Nuri Pakdil: Ezanın Civarı Olmaz!

Nuri Pakdil Bey’in nasıl bir 'ağabey' olduğuna, dahası nasıl aziz ve vakur bir muallimlik yaptığına daha yakından şahid olduk Ankara'daki evinde. Özge Sena Bigeç Çav yazdı.

Nuri Pakdil: Ezanın Civarı Olmaz!

Yoksunluk zamanında Ashab-ı Kehf gibi zalim asra meydan değil, Kur’an okudular. Yedi Güzel Adam’dılar. Başlarında, zamana ve mekana saygı duyan, Kudüs’ü her an yüreğinde taşıyan ağabeyleri Nuri Pakdil vardı.

Ankara’dayız… Nuri Pakdil Bey’i evinde ziyaret ediyoruz. Yedi Güzel Adam’ın önderleridir, ağabeyleridir. Bir İslam âlimi günü nasıl hassas yaşar, ondan öğreniyoruz.

Namaz kılacaktır, ezanın kaçta okunduğunu soruyor. “Akşam ezanı 20:00 civarı okunuyor” diyoruz. “Ezanın civarı olmaz” deyip, her gün dakikası dakikasına not aldığı ezan kağıdını istiyor. Ezanın 5 vakti, büyük rakamlarla kağıda –kendisi tarafından- yazılmıştır. O kağıdı istiyor, ezanın vaktini tam olarak öğrenip namaza hazırlık yapıyor.

Zamana saygı duyan zât

Nuri Bey’in elinde her şey hıfza bürünüyor. Gelen misafirlerin geliş ve gidiş dakikaları dahi not defterine özenle kaydediliyor: “İsim Soyisim Zaman” Telefonla konuştuğu tüm kişiler aynı hıfziyet içerisinde defterdeki yerini alıyor. Kahvaltımızın bitimine yakın soruyorum: “Efendim, sofra duası yapmamı ister misiniz?” Daha bir canlanıp “Ben yapayım efendim, sizler de yüksek sesle amîn deyiniz” buyuruyor. “Memnun oluruz efendim” deyip duayı dinlemeye koyuluyoruz. Ellerimiz semada, seslerimiz yüksek sesli âmin ayarında.

Toplum olarak sofra duasını unuttuk ya, bir büyüğümüzün yüksek sesle amin istemesi latifelerimi okşuyor. Nuri Pakdil Bey’in nasıl bir “ağabey” olduğuna, dahası nasıl aziz ve vakur bir muallimlik yaptığına daha yakından şahid oluyoruz.

Biz kendisiyle geçirdiğimiz sayılı saatlerde böyle hüsn-i te’sir içinde kalıyor isek, Nuri Pakdil’le gecelerini gündüzlerini geçiren Cahit Ağabeyler, Rasim Ağabeyler kim bilir ne denli müstefid oluyorlardı diye düşünerek hayret ediyorum.

Sofra duası değil adeta “vefâ kalesi”

Kahvaltımız bitip duaya başlanıyor. Burayı itina ile belirtmek istiyorum. Zira hayatım boyunca inşallah gözümün önünden gitmeyecek bir sahne ile karşılaşıyorum. Nuri Bey, önce 3 İhlas 1 Fatiha okutuyor bizlere. Duanın ardından, ruhlarına hediye etmek istediği kişilerin isimlerini saymaya başlıyor. Her 3 isimden sonra yüksek sesle amin diyoruz. Bir musıkiyi andırıyor bu halimiz. “Buradan gelen sevabı şu zatların ruhlarına hediye eyliyorum.” “Amin!” “Buradan gelen sevabı…” “Amin!”

Bu şekilde kaç 3 isim saydı, kaç kez amin dedik bilmiyorum. Fakat işittikçe, vefasına hayran oluyorum. 83. yılını yaşayan bu zât, duasında “soyisimleriyle beraber” ne ilkokul öğretmenini unutuyor ne babasıyla çay içtikleri çaycı amcasını ne de annesini ameliyat eden doktorların isimlerini.

Dua esnasında kendisinin gözleri kapalı. Vefa burcunda gezdikçe geziyor. Elimizden tutup bizi de gezdiriyor. Bir ara not defterine bakıyor, “Sofra duamız 33 dakika sürmüş” diyor. Farkında değiliz. O, vefanın burçlarında gezerken, biz işittiğimiz bu kebir sofra duası ile hicabın kıyılarında dolaşıyorduk.

Evi Kudüs ile örülü 

Evde mütesettir bir hanımın resmi bulunuyor. Annesi Hatice Vecihe Pakdil Hanımefendi. Nuri Bey, kendisi 15 yaşındayken öte âleme uğurladığı annesinden bahsediyor. “Anneler ve Kudüsler” kitabını alıp Kudüs şiirini okumak istediğini söylüyor. Sevgiyle dinliyoruz.

Kudüs nasıl olur, bu yitik çağda bir insanın canında, kanında, ânında dolanır merak ediyorum. “Kudüs sevdânız nasıl oluştu efendim?” “Babam ve annem bana daima Kudüs’ü anlatırlardı” diyor. Şu an yaşadığı evinin duvarlarının büyük kısmı Kudüs resimleri ile çevrili. Kudüs’le yatıyor, Kudüs’le kalkıyor, daima sevdâsına bakıyor.

Özge Senâ Bigeç Çav

Yayın Tarihi: 01 Haziran 2016 Çarşamba 11:40 Güncelleme Tarihi: 18 Ekim 2019, 15:03
banner25
YORUM EKLE

banner26