyandırmasın?”  sorusuyla yüzleşmek durumunda kaldım ve öncelikle bu konuda bize ulaşan mirasa göz atmak istedim.

Hacc-ı  Nebî / Recebeyn kafilesi

Mirac mucizesinin hakikati, hikmeti üzerine büyüklerimiz yazmış. İlk tahlilde aklıma Mevlid-i Şerif’teki “Faslun fî- mi’râci -aleyhi ve alâ âlihi’salât”  (Kendisi ve ailesinin üzerine salât olanın miracı hakkındaki bölüm) geldi  ki Hüseyin Vassâf’ın “Gülzâr-ı Aşk”  isimli şerhinde bu faslın yüz sayfaya ulaşan açıklamaları muhteşemdir. Dergah Yayınları’ndan çıkan bu hacimli eseri Mustafa Tatçı, Musa Yıldız ve Kaplan Üstüner hazırlamış. Çok kıymetli bir eser. Hüseyin Vassaf Efendi’nin dili çok latif. Mirac bahsini anlatırken Efendimiz (s.a.v.)’i bu mucizeye atıf yapan sıfatlarla ne güzel tavsif etmiş: Seyyidü’l-eflak (Feleklerin Efendisi), tenhâ-nişîn-i vahdethâne-i Hudâ (Huda’nın vahdethanesinde yalnız olan/oturan), râzdân-ı leyle-i isrâ ve mahfil-pîrâ-yı Mescid-i Aksâ (İsra gecesinin sırrını bilen ve Mescid-i Aksa mahfilini süsleyen)...

Hüseyin Vassaf’ın bu fasılda zikrettiği, Hz. Şeyh Sünbül Sinân-ı Halvetî hangâhının zakirbaşısı Şikârî-zâde el-Hac Ahmed Efendi’nin Tayyibetü’l-Ezkâr’ınden aktardığı “Recebeyn” kafilesiyle ilgili olan alıntı hayli ilginçtir. Harameyn ahalisinin bu mukaddes geceye riayetini anlatır. Bu mesud geceye çok hürmet edilir, bu geceyi ibadet ile geçirmek için her sene Mekke-yi Mükerreme’den harem-i şerif-i nebeviyyeye büyük bir kafile gelirdi. 23 Receb’de Medine-i Münevvere’de bulunmak üzere yola çıkan bu kafileye Recebeyn kafilesi denir.

Receb’in 23’ünde Medine-i Münevvere’de üç gün üç gece bir cemiyet olur ki Hac vaktindeki kalabalıktan ziyade olur. Kasideler okunur, gözler yaşı sel olur, Medine-i Münevvere inil inil inler. Dördüncü gün akşamı mirac gecesidir. O gün ikindi namazını müteakip huzura karşı bir kürsi konur ve mucize-i nebeviyye ve mirac-ı Muhammediye dair manzumeler okunur. Güneş batıncaya dek bu mahşeri kalabalık salat ü selam ile bu surette vakit geçirir. Bu gece sabaha kadar ibadet edilir. Ertesi gün Medine tenhalaşır. Herkes kafile kafile memleketine döner. Buna Arab’da Hacc-ı Nebî denir.

“Gökler seyredip geldim”

İsmail Hakkı Bursevî hazretlerinin (bu haberimizde mezkur olan bütün büyüklerimiz adına burada mücmel olarak kaddesallâhu sirrahûm diyeyim) müstakil olarak 477 beyitten oluşan “Miraciye”sini anmak isterim. Bu eser de -çok şükür- Sır Yayınlarınca 2007’de Bursa’da yayınlandı. Kitabı, yayına hazırlayan isim İrfan Poyraz. Ayrıca Mustafa Utku Hoca “Babdan alınacak ders ve ibretler” başlığıyla bölüm sonlarına, Bursavî hazretlerinin başta mirac bahsine genişçe yer verdiği Ferahu’r-Rûh olmak üzere bütün eserlerinden yararlanarak konuyla alakalı yerlere şerh mahiyetinde açıklamalar eklenmiş. Mirac hadisesini anlatan bir giriş yazısı, beyitlerin sadeleştirilmiş şekli, müellif hatlı orjinal nüsha da eserde bulunmaktadır.

Benim en çok dikkatimi çeken kısımlardan biri Efendimizin hangi sema katında hangi peygamberle buluştuğunu ve bu buluşmanın hikmetini anlattığı bölümdür. Birinci kat semada Hz. Adem aleyhisselâm ile karşılaşmasının sebebi Hz. Adem’in semadan inişine benzeyen Hicret hadisesinin vuku bulacağına işarettir. İkinci gök kapısında Yahya ve İsa aleyhisselam ile görüşmeleri bu iki peygamber gibi Yahudi taifesiyle imtihan olunacağına işarettir. Üçüncü semada Yûsûf aleyhisselam ile karşılaşmasının sebebi, Hz. Yusuf’un kendisine zulmeden kardeşlerine af kalemi çekmesi gibi Efendimiz (s.a.v.)’in de Mekke’nin fethi ve Bedir harbi esnasında affetmesine işarettir. Fahr-i Âlem Efendimizin dördüncü hali, kendisine ilk olarak kalem ile yazmak ihsan olunmuş olan dördüncü semada görüştüğü İdris aleyhisselama benzer. Çünkü Fahr-i Alem (s.a.v) dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan krallara iman daveti için mektuplar göndermiştir. Beşinci semada Hz Harun ile görüşür. Hz. Harun kalp ehlidir, yumuşak huylu ve merhametlidir. Hz. Peygamber de güzel ahlakı hasebiyle kendilerine buğz edenlere bile neticede teshir ederek onlara sevgili olmuştur. Altıncı semada Hz. Musa durur. Efendimiz’in Hz. Musa’nın cihaddan sonra zafere ulaşıp İsrailoğullarını o mevkide iskan eylemesine benzeyen halleri vardır. Yedinci semada Hz. İbrahim’le görüşürler. Bir kürsi üzerinde sırtını Beyt-i Ma’mura vermiştir. Hz. İbrahim Kabe’yi bina edip insanlar için tavaf edecekleri yer olması hakkında dua etti. Bir hikmeti budur ki nübüvvete dair olan hallerin sonuncusu hacdır. Onun için Fahr-i Alem hicretin onuncu yılında haccedip sonra da fani aleme veda eder.

Risale-i Nur’un 31. sözünde de mirac-ı nebeviyye diye bir enfes bölüm vardır. Yahya Şirvanî hazretlerinin şeriat, tarikat, hakikat ve marifetin makamlarını açıkladığı kitabı, Şifaü’l-Esrar’ın sonunda miracın elli makamını anlatan zahiren küçük ama anlam itibariyle büyük bir bölüm vardır. YÖK’ün sitesinden PDF’ini indirebileceğimiz iki tane de manzum miraciye konulu tezlerin isimlerini yazıyorum: “Arif Mahlaslı Miraciyelerin Şairi Olarak Abdülbâki Arif ve Arif Süleyman” ile “Süleyman Nafîhî’nin Miraciyyesi”.

Müstakil miraciyelerin en meşhuru Osman Nayi Dede’nin miraciyesidir. Bunun sebebi de bizzat Nayi Osman Dede tarafından bestelenen miraciyenin Mirac gecelerinde okunmasıdır. Mevlid geleneği gibi halka mâl olmuş bir merasime dönüşmüştür miraciyeler. Bu konuda Mustafa Kara Hocamızın Dergah Dergisi’nde ve muhtelif hakemli dergilerde yayınlanmış olan – internet üzerinden, İSAM Makale katoloğunda PDF’ini bulabileceğiniz-  Mirâc Mirâciye ve Bursalı Safiye Hâtun’un Vakfiyesi isimli makalesine dikkat çekmek isterim. Zira bu makale hem Osman Nayi Dede’nin manzum miraciyesi, “Mi’râcü’n-Neb’i Aleyhi’s-selâm”ın tamamını vermesi hem de Safiye Hatun Vakfiyesinde yazılmış olan Mirâciye geleneğini anlatması sebebiyle önemlidir.

Mirac Gecesi geleneği

Bursalı Safiye Hanım’ın damadı ile hazırladıkları 1888 tarihli vakfiyeye göre Mevlid, Regâib ve Berat kandillerinde mevlid, Kadir gecesi hatm-i şerîf, Mirâc kandilinde de Mirâciye okunması sağlanacaktır. Her sene Mirâc kandilinin olduğu günün ikindi namazından sonra Osman Nayî  Dede’nin Miraciyesi okunmaktadır. Miraciyehanlar İstanbul’dan gelmekte ve görevlerini Bursa’da Mahkeme camiinde ifa etmektedirler. Mustafa Kara’nın da belirttiği üzere bu gelenek halen devam etmektedir.

Ayrıca Keşkül Dergisi’nin 18. sayısında yer alan röportajda da belirtilmiştir. Bursa’da Numaniye Dergahı’nın son temsilcisi olan Safiyuddün Erhan’ın açıklamalarına göre, bu geleneği eski meclislere katılmış -ve o vakit meclisin en genci şimdiyse o mecliste bulunmuş tek şahıs olarak yetmiş küsur yaşında- olan Nail Kesova sürdürmekteymiş. Bir defasında ud hocam merhum Nadir Şen de Bursa’da miraciye icrasında Nail Kesova ile beraber bulunduğunu söylemişti. Keşkül’ün mezkur sayısında, Kastomonu’da Yılanlı Camii’nde bu geleneğin ihya edilmiş ve Mirac geceleri Miraciye okunarak süt ikram edilmekte olduğunu belirten bir makale mevcuttur. Kadirihane’de de okunduğunu duydum.

Sallû’aleyh

Miraciye Türk Musikisinin en büyük formu ve musikideki bu miraciye geleneği, miraciyehanların varlığı Osmanlı’ya has bir şey. Bu hususî lezzetten mahrum kalmamak için -banttan da olsa- miraciye dinlemek gerek. Kubbealtı Akademisi Kültür San’at Vakfı’nın Türk Mûsikisi Klasik Eserler serisinde yer alan şef ve solistliğini Ahmet Hatipoğlu’nun yaptığı Miraciye kasetleri bize bu tattan bir nebze tattırabilir. Bunlara da mp3 formatında internetten ulaşılabilir.

Semih Kaplanoğlu’nun Bal filminde mirac kandili gecesi kadınların toplanıp mirac hadisesini okuduklarını, misafirlere süt ikram edildiği gösteren bir sahne vardır. Yusuf, bir ara dışarı çıkıp bir kovada suya bakar. Bir dolunay yansımıştır. Dolunay Efendimizi simgelediği gibi mirac mucizesi de tecelliler üzerinden okunur. Bu sahnede yönetmen yansımalar üzerinden ayna metaforuna göndermeler yapar.

Süleyman Çelebi “Lailâhe illallah Muhammedün Resulullah” kelimesini “Zâtıma mir’at edindim zâtını/ Bile yazdım adım ile adını” buyurarak açıklamıştır. Bir başka ifadeyle Resulullah ayinesinden her daim Allah’ın görünmesi ile kelime-i tevhidde Hz. Allah’ın adı ile Hz. Resul’ün adı beraber yazılmış olmasını aşkın muktezası olarak anar. Mirac da Hz. Hüdai’nin deyişiyle Zât-ı Ahadiyyete vuslat makamıdır.

Miraçname

Ayrıca miracla alakalı  minyatürleri ve Erol Akyavaşın litografi süiti olan Miraçnamesini zevk ehlinin merakına bırakıyorum. sonpeygamber.info’da sergilenen Hattat Ali Hüsrevoğlu’nun mirac hilyesine de – ki bir ilktir- bir göz atabilirsiniz.

Ahmet Murat’ın “Bir Şair Bisikletle”sinin, içerisinde dört şiirin yer aldığı Cönk başlıklı son bölümü, Erol Akyavaş’ın Miraçname’sinden esinle yazılmış. Şiirlerden birinin ismi Miraçname. Kandil özel ç-alıntılasak dedim site yönetimine. Ona da bu linkten ulaşabilirsiniz.

Suleyha Şişman “Ben onun esrar-ı miracına kurban olayım.” dedi.

Yayın Tarihi: 02 Nisan 2019 Salı 07:00 Güncelleme Tarihi: 01 Nisan 2019, 10:55
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
halil arslan
halil arslan - 10 yıl Önce

ne güzel şeylerden bahsediliyor; Allah bize dinimizin güzelliklerini duyursun. amin...

Elif Solakoğulları
Elif Solakoğulları - 2 yıl Önce

Ne kadar dikkatli, neşeyle ve coşkun yaşıyorlarmış dedelerimiz bu güzel dîni.. çok güzel, faydalı bir yazı olmuş, çok teşekkürler

H.elif
H.elif - 1 yıl Önce

Teşekkürler Gönlünüze sağlık, kaleminize kuvvet dilerim. Ol esrar-ı miracına kurban olalım..

banner26