banner17

Nedir bu solu koruma aşkı?

Arif Akçalı, sorduğu kimi sorulara beklediğinden farklı acayip cevaplar almış da yazmış.

Nedir bu solu koruma aşkı?

 

Biz, söylenildiği gibi pek de öyle birbirimize benzemiyoruz. Evet, kabul; kıblemiz şakule gerek duyulmayacak doğrulukta, sonra bahtı nazeninler adına fal açıyoruz kahveden. Zenginliğimiz sadaka miktarıyla paralel. Müslümanlığımız kavi değil, İslâmcı patronluk bizleri fena hırpaladı. ‘Allah kuluna verdiği nimeti üzerinde görmek ister’ kelâmını liberallerden araklamış gibi bir sakarlığımız var.

Bu sakarlığımızda, bir tek oy sandığının gerisinde duran kuklacıların ipinden şüphemiz yok, Menderes merhumdan yadigâr! Telaşlı bir bilgiçlik, badem bıyıkların altında sırıtan yayvan ağzımıza nasıl da yakışıyor! Seküler bahsin vurucu dizesi geliyor aklıma; ‘Kaldırımlarda demokrat, otobüslerde dindar’

Türklükçüsü de mi sosyalist?!

Demokratlığın ve dindarlığın paraya tahvil edilmediği, liberal kapitalizmin zaferi sonrası, kitaplarımız ve kitaplılarımız ‘sol’ şemsiyenin altında huzur arıyor. -Katliamlar ne kötü be birader- diyenimiz bile sosyalizmin ulvi değerlerinden bahsediyor. Mutluluk oyunu bu olsa gerek… Oysa Huzur Sokağı yüzüncü baskıyı çoktan geride bırakmıştı!

Zenci haklarından yola çıkan bizim kadın döverlerimiz, sevginin kişisel gelişime kattığı değerler silsilesi içinde en güzel çiçeklerle evlerine dönüyorlar! Hepsine kocaman birer aferin! Ayrıca ‘tatlısu müslümanlığı’nı 28 Şubat penceresinden seyreden ‘dibek döğücülerin hınk deyicileri’, ‘Batsın bu dünya’ diyenlere, ‘Sus be güzel kardeşim, küfre giriyorsun! Tövbe, tövbe!..’’ diyerek haşlama yapıyorlardı. Huzur Sokağı hangi mahalledeydi, bileniniz var mıdır?

Önümde ilerleyen iki gençten biri, diğerine: ‘Bu sistemin kurbanları arasında Müslümanların nasıl ezildiğini öğrenmek istiyorsan Marks’ı mutlaka okumalısın!’ diyor. Dikkat ediyorum, yüz metre ileride, bir camiye giriyorlar. Evet, bildiniz, öğleyi eda ediyorlar!.. ‘Yürü bre Hızır Paşa / Senin de çarkın kırılır / Güvendiğin padişahın / O da birgün devrilir, hey!’

Metin Yüksel nasıl öldü be abi?

Hızır Paşa dedik ya, hak hukuk mücadelesinde ağabeycilik oynayanlar, sıranın kendilerine geldiğini anladıklarında solun mücadele geleneğini yere göğe sığdıramıyorlar. Pek bilgiç ağabeylerden birine, 28 Şubat sonrası, ‘Metin Yüksel kimdir?’ deyu sorma gafletinde bulundum. Cevaben, ‘Müspet harekete nifak sokma canım kardeşim!’ azarıyla moralim fena tuş oldu!..

Tuş olan moralimi belki düzeltebilirim düşüncesine kapıldığım bir anda, latife olsun diye bir toplulukta, ‘Birader, İnönü dedikleri adam Milli Şef değil midir?’ diye sordum. ‘Evet’ dediler. Necip Fazıl’ın lügâtinde ‘Pilli Şefmiş ama…’ daha cümlemi tamamlamamıştım ki, yaptığım hatayı(!) adeta makineli tüfek gibi sıralamaya başladılar. Merak ettim ve kitaplara, ansiklopedilere, tarihi belgelere abone oldum. Gördüm ki, Türkiye sınırları dahilinde en fazla Müslüman tevkifatının yaşandığı dönem bizim ‘Milli Şef’ dönemiymiş. Elbet badem bıyıklı ağabeyler özür dileyip alnımdan öpmediler ama onlara birer kulaklık pili hediye etmeyi unutmadım!..

Beyaz Türkler dediğin Kiziroğlu nam âdemin mızrabını vurduğu titrek bir teldir vesselâm!..

 

Arif Akçalı kızdı

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2012, 03:45
YORUM EKLE
YORUMLAR
dila songür
dila songür - 7 yıl Önce

Kaleminize sağlık Arif Bey. Kendi geçmişine sahip çık(a)mayan bu insanlar geleceği inşa etmekten nasıl bahsediyor şaşan bir tek ben değilim sanırım...

banner8

banner19

banner20