banner17

Nasr cep telefonu için ne dedi

Seyyid Hüseyin Nasr ve Harvey Cox'un katıldığı Din, Modernite ve Gelenek başlıklı konferansı sizin için takip ettik ve notlar aldık.

Nasr cep telefonu için ne dedi

Geçtiğimiz cumartesi, Cemal Reşit Rey Konser ve Konferans Salonunda “Din, Modernite ve Gelenek”  başlığı ile çoğumuzun eserlerini yakından takip ettiği düşünür Seyyid Hüseyin Nasr ve Harvard İlahiyat Profesörü ve din felsefecisi Harvey Cox’ın buluşturulduğu samimi ve aydınlatıcı bir açık oturum gerçekleştirildi.

Program saat 2’de başlayacaktı fakat davetiye veya konsere gittiğimizde olduğu gibi bilet vesaire sistemi olmadığı için yer bulamama endişesiyle yarım saat k15265adar erken gittik CRR’ye. Tam içeri girdiğimizde ne görelim? Programda oturumu yönetecek olan İbrahim Kalın, tutmuş Seyyid Hüseyin Nasr’ı kolundan; sahnenin arkasında bir odaya doğru ağır ağır yürüyorlar. Hemen takıldık peşlerine ve onları odalarına kadar takip ettik. Meğerse onlar da programdan önce bir iki kelam etmek üzere erken gelmişler. İbrahim Kalın bizi samimiyetle karşıladı ve sohbetin gerçekleştiği odaya ısrarla buyur etti bizi. Henüz meclise dahil olmamızın şokunu atlatmamışken Seyyid Hüseyin Nasr’a “yeni nesil Müslüman bayanlar” olarak tanıtıldık; nerede ne okuduğumuz, kaç yaşında olduğumuz konuşuldu. Sonrasında artık bize laf düşmez düşüncesiyle kenardaki sandalyelerimize oturup, biraz gecikmeli de olsa meclisimize katılan Harvey Cox ile Seyyid Hüseyin Nasr arasında geçen samimi sohbeti dinlemeye koyulduk.

Cep telefonunun ettikleri

Kahveler geldiğinde, nedense cep telefonlarının biyolojik ve sosyal zararları mevzubahis oldu. Burada Nasr beynime kazınan şu tahlilde bulundu: Cep telefonuyla konuşmak, bulunduğun uzaydan çıkmak, bulunduğun ana bir nevi tecavüz etmektir. Ne konuştuğun insanın mekanındasındır, ne de kendi bulunduğun mekanda. Allah’tan ki telefonumu sessize almışım o esnada.

Kısa ve düşünceli bir sessizliğin ardından Cox “The Future Of Faith” isimli kitabını takdim etti Nasr’a. Aralarındaki bu dostluğun oturuma nasıl yansıyacağını merak etmekten alamadım kendimi. Sonrasında İbrahim Kalın’ın programın akışı hakkında birkaç bilgi vermesini takiben meclis dağılmış oldu; biz de salona geçtik. Konuşmacılar ile İbrahim Kalın’ın sahneye davet edilmesiyle oturum başladı.

İbrahim Kalın, konunun kısa bir açıklamasıyla oturumu açtı. Özetle din, geleneklerin en eski ve köklü olanıdır; modernite ise şuanki yaşama biçimimizdir, diyerek açıkladı. Bunun üzerine, üç soruyla açtı oturumu: 21. Yüzyılda dinin -özellikle Hıristiyanlığın ve İslam’ın- durumu ve yeri nedir? Modernitenin dinlere etkisi nedir? Modernlik bağlamında dinlerin geleceği nasıldır, nasıl olmalıdır?

Önce Nasr geldi kürsüye ve bu soruları cevaplandırdı:

Günümüzde Avrupa’da ve Amerika’da, ya da daha dar kapsamda İngilizce konuşulan yerlerde İslam’a karşı oluşan agresif tutumun sebebi dinin yükselişidir. Hatta bu öylesine yayılım alanı bulmuş ve kabul edilmiş bir tavırdır ki, İslamofobi gibi bir kavram lügatlerimize girmiştir. Dinin yükselişinin açıklaması ise modernizmin devrinin kapanmış veya kapanmakta olmasıdır. Modernizmin ürettiği ve dini yok saymak suretiyle bir dünya düzeni tesis etmek çabasındaki bütün düşünce sistemleri denenmiş ve başarısızlıkları tecrübe edilmiştir. Modernizmin bu başarısızlığının görüldüğü en açık örnek ise İslam toplumlarıdır*. İslam, Avrupa’da veya Hıristiyanlıkta olduğu gibi modernist, ateist insanların ortaya çıkmasına izin vermedi. Yani modernizmin doğuşu ve dünyayı dört bir yandan fethetmesiyle Hıristiyanlığın aldığı derin yaraları, İslam almadı.

 

Bu süreçte pek çok İslam ülkesi* sekülerleşti, Batılılaştı; bunu göz ardı edemeyiz. İslam düşünürleri*, modern etki altında yetişti, İslami tabanlı olmayan zihinler oluştu. Uzunca bir süre, Avrupa veya daha genel anlamda Batı ulaşılamayan, Cennet gibi bir yer olarak görüldü. Fakat bu fikir de değişecekti.

15266

İkinci Dünya savaşıyla Avrupalıların birbirlerini barbarca öldürmelerini gözlemleyen Müslümanların Batı Cenneti tasviri bozulmaya başladı. İslam toplumlarında Batılılaşma süreçleri tuhaf bir şekilde yarıda kaldı böylece. Avrupa’da modernizm sona ererken, onun yerini post-modernizm alıyordu. Fakat post-modernizmin getirecekleri de çok yeni şeyler olmayacaktı. Zira modernizmin doğduğu, şekillendiği yerlerde yeşeriyordu bu “yeni” akım da; Fransa’da, İngiltere’de.

Modernizmin tanrıları olan bilim ve teknolojinin aslında insanlığın aradığı sorulara yeterli cevap verememesi modernizmin sonunu getirmişti. Bir yerlerde bir şeyler yanlış gidiyordu mutlaka ve bilim ve teknoloji bunu çözümleyemiyor; aksine bu yanlışlıklara sebep oluyordu. Dünyanın sürekli olarak zarar görüyor olması, çevre kirliliği, doğal dengelerin bozulması… Bunların hepsi bu gerçeğe işaret ediyordu.

İnşallah demeyi bilir mi modernler?

Geleceğe gelince, Müslümanlar, gelecekten “inşallah” demeksizin bahsetmezler. Modern Batı algısının nakıs olduğu teslimiyetin, salt boyun eğmeyi ifade etmeyen bir kaderciliğin neticesidir bu. Elli sene önce yazılmış bilim kurgu kitaplarında görürüz. 2000’li yıllar için neler söylenmiştir… Kimi der itfaiye ekipleri evlerdeki kitapları yakmakla sorumlu olacaktır, kimi der yeni nesiller devlet kontrolündeki laboratuarlarda üretilecektir. Bunların ne kadarı gerçekleşmiştir? Gelecekte din, iman ölmeyecektir. İnsan eliyle üretilmiş mekanizmaların insanların sorularına yanıt teşkil etmediği anlaşılacak ve insanlar daha büyük bir kudret arayışı içinde dine yönelecektir. Ve bu sorulara en sağlam cevapları verenin İslam öğretisi olduğu görülecektir. Çok değil, birkaç on yıl öncesine kadar devam edegelmiş olan İslami düşüncenin duraksaması sona erecek ve insanlar daha çok düşünmeye, okumaya, çalışmaya yönelecektir. Böylelikle aydınlanan toplumlar gelecekte var olabilmenin şartının beraber ve barış içinde yaşamak olduğunu kavrayacaklardır.

Harvey Cox Nasr'a tamamen katılıyor mu?

15267Seyyid Hüseyin Nasr kürsüdeki süresini tamamlayınca alkışlarla yerine geçti ve sözü Harvey Cox’a bıraktı. Cox Programın yapımında katkısı olanlara teşekkür ettikten sonra “Prof Nasr’ın sözlerinde katılmayacağım bir yer aradım ama bulmak zordu,” diyerek gülümsetiyor bizleri ve ondan devraldığı yerden konuya devam ediyor.

Modernizm ve din/inançlar zıtlık teşkil eden kavramlar olarak sunuldu. Yani, beraber yaşayamaz olarak bilindiler. Fakat sonradan modernizmin tek bir kapsamda incelenerek din karşıtı olarak yaftalanması sonucuna ulaşılamayacağı ortaya çıktı. Dünyada var olmuş ve hala da varlığını sürdürmekte olan modernizm için tek bir tanım yapamayız. Bir sürü coğrafyada, zaman diliminde çok farklı modernlik anlayışları ve modern yaşam şekilleri oluşmuştur. Başlangıçtaki haliyle Avrupa’daki teknolojik gelişmeler sonucu oluşmuş ve dinden tamamen bağımsız bir aydınlanmaydı modernizm. Oysa Amerika’da bu döneme tekabül eden Temel Hak arayışları tamamen dini kaynaklıdır. Bu hareketlerin önde gelen isimlerine halk tarafından Peygamber benzetmeleri yapılmış, onların ismi takılmıştır. Buradan anlayacağımız, Amerika pratiğinde modernizmin dinsiz bir oluşum olmadığıdır.

Öğrencisi neden din dersi almak istemiş?

Buna günümüzden bir örnek vererek meramını açıklığa kavuşturdu Cox. Öğretim görevlisi olduğu Harvard’da mezun olmak üzere olan bir öğrenci Cox’ın yanına gelmiş ve okuldaki son döneminde dinlerle ilgili eğitim almak üzere bir ders almak istediğini söylemiş Profesör Cox’a. O sebebini sorunca öğrenci de anlatmış. Yurtta odada beraber kaldığı arkadaşı Budist’miş, sevgilisi Yahudi’ymiş, bir arkadaşının arkadaşı Müslüman’mış da, bu çevre içinde o dinler hakkında bilgisiz kalmamak için ders almak istemiş. Bu örneği dinin günlük hayata etkisini ve çatışma değil işbirliği içinde dinlerin beraber yaşayışını tebarüz etmek için verdi Harvey Cox.15268

Yani modernizmin tek bir tanımı, tek bir şekli ve tek bir sonucu yok. Örneğin modernizmin en etkili ve yaygınlaşmış sonuçlarından olan Milliyetçiliğin dünyaya kalıcı ve eksiksiz cevaplar vermediği apaçık ortada. Şehrinizdeki göle dökülen bir akarsuya atılan kimyasal atıklardan dolayı gölün kıyıları kirlense, göldeki ve çevredeki bütün hayvan ve bitkiler zarar görse, hatta ölseler ve yaşam bölgeniz bu şekilde tahrip olsa ve bir harekete geçecek olsanız, orada yaşayan insanların milletlerini ayırt etmezsiniz. Hepiniz aynı derdi paylaşıyorsunuzdur ve mühim olan budur. Modernizmin en başat sonuçlarından olan bilim ve teknoloji de aynı şekilde, (Nasr’ın da dediği gibi) sorulara cevap vermekte yetersiz kalmaktadır. Bilim ve teknoloji ancak bir araç olabilir, yardımcı olabilir ama kontrolü ele geçirip özne haline geldiği anda tehlike başlıyor demektir.

Gelecek sorusuna gelince; verdiğim iki örnekte olduğu gibi Modernizmin eksiklikleri, başarısızlıkları insanlar tarafından tecrübe edilip anlaşıldıkça, insanlar dinlere yönelecek. Bu da huzura, barışa, eşyanın doğasına yönelimi, en azından buna duyulan ihtiyacı getirecek.

Profesör Cox’a göre dinsizleşen Batıya karşılık Hıristiyanlık, gelişimini farklı coğrafyalarda gösterecek. Emperyal güçlerin etkisi altında kalmaksızın saf bir inançla Hıristiyanlığı benimseyen toplumlar, dini doğru anladıkları için, diğer dinlerle çatışma halinde olmadan; huzur içinde beraber yaşamanın yollarını bulacaklar. Dinler insanları bölücü, ayrıştırıcı nitelikte değil, dünya barışına götüren çeşitli yollar olarak görülmeye başlanacak. Bunun da yolu, Hıristiyanlığın tarihteki olumsuz örneklerinde olduğu gibi zorla, savaşla, emperyalist yöntemlerle değil barışla yayılmasıdır. Bunun sonucunda birbirine sadece tahammül eden değil, birbirinden öğrenen toplumlar haline gelinecek.

Optimist yaklaşımlı gelecek tasavvuruyla konuşmasını noktalayan Harvey Cox sözünü bitirerek yerine geçti.

Seyyid Hüseyin Nasr ise coğrafi olarak Batı dışında kalan toplumların Hıristiyanlaşmasında Batılı güçlerin etkisini göz ardı edemeyeceğimizi belirtti. Zira bu toplulukların çoğu (örneğin Afrika’da) açlık ve yoksullukla savaş halindeyken, Hıristiyan olma karşılığında bazı maddi getiriler elde etmiş insanlardan oluşuyordu. Ya da örneğin Kore’de yaşanan Hıristiyanlık, modernizmin dinsizlik temayülüne kendini oldukça kaptırmış bir örnekti.

Böylece konuşmalarını noktalayan konuşmacılar yerlerini aldı. Program yapımcılarının teşekkür konuşmaları ve hediye kitap takdimleriyle oturum sone erdi. Çıkışta Seyyid Hüseyin Nasr’ın etrafında oluşan kalabalık ondan imza alıp bir iki kelam edebilme derdindeyken biz de yavaş yavaş salonu terk ettik.

 

Begum Kahraman haber verdi

 *GYY'nin notu: "İslam toplumu", "İslam ülkesi", "İslami ilimler" gibi kullanımları modern dönemin tezahürü ve sorunlu kullanımlar olarak gördüğümüzü, sitemizde bu tarz ifadeleri kullanmamaya özen gösterdiğimizi ifade edelim. Ağız alışkanlığı bu ifadeleri kullansanız bile zihin olarak bu kullanımlara eleştirel bakmanızda fayda gördüğümüzü belirtelim.

Güncelleme Tarihi: 28 Mayıs 2010, 18:42
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Simurg
Simurg - 8 yıl Önce

Mukaddime'nin sayfalarını karıştırırsak eğer, islam toplumu yerine millet-i islamla karşılaşırız, islam ülkesi yerine darüsselam'la karşılaşırız, islami ilimler yerine de nakli ilimlerle karşılaşırız, bu ayırımdaki sıkıntı nedir?

hakan
hakan - 8 yıl Önce

"islam toplumu" şeklindeki tamlama modern döneme ait. toplum yerine ümmet ya da müslümanlar derdik. kadim kaynaklarda islam ülkesi tabiri darulislam-darulharb ayrımında bir benzeriyle karşımıza çıkar. benzeri çünkü darulislamdaki muhteva ve vurgu islam ülkesinde tam olarak yok. islami ilimler tabiri şer'î ilimler veya şeriat ilimleri şeklinde eskiden de vardı. akli ilimler-nakli ilimler ayrımı da yaygındır.

Simurg
Simurg - 8 yıl Önce

Allah razı olsun Hakan bey, teşekkür ederim bilgilendirmeniz için.

banner8

banner19

banner20