O âlimlerimizi tanımanın vakti gelmedi mi?

Bilmediğimiz o kadar çok Müslüman şahsiyet, eserleri bizden çalınan o kadar fazla ilim adamımız var ki... Rumeysa Terzioğlu yazdı.

O âlimlerimizi tanımanın vakti gelmedi mi?

 

 

Geçtiğimiz günlerde El Cezire'de izlediğim bir belgesel bir kez daha beni utandırdı. Çünkü her zaman duyduğum, “Tarihini bilmeyen, geleceğini şekillendiremez!” sözünün ne anlama geldiğine bir kez daha şahit olmuştum.

Bir belgeselden arta kalanlar

Belgeselde İbn-i Nefis’in hayatı anlatılıyordu. Anlatılanlara göre İbn-i Nefis, 1213’te Şam’da doğmuş. (Bu sebeptendir ki Halep’te adına bir hastane yapılmış. Fakat ne yazık ki savaştan dolayı hastaneden hiç iz kalmamış.) Tıp çalışmalarına Kahire’de devam eden en önemli Müslüman tıp âlimlerinden birisi. Sadece tıp âlimi mi? Elbette hayır. O aynı zamanda, hadis âlimi, felsefe ve tarih alanlarında söz sahibi imiş.

İbn-i Nefis, 13. yüzyılda “küçük kan dolaşımı”nı keşfeden ilk âlim... Bu keşfe dair el yazması notları halen Berlin Müzesi'nde bulunuyor. Notlarını Arapça olarak gayet anlaşılır bir üslupla kalem alan İbn-i Nefis'in, küçük kan dolaşımını ayrıntılı olarak anlattığı görülüyor. Lakin 1553‘te Servanto, 1559’da Colombo ve 1628'de ise Harvey, İbn-i Nefis'in çalışmalarını kopyalayıp küçük kan dolaşımını kendilerinin bulduklarını iddia etmişler ve maalesef günümüzde de Alman bilim adamı olan Harvey'in keşfi olarak biliniyor tıp literatüründe.

Sahi, ilim nereden geliyordu bizlere?

Daha önceden küçük kan dolaşımının karaciğer ve akciğer arasında olduğu sanılıyorken, İbn-i Nefis'in keşfiyle, bunun kalp ile akciğer arasında olduğunu anlaşılmış ve ispat edilmiş. Müzede sergilenen kitapta, İbn-i Nefis'in denek olarak kullandığı hayvanların anatomisine dair resimler de mevcut. Kullandığı çeşitli hayvan deneklerinin resimleri bunun kanıtıdır.

Bunlar, bize ilmin Doğu’dan Batı’ya mı, yoksa Batı’dan Doğu’ya mı gittiğinin en güzel örneğidir.

1628’de Harvey çaldığı notlardan kitap çıkarırken, sanki dünya ile dalga geçermiş gibi bu keşfin orijinalini şimdi torunları müzede sergiliyorlar. Buna şaşmamak gerekir. Bu davranışa müstahakız; zira biz henüz kendi değerlerimizi tanıyamadık ve onların çalışmalarını layıkıyla tanıtamadık. Batılılar Müslüman ilim adamlarının eserlerini geçmişte kendi dillerine tercüme ederken ve o çalışmaları daha da ileri noktalara taşırken biz Müslümanlar. bugün geçmişten aldığımız mirasın farkında bile değiliz. Umarım bu tür belgeseller, kitaplar çoğalır da, geçmişten tevarüs ettiğimiz ilmi mirasımızı daha yakından tanırız.

Rumeysa Terzioğlu yazdı

Güncelleme Tarihi: 18 Ocak 2014, 11:28
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13