banner17

Neden çocuk edebiyatı?

Bir kitabın sonunda yeniden bir çocuk gibi hissetmenin şaşkınlığını tatmak ve belki de baskıladığı duygularla barışmak için bir fırsattır çocuk edebiyatı, hem yazan hem okuyanlar için. Bülent Ata yazdı.

Neden çocuk edebiyatı?

R. M. Rilke’nin, Genç Şaire Öğütler kitabında ilhama ulaşmakla ilgili işaret ettiği yer herkesin kendi çocukluk anılarıdır. Çocukluk anıları yazı ve yaşam arasında sıkışıp kalmış yazarlar için belki de yegâne ilham kaynağıdır. Bu anıların ve hislerin her biri adeta bir şiirin ya da öykünün mayası, doğduğu ilk coğrafyadır.

Rilke, Herr Karpus’a yazdığı mektubunda şu satırlara yer verir; “Günlük hayatınız size zengin görünmüyorsa, bundan yakınmayın. Kendinizden yakının, zenginliklerinizi görecek yeterlikte sanatçı olmadığınızı söyleyin; çünkü yaratan için yoksulluk olmadığı gibi, yoksul, verimsiz bir yer de yoktur. Duvarları dünyanın hiçbir gürültüsünü duyurmayan bir cezaevinde bile olsanız gene hiç değilse bir çocukluğunuz, anılarınızın bu değerli, görkemli zenginliğiniz, bu hazneniz yok mudur? Gözlerinizi oraya çevirin. Bu uzak geçmişin uyumuş duygularını canlandırmaya bakın.”

Unutmanın ilk temel yasası

Douwe Drassima’nın, Sıla Hasreti Fabrikası kitabında bahsettiği çocukluk anıları ile ilgili bir bölüm var. “Unutmanın ilk temel yasası”: Bir olayın üzerinden ne kadar uzun zaman geçmişse, onu hatırlama ihtimalimiz de o kadar azdır. Oysa çocukluk anıları ilginç bir canlılık ve eskimezlikle beklenmedik anlarda bizi ziyaret etmektedir.

Bilim adamları bu konuyu “hatırlama efekti” olarak adlandırıyor. İlk anılarınızın bozulmamış ve keskin bir tatla, kokuyla birlikte çıkıp gelmesi. Görüşlerden birisi çocukluk anılarının sıklıkla hatırlanmaktan kaynaklanan bir tazelenme ve iz bırakma sayesinde bu güçlü imgeleme sahip olabildikleri yönünde.

Burada dikkat etmemiz gereken bir şey, hatırladığımız çocukluk anılarının ne kadarı bizim için o hatırlanan anın yaşanmışlığı ile var olabiliyor ve ne kadarı başka insanların şahitlikleri ve anlatıları ile oluşuyor. Mümkündür ki çocukluk anılarımız yıllar geçtikçe yeni tanıklıkların anlatıları ile dönüşmeye devam edecek. Yine de bilindiği gibi anılarımız çoğu zaman gerçekte yaşananlardan çok sadece hatırlanan bir görsel, bir tat, bir müzikten ibaret, tıpkı bir rüya anı gibi.

Hayaller hayatımızdan çıkar gider biz büyüdükçe

Burada Ursula K. Le Guin’in iki denemesini hatırlatmak isterim. Bunlardan ilki “Amerikalılar Ejderhadan Neden Korkar?”. Le Guin çocukların yetişkinlerden farklı olarak gerçek ve fantastik olan arasındaki farkı ayırt edebildiğini ve her ikisini de kabul edebileceğinden bahsetmiş. Oysa yetişkinler için varsa yoksa gerçeklik her şeyin ölçüsüdür.

Le Guin’in diğer önemli denemesi, “Çocuk ve Gölge” de Andersen’in bir masalı üzerinden “Gölge” metaforundan bahis açar. Özetle insanın çocukluktan çıkıp büyümeye başladığı süreçte olması gereken kişi olurken insanoğlunun görmek istemediği, kabul etmek istemediği yanlarını, karakter özelliklerini bir gölge olarak baskılamasını anlatır bu deneme. Bu, insanın hayal gücü ile arasına koyduğu mesafenin arttığı, gerçeklik dışında bir dil ve algının kabul görmediği bir insana dönüşme hikâyesidir.

Çocuk edebiyatı, iyi edebiyattır

İşte tam burada çocuk edebiyatı, çocukların henüz baskılamadığı, gölgeleriyle barışık oldukları bir çağda sağaltıcı öneme sahip. Çocuk edebiyatı yetişkinlerin gerçeklik algısı dışında bir algıya seslenecek dili kurabildiği için önemli.

Çocuk edebiyatı, çocuk ya da yetişkin okurlara seslenebilir. Gücü ve kıymeti de burada saklıdır. Çocuk edebiyatı aynı zamanda iyi edebiyattır. Çocuk edebiyatı metinlerini okuyan yetişkinler açısından çocukluk anılarına yolculuk yapmak ve anılar arası boşlukları yeniden inşa etmek mümkün olacaktır. Bu anılar üzücü ya da gülümseten anılar olabilir. Bir kitabın sonunda yeniden bir çocuk gibi hissetmenin şaşkınlığını tatmak ve belki de baskıladığı duygularla barışmak için bir fırsattır çocuk edebiyatı, hem yazan hem okuyanlar için.

Bülent Ata

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 15:49
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20