Neden halk hikayeleri okumalıyız?

Halk hikayeleri ve masallar, daha kapsayıcı söylersek halk anlatmaları, sadece eğlenmek ve hoşça vakit geçirmek için değil, öğretmek ve ahlaki değerlerin farkına vardırmak amacıyla da sözlenmişlerdir. Mehmet Dumlupınar yazdı.

Neden halk hikayeleri okumalıyız?

Halk anlatmaları dediğimiz zaman aklımıza ilk olarak halk hikayeleri, destanlar, fıkralar, masallar gelir. Bu halk anlatmalarının hoşça vakit geçirmenin dışında doğal olarak farklı yönlerde eğitici ve ders verici özellikleri de vardır. Zaten anlatıcı dinleyici ve anlatılan ortam göz önüne getirildiğinde bu eğitici işlevi görmek gayet tabidir. Bu bakımdan halk anlatmaları hem toplumun hoşça vakit geçirmesine hem de eğitilmesine katkı sağlamıştır.

Özellikle radyo ve televizyon gibi kitle iletişim araçları yaygınlaşmamışken, bilhassa Doğu Anadolu bölgesinde halk kahvelerinde bu halk hikayeleri anlatılır ve dinleyenlere yeni ufuklar yeni pencereler açarlarmış.

Uzun kış gecelerinde bir hikaye iki gece üç gece belki de daha fazla sürmüş, insanlar merak ederek geceler boyu bu anlatmaları takip etmişler. Dinleyiciler bazen Mecnun’la çöllere düşüp Leyla’nın peşine düşmüşler bazen Ferhat’la birlikte dağları delmişler. Bu sözlü kültürde anlatıla anlatıla günümüze kadar gelmiştir.

Halk hikayelerinde olaylar nesirle, duygular nazımla anlatılmış. Şiir kısımları bazen saz eşliğinde de verilmiş. Buranda da anlıyoruz ki halk hikayelerinde şiirden ve müzikten faydalanılmıştır.

Hikaye anlatımı aynı zamanda canlı bir tiyatro gösterimi gibidir. Masal anlatan kişi, bu bazen aşık bazen meddah, olayları anlatırken kişileri jest ve mimikleriyle canlandırır. İyi ve kötü karakterleri dinleyicinin önünde başarılı bir şekilde canlandırmaya çalışır. Dinleyici sanki tiyatro salonunda gibidir. Bu açıdan da bakıldığında halk anlatmaları insanların tiyatro ihtiyacını da karşılamış oluyorlardı.

Halk anlatıları sadece eğlendirmez eğitir de. İnsanların tiyatro ihtiyaçlarını karşıladıkları gibi Leyla ile Mecnun’dan, Kerem ile Aslı’dan, Köroğlun’dan ve Dadaloğlu gibi halk hikayelerinden bahsederek halkın bu hikayelerden haberdar olmasını bir nevi insanların roman ihtiyacını da böyle karşılıyorlardı.

Bu anlatmalarda tarihimizle, görgü kurallarıyla,  gelenek göreneklerimizle ve yaşanmış bir takım sosyal olaylarla alakalı izler taşır. Dinleyenleri bundan haberdar ederdi. Bundan dolayı halk hikayeleri bir sosyal tarih öğreticisiydi. Aynı zamanda halk hikayelerindeki yaşam tarzlarına bakarak o dönemlerin sosyal yaşamı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Örneğin Köroğlu’nu okuduğumuzda o döneminde cariyelik ve kölelik kurumu hakkında bilgi sahibi olabiliriz.

Halk hikayelerinde işlenen konular

Halk hikayelerinde bazen dini kurallarında öğretildiği olur. Behçet Mahir Köroğlu’nun Bolu Beyi Kolu’nda hikayesinin bir yerinde hikayeye ara vererek şöyle bir bilgi verir:
“ Nihayet, bir adamın eceli eğer dolmazsa, deryaya bile düşse, Cenab-ı Allah onu o deryada saklar; ateşe bile düşse, o ateşte onu yakmaz, gine saklar. Çünkü ehl-i dil demiş:

Bir kuluna Hak’tan yardım olursa
O kulu yok etmek haddi midir ki
Cihan ona düşman olsa fayda ne
Hakk’ın saklaması çetin midir ki

Allah bir kulu saklarsa, bütün dünya düşman olsa, yine saklar o. Lâkin herkes ettin bulur, eşer düşer, demiş.”

Halk hikayelerinde genellikle konu aşk ve kahramanlıktır. Olaylar genellikle hayatın içinden alınır. İnsanlara gerçek hayattan kesitler sunar. Dolayısıyla ders çıkarılabilir nitelikte anlatılardır. Zaten normalde de bir kişiye nasihat etmek yerine bir olayı, bir kıssayı anlatmak daha etkilidir. Kıssa anlatmak o kadar önemlidir ki, Kur’an-ı Kerimde de birçok kıssaya değinilmektedir. 

Burada da halk hikayelerinin eğitici, öğütleyici özelliklerini görmekteyiz. Bu konuyla ilgili Behçet Mahir, Yaralı Mahmut hikayesini anlatırken:

“Beyefendi, bu geçmişteki hikayelerden ibret al. Bak ne diyor: Evet hirs ile oturan, his(is) olur. Bir irsli demire el atarsan elinin vurursan, elin his olmaz mı? Yahut boyaga elin atarsan boyag olmaz mı? Olur elbise de leke olur. Eğer, bunnari bilirsense (bilirsen) hisli adam ile oturma.”

Hikayelerde zaman zaman iyi ahlak övülerek dinleyiciyi iyiye ve doğruya yönlendirilir. Halk hikayeleri bu bakımdan bir ahlak öğreticisidir diyebiliriz.

Halk hikayelerinde şiirin yer aldığını söylemiştik. Bu hikayelerde yer alan atasözlerinin de eğitici özellikleri vardır. Zaten atasözleri başlı başına ders çıkarılacak sözlerdir ama hikayeyi anlatıp, anlatılan olayla alakalı bir atasözü söylendiği zaman ata sözlerinin etkisi daha büyük olur ve olayda sözün açıklaması niteliğindedir.  “Kaçanın anası ağlamaz.”, “İnsanın yere bakanından suyun yavaş akanından kork.”, “Geçme muhannet köprüsünden koy sel aparsın seni.” Halk hikayelerinde kullanılan bazı atasözleridir.

Halk hikayelerinin bir diğer eğitici işlevi ise dinleyenlerin dilini geliştirmesidir. Anlatılanlar her ne kadar konuşma dili de olsa dinleyenler anlatandan birçok kelime öğrenip dağarcığını geliştirirler. Böylelikle de halk hikayelerinin dili geliştirdiğini de görürüz.

Eğiten, düşündüren ve güldüren fıkralar

Halk anlatmalarının bir diğeri ise fıkralardır. Fıkralarında eğitici yönü vardır ama hepsi için bu söylenemez. Nasreddin Hoca fıkraları geliştirici ders vericiyken Bekri Mustafa fıkralarının eğitici yönünden söz edemeyiz. Çünkü Bekri Mustafa’nın fıkra konusu içki ve meyhanedir. Ama Nasreddin Hoca fıkralarının hemen hemen hepsinden ders çıkarmak mümkündür. Tabii Nasreddin Hoca fıkralarını da iyi seçip gerçekten Hoca’ya mal edilen fıkralara bakmak gerekir. Çünkü nice ahlaksızlık, nice dolandırıcılık işleyen fıkralar Nasreddin Hoca’ya mal edilmiştir. Bunları okumamak en güzelidir. Zaten bu fıkralarda Nasreddin Hoca’ya iftira mesabesindedir.

Masallarda bir diğer halk anlatma türüdür. Bunlarda en başta eğlenmek hoşça vakit geçirmek için söylenmiştir fakat tabi olarak eğitici ve öğretici yanları da bulunmaktadır. Ama her konuda olduğu gibi masal seçiminde de özellikle çocuklar için seçici davranıp hoşça vakit geçirmenin yanında eğitim, öğretim ve ahlak açısından faydalı olanları tercih edilmelidir.

Bilge Seyidoğlu, “Masal ve Masal Anlatanlar” adlı makalesinde; “ Çocukların çok sevdiği masallarla eğitim son derece etkili bir yoldur. Belirli bir yaşa gelmeden çocuğa istenilen şekli verebilmek çok kolaydır. Çocuğu karşımıza alıp nasihat ederek şunu yap, bunu yapma diye emir vermeye kalkarsak çocuk ya isyan eder veya bir kulağından girip ve söylediklerimiz öbür kulağından çıkar.”   

Masallar çocuklara sevmeyi, sevilmeyi ve milli kimliklerini kazanmayı sağlar.
Umay Günay “Çocuk Eğitimi ve Masallar” makalesinde meseleye dair şunları söyler: “Binlerce çocuk masal dinleyerek büyümekte, iyiye doğruya yönelmekte, kendisine masal anlatan büyükleriyle arasında sevgi bağı gelişmekte, sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmektedir. Gerek sözlü gelenekte yaşayan masallar gerekse kitaplara aktarılmış masallar muhteva yönünden tahlil edildiğinde masalların, söylendiği ve söylenmekte olduğu gibi, mücerret ve hayattan kopuk oldukları görülür.”

Masallar çocukların hayal dünyasını geliştirir, duygu gücünü artırır, ana dilini korur ve zenginleştirir. Masallar çocuğun ana dilini kavramasına, kelimeleri nerde nasıl kullanması gerektiğine yardımcı olur. Çocukta bilgi ve fikir beslenmesini sağlar. Pertev Naili Boratav konuyla ilgili şunları söylemiştir: “Çocuğa anadilin, bir işçi elindeki alet gibi nasıl kullanıldığını öğreten, ona bu dilin türlü hünerlerini, kıvraklığını, zenginliğini, ilk gösteren, kişiye kendi dilini konuşmayanlardan uzaklaştırıcı, onu konuşanlara yakınlaştırıcı, duyguyu- ninnilerin, tekerlemeleri, türkülerin yanı başında, ama herhalde onlardan daha geniş ölçüde- ilk aşılayan masallardır.”

Masalla çocuklara anlatılırken bilgi vermek amacıyla anlatılmamalıdır. Asıl amacın hoşça vakit geçirmek olmalıdır. En başta masal seçilirken iyi ve zararsız masallar seçilmelidir. Zaten çocuk iyi masaldan keyif aldıysa bilgi, eğitim ve öğretim özelliği kendiliğinden gelir.

Çocuklar hayvan masallarını sever

Çocuklar genelde hayvan masallarını severler. Çünkü kısa ve akılda kalıcıdır. Asıl halk masalları daha uzun hatta geceler boyu sürdüğü için çocukların dikkatleri daha çabuk dağılır. Masal seçerken çocukların ahlak, erdem, yardımseverlik gibi özellikleri kazanabilecekleri masallar seçilmelidir.

Masallar çocuklara doğruluğun, yardımseverliğin, çalışkanlığın ve iyiliğin güzelliklerini anlatırken, kötülüğün, ahlaksızlığın ve tembelliğin zararlarını öğretirler.

Bazı masallar hem çocuklar hem de yetişkinler içindir. Gülme ve eğlenmenin yanında bazı masallardan büyükler bile ders çıkarabilirler. Zaten önemli olanda masalın gerçek olup olmaması değil ondan çıkarılan derslerdir.

Bizim kültürümüzde dostluk ve arkadaşlık önemlidir. Tabir yerindeyse arkadaş için çiğ tavuk bile yer bizim anlayışımıza göre. Çıkara dayanan dostluklar asıl dostluk değildir. Bu konuyla alakalı “Yılan ile Tilki” masalı anlatılır. Yılan ile tilki arkadaş olmuşlardır. Yolda yürürken bir nehre denk gelirler. Yılan yüzme bilmediği için tilkinin boynuna dolanıp öyle geçmek için hareket ederler. Tam nehrin ortasında yılan tilkiyi boğmak ister. Bir fırsatını bulan tilki tam karaya çıktıklarında yılanı yere atarak öldürür ve dosdoğru uzatır. Ve der ki, “Arkadaş dediğin böyle dosdoğru olmalıdır.”

Yine bizim kültürümüzde misafirlik ve misafirperverlik önemlidir. Masallarda bu ve benzeri konulara da değinilmektedir. “Tamahkâr antikacı” masalında masal kahramanı Necip, geleni geçeni misafir eder.

Sonuç olarak halk hikayeleri ve masallar, daha kapsayıcı söylersek halk anlatmaları, sadece eğlenmek ve hoşça vakit geçirmek için değil, yukarda belirttiğimiz gibi eğitmek, öğretmek ve ahlaki değerlerin farkına vardırmak amacıyla da söylenmişlerdir.  

Mehmet Dumlupınar

Güncelleme Tarihi: 18 Temmuz 2020, 09:43
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26