Nijerya'da da insanlar âşık oluyor, seviyor

Nijerya'da da insanlar aşık oluyor. Seviyor. Pırıltıyla bakıyor gözleri. Erkekler üzülünce aniden gözleri kızarıyor, sıtma aşık bedenlere de giriyor.

Nijerya'da da insanlar âşık oluyor, seviyor

 

Nijerya’da da insanlar aşık oluyor. Seviyor.

Evlenirken yemek vermek sünnet olduğu için içinde hiç mobilya ve halı ve ışıklandırmanın olmadığı bir odanın ortasına kova büyüklüğünde plastik bir saklama kabının içini hamur işi ile doldurup ikram da ediyorlar. Her ne kadar asker bizi tarar korkusuyla erkek misafirler bu kovadan tek bir kek alıp düğün sahiplerine hayırlı olsun deyip gitseler de ben damadın ve gelinin gözlerinde okunan mutluluğun o masalsı ışıltısını bir ömür saklamak üzere yanımda götürmenin hazzını yaşıyorum. Biliyorum böyle bir ışıltı göremeyeceğim bir daha, o baştan başa Kur’an okunan, Kur’an’ın kendisi olmuş, o köydeki çocukların gözlerindeki ışıltının aynısı bu... Her şeyini bir kazada kaybetmiş topal şoförümün gözlerindeki ışıltının aynısı... Hiç bozulmamış, kirlenmemiş, bir kitabı bir okuyuşta ezberleyecek kadar modern dünyanın algı kirliliğinden uzak bir zihnin yansıması, hamdın şükrün ifadesi... Nijeryalı Müslümanlardan seküler dünyanın bir türlü almadığı o ışıltı, hiçbir felsefe kitabının sağlayamayacağı kadar düşüncelere iten, kendime, milletime acımama neden olan işte o ışıltı…

Nimeti veren Allah!

Nijerya’da da insanlar aşık oluyor. Seviyor şoförüm Mahmut. Gün içinde telefonumu isterdi. İki çocuğunun annesini, eşini arar, ağzı kulaklarında konuşur dururdu. Dillerini o kadar bilmiyorum ama sağır olsa bu konuşmalardan bu adamın eşine nasıl da aşık olduğunu anlardı. Arada bana veriyor telefonu hanımefendiye “selamun aleykum” ve “iyakiki (nasılsınız bayan)” diyebiliyorum, arkadan çocukların neşeli sesleri duyuluyor. Bir gün Mahmut yeni bir eş bulduğunu, ikinci kez evleneceğini söyledi. Sen eşini sevmiyor muydun dediğimde ise ilk eşine aşık olduğunu sevginin çok ötesinde bir ilişkileri olduğunu, yeni eş adayı ile ilk önce onu tanıştırdığını söylemişti. İlk duyunca ne dedi diye sorduğumda ise “Olsun, Allah ikimize de rızkımız verir” cevabını aldığını şaşkınlıkla öğrendim.

Havf ve Reca ile yaklaşmalı Allah’a Maiduguri sokakları

Nijerya’da da insanlar aşık oluyor. Seviyor. Askerler onları taradıkça onlar seviyor, hem de siyah yüzlerinde sadece gözleri değil bembeyaz dişlerini göstermekten çekinmeden seviyorlar. Damada soruyorum (ki etrafındaki gençlerden onu ayıran hiçbir işaret yok) "herkes nerede?" Sessizce “Asker bizi tarıyor” diyor, “Asker bizi tarıyor…” Evdeki kadınlarda beyaz adamın ziyaretinin şaşkın-coşkun mutluluğu yoğun konuşmalara dönüşmüş iken, çocukların ise beyaz canavarın şokundan kurtulma çabaları titremelerini azaltmış kimisinin ağlaması hala dinmemişken, ben “Asker bizi tarıyor”u düşünürken, damadın babası çıkageliyor. Düşünceli halimden olsa gerek elini öpüyorum, gülüşüyorlar. Ben de Necip Fazıl’ın yüzümdeki Hançer izi dediği “gülümseme”den, pazarlama tekniklerinde öğrendiğim şekliyle, yüzüme konduruyorum bir tane…

Havf ve Reca ile yaklaşmak gerek Allah’a... Recanın havftan biraz fazla olması gerek diyorlar. O pırıl pırıl kara yüzlerden “reca” okunuyor, umut okunuyor, inşallah diyorlar, ölümlerine ağlamıyorlar, gerçekten bak, ölümün ardından ağlamak tevekkülsüzlük kabul ediliyor. Bir cenaze evini anlayamıyorsunuz. Onlar için yemek içmek gibi bir şey ölmek de... İşte bu tertemiz yürekler de aşık oluyor.

Burası Maiduguri

Hani çok eskilerden anlatırlar ya, ezan okununca dükkânları kapatmadan namazlara gidilirmiş diye, işte orası Maiduguri, işte oranın insanlarının sevgisinden bahsediyorum…

Tam 38 çocuğu olan 4 eşli bir komşum vardı. Bir çocuk da mı ağlamaz, o inci dişlerle o gülümsemeler, eşarbı kendisine elbise olmuş şaşkın ve güleç mini Kur’an kursu talebeleri, sanki evleri mutluluktan yapılmış, aşkla boyanmış.

Türkiye de aşk deyince üniversiteler akla geliyor. Nijerya- Maiduguri'de buna dikkat ettim. Birkaç kez gidip gezmek nasip oldu. Bizim üniversitelerimizin tek veya iki katlı halini hayal edebilirsiniz. Orada yurt ücretleri halkın ortalama gelirinin katlanması için zor bir rakam. Kesin olarak aklımda değil ama 60 – 80  tl civarında olmalı. Ülkede aylık ücretlerin 150 – 180 tl arasında olduğu düşünülürse çocuklu bir aile için iyi bir rakam. Oradaki üniversitelilerin ne cafesi var ne kitapçısı. Kupkuru olmalarından zaten anlıyorsunuz öğrencileri. Varlıklı ailelerin çocukları ise Amerika ve Avrupa’da okuyor.

Nijerya’da aşk üç gün sürmez aslında!

Garip gelecek belki ama kariyer çok önemli Nijerya’da. Türkiye'de işsiz kalabilirsiniz, daha kötü bir işe geçmek zorunda kalabilirsiniz, birkaç sene evinizde internet olmayabilecek kadar bile batağa düşebilirsiniz(!) Lakin Nijerya’da böyle bir durum kesinlikle kabul edilemez. Bir kere eşiniz müsaade etmez. Evin standartları bozulmamalı. Anlayacağınız Nijerya’nın aşkları maddeye çok bağlı, üç günlük aşklar. Hem Nijerya’ya gitmeden önce ortağım Nijeryalıların gözleri birazcık sert konuştuğunuzda hemen kızarıyor diye şaşkınlıkla anlatmıştı da dinleyip geçmiştim. Eksik anlatmış, kan çanağına dönüveriyor gözleri. O ışıl ışıl gözler, siz daha cümlenizi bitirmeden bakıyorsunuz damar damar kıpkırmızı olmuş, yutkunuyorlar. Birazcık alınmaya görsünler, hemen başları ağrımaya başlar, üzüntü vücutlarında saklı olan sıtma virüsünü harekete geçiriverir. Beş dolarları varsa bi haftaya bile  ayağa kalkabilirler.

Maiduguri sokaklarıTürkiye’nin feministimsi mümineleri dahi birkaç ay ipek eşarp yenilemeden sabredebilir. Kablo Tv yayınını kesseniz birkaç gün asık surat sonra alışılır geçer. Kariyerinizi kaybetseniz belki aylarca bu mümine sizi bırakmaz. Gerekliliklerin bir kısmı terk edilebilir, yeni rugan çanta, yeni model streç pardösü almak ertelenip, eşarba çok da uymayan bir gözlük kullanılabilir... Dertler de paylaşılır bizde, atlatılır bir şekilde.

Nijerya’da adam işsiz kalıyor, akşam eve gidecek tabi, gidiyor. Hanıma diyor ki benim kariyer bitti. İlk gün çok sorun değil diyor kapitalist Nijerya müminesi. Nijerya erkekleri işle alakalı konuşmayı pek sevmez, bütün erkekler sevmez ama Nijerya erkekleri böye sıkıntılı şeyleri konuşmayı hiç sevmez, gözleri kızarır. Kırmızı gözlü başı ağrıyan, sıtma adayı bir zenci, düşünemez, o an ona ne sorsanız cevap almazsınız. Ama kadın sormadan edemez, “İyi de yarın ne yapacağız, bu çocuklar ne yiyecek?”

Bir gün ticari ilişkimiz olan bir adam, “Burak” dedi. “Çok oluyor” diyor Umar, “Çok kimse boşanıyor açlıktan. Kadınlar ailelerinin yanına (varsa) dönüyorlar.” diyor, “Tam üç gün...” diyor, “Üç gün sürer bu. Kadın üç gün aç bekler. Üçüncü gün ise çocukları için ya gider ya da başının çaresine bakar.”

Kan çanağı oluyor adamın gözleri. Başı ağrıyor işte. Pek konuşmak istemiyor. Muhtemelen sıtma olur yakında. Karaciğerleri üç kat şişer, muhtemelen hap alamaz, muhtemelen yatar öyle. Bu yatışı ancak “öyle” kelimesi ifade edebilir, yahut birkaç ciltlik “9. Hariciye Koğuşu” yazmak gerekir. Kız çocuklar, oğlan çocuklar, yemek.. Hepsi bir yana aşk. O pırıltılı gözlerdeki aşk...

Ah konforlu sofralarımız!

Eski alışkanlıklar bazen içgüdüsel olarak bırakmıyor insanı. Küfretmenin sanata dönüştüğünü bilecek kadar salih insanlardan uzak yaşadığım dönemler de oldu. Sanat harikaları çıkartıyorum içimden, zannın fazlası haramdır deyip yutuyorum, şeytan bu tekrar tekrar fısıldıyor kulağıma, ben de kendime hakkı ve sabrı tavsiye etmeye çalışıyorum. Hem “Estağfirullah” kelimesini de yaratmış Allah değil mi? Yemekli cemaat toplantılarında ya da bilmem neyin il başkanının sırıtık (bu küfür değil bir kere) selamımsısını alırken sanat eserleri yerine konabilecek bir kavram. Velhasıl bari sormasalar neden sen arada estağfirullah diyorsun diye, deliyim de ondan diyemiyorum tabii. Öyle geceleri ağlayabilen biri de değilim maalesef yıllar o özelliği de aldı. Hamdolsun bugünümüze, “estağfirullah” kelimesini yaratana şükredelim. Elemneşrahlekenin ardından sürebildiğince “la ilahe illallah” çekmek de sizi bayılıp düşmekten, koruyabilir. Atasoy Hoca ara ara acile kaldırıldığını Müslümanların bazı hallerine psikolojik olarak dayanamayıp krize girdiğini söylüyordu. Günlerce yoğun bakımda yattığı oluyor. Öyledir diyordum. Anlıyorum artık ama benimki öyle çok düşsel ufuklarda geçen düşüncelerden değil, sanatsal.

İçimde havf, recayı bastırıyor!

Nijerya’da da insanlar aşık oluyor. Seviyor. Pırıltıyla bakıyor gözleri. Aşk ile çoğalıyor. Çocuklar, başörtüsü içinde kaybolmuş minik Kur’an kursu çocukları üniversiteli oluyor, çünkü gençler işsiz evlenemiyor. Erkekler üzülünce aniden gözleri kızarıyor, başları ağrıyor, sıtma aşık bedenlere de giriyor. Erkekler eşleri yanlarında yokken de sabah ezanı okunuyor Maiduguri’de. Türkiye’deyim içimde sanat eserleri büyüyor. Secdeden kalkmak istemiyorum, ama yine de Nijerya’da aşklar üç gün sürüyor ve içimde Havf, recayı bastırıyor, çok korkuyorum.

 

Burak Uslu içinden taşanı anlattı

Yayın Tarihi: 09 Temmuz 2011 Cumartesi 06:20 Güncelleme Tarihi: 26 Eylül 2017, 11:48
YORUM EKLE
YORUMLAR
Katre
Katre - 11 yıl Önce

çok hoş bir yazı olmuş... en azından 3 gün de olsa gerçek bir aşk'tan söz edilebiliyor...

Selman Gaffaroğlu
Selman Gaffaroğlu - 11 yıl Önce

Afrika insanının gözündeki parıltı gibi bir parıltıyı hiçbiryerde görmedim, öyle bir şükür içinde yaşıyorlar ki o siyah yüzlerden nur taşıyor. hele gözler hafif nemli olunca geceleyin suda parlayan ay gibi bir güzellik ortaya çıkıyor.

banner19

banner36