banner17

Müslümana Boğaziçi'nin ODTÜ'den farkı ne?

Boğaziçili Genç Müslüman Hanımlar Kulübü’ne* sorduk, Boğaziçi Üniversitesi’ne nasıl başladınız, nelerle karşılaştınız eğitiminiz boyunca..

Müslümana Boğaziçi'nin ODTÜ'den farkı ne?

 

Üniversite tercih döneminin sonuna doğru yaklaşırken aileleri de öğrencileri de heyecan sarmış durumda. Mütedeyyin kız öğrencileri ise istedikleri bölümde okuyabilmenin heyecanının yanı sıra, girecekleri üniversitede nasıl bir ortamla karşılaşacaklarının tedirginliği de sarıyor. Son yıllarda birçok üniversiteden başörtüsü konusunda sevindirici haberler gelmekle birlikte iş bununla bitmiyor; hassasiyetler çerçevesinde hareket eden bir Müslüman topluluk ve bu doğrultuda yapılan faaliyetler de beklentiler arasında. Özellikle şehir dışında bir üniversite tercih edecekler için durum daha da zorlaşıyor. “Nerede kalınacak”, “Nasıl bir ortamla karşılaşılacak” gibi sorular zihinleri kurcalıyor.

Boğaziçi Üniversitesi bu anlamda Müslüman kız öğrenciler olarak birlikte hareket edebildiğimiz, kahvaltılar, sohbet halkaları, söyleşiler ve benzeri etkinlikler düzenleyerek uhuvveti arttırmaya çalıştığımız bir ortama sahip. “Bir tarağın dişleri” misali içimizden birinin derdine herkes ortak olabiliyor.

Boğaziçi’ni nasıl tercih ettikleri ve okulda nelerle karşılaştıklarına ilişkin birkaç arkadaşımızın yorumlarına kulak verdik… Bu bilgilerin Boğaziçi Üniversitesi’ni tercih etmeyi düşünen kardeşlere yardımcı olacağını umuyor,  tercih dönemlerinde başarılar diliyorum.

Hilal Kenar (İnşaat Mühendisliği, 4. Sınıf): “Okula adımımı attığım andan beri bir an olsun yalnız kalmadım”

Boğaziçi Üniversitesi, bünyesindeki her öğrenci için bir şeyler ifade eder elbette, ama benim için “zorluklar karşısında birlik olma, birbirinin derdiyle dertlenme” demek Boğaziçi. Tercih döneminde bu okulda karar kılmamın en önemli sebebi başörtüsü meselesiydi. Gelgelelim bu iş sandığım kadar basit olmadı. Okula kayıt yaptırdığımız anlardan tutun da sınavlarda, derslerde hep sıkıntılıydı ilk senemiz. Sonrasında problemin ortadan kalkmasına rağmen, bölüm hocalarımdan birinin keyfî davranışları yüzünden bir derse giremeyişim bana aslında ne büyük bir nimete sahip olduğumu gösterdi. Nasıl mı?Boğaziçi Üniversitesi Benim yüzlerce kardeşim vardı ve bu zorlu yolda beni bir an olsun yalnız bırakmadılar. Kimi sadece duasını gönderdi, kimi derdimi dinledi, kimi dersine girmedi, yanımda oldu. Sonuç olarak Allah’ın izni ve derdimi kendi derdi olarak gören kardeşlerimin desteği ile biz bu problemi aştık şükürler olsun.

Okulumuzu tercih etmeyi düşünen fakat ortamı konusunda bilgi sahibi olmayan ya da bu konuda tereddütleri bulunan arkadaşlara şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki; okula adımımı attığım andan beri bir an olsun yalnız kalmadım. İki kampüs arasında yürürken Allah’ın selamını verip almadığım bir gün bile olmadı. O yüzden siz de ortak hassasiyetlere sahip insanlarla her daim bir arada bulunmak isterseniz, okulumuzu rahatlıkla tercih edebilirsiniz, bekleriz.

Yasemin Bozoğlu (Okul Öncesi Öğretmenliği, 3. sınıf): “İnanç ve değerler paydasında kenetlenmiş sıkı bir arkadaş çevresine oldukça ihtiyaç duyuyoruz”

Ankara’dan Boğaziçi’ne inanç ve değer yargılarım uğruna, düşlerimin peşisıra yola düştüm. Boğaziçi tercihimi aslında lise yıllarında yapmıştım. O dönemler başörtüsü yasağının üniversitelerde en sıkı uygulandığı dönemlerdi. Özgürlüklerin kalesi olarak bilinen Boğaziçi’nde ise durum biraz farklıydı. Ancak Eğitim Fakültesi’nin bu kale tarifine uymadığını Eğitim Fakültesi binası önünde kendimi "Rektör + Eğitim Fakültesi + Başörtülü Öğrenci + Şapka = Soruşturma" yazılı pankartı taşırken bulduğumda fark etmiştim.  O dönemlerde  Eğitim Fakültesi özgürlüklerin kalesine uzaktan bakan bir bina olmuştu benim için. Başörtülü öğrenciler derse alınmıyordu. Bu sorun, okulumuzdaki Müslüman öğrencilerin -başka bir üniversitede örneğine az rastlanır bir şekilde- kenetlenmesiyle çözülmüştü.

Aradan sadece birkaç yıl geçmişti ki bu sefer kendimi elimde pankartla değil dilekçelerle buldum. Evet, yine bir hak ihlali ile karşı karşıyaydım ve bu sefer problemin tam merkezindeydim. YÖK’ün öğrencilere sunmuş olduğu kendi staj yerimizi belirleme hakkı göz ardı edilip belli anaokullarında stajımızı gerçekleştirme şartı sunuluyordu. Benim iradem dışında sunulan bu anaokullarında ise başörtülü bulunamayacağım ikazı alınca stajımı yarım bırakmak zorunda kaldım. Eğitim Fakültesi’ndeki öğrencilerden mağduriyetimizi belirten yüzlerce dilekçe topladık ve YÖK’e gönderdik. YÖK’ten okula gelen dilekçe sonrasında ise staj yerini kendimizin seçme hakkı ve akademik kriterler göz önüne alınarak bölüm hocaları tarafından sorunumuza çözüm üretildi. Çabalarımız sonucunda Allah’ın izni ile okullarımızı belirleme noktasında söz sahibi olabildik.

Eğitim Fakültesi tam olarak hayallerimdeki özgürlükler kalesi değildi belki ama Müslüman arkadaşlarımızla inanç ve değer yargılarımız uğruna verilen mücadeleler sayesinde engelleri adım adım aştık ve fakültemizin daha tarafsız bir özgürlük anlayışına kavuşabileceğini gördük.

“Ankara’da ailenin yanında ODTÜ’de okumak varken neden Boğaziçi?” diye soranlara şunu söyleyebilirim ki üniversite, hayatımızı birçok yönden etkileyen ve bizi farklı yönlere sürükleyebilen bir ortam. Bu zamanlarımızda ayaklarımızı yere sağlam basarak düşmeden yürümemizi sağlayacak, inanç ve değerler paydasında kenetlenmiş sıkı bir arkadaş çevresine oldukça ihtiyaç duyuyoruz. İşte Boğaziçi’ni Boğaziçi yapan en önemli faktör de bu benim için; Müslüman öğrencilerin birbirine kenetlenerek yapmış olduğu çalışmalarla okulda söz hakkına sahip olması ve yapılan faaliyetler sonucunda sanki birbirini uzun yıllardır tanıyormuşçasına kurulan dostluklar...

Gülnihal Kafa (Fizik, 4. Sınıf): “Hâlâ birbirimize kenetlenmemiz için çok sebebimiz var”

Henüz ortaokuldayken, üniversite hedefimi Boğaziçi olarak belirlemiştim, bölümüm ne olursa olsun. Temel nedenim de bu üniversiteye gelen birçok başörtülü kız öğrencininkiyle aynıydı: Dinî inançlarımın saygı gördüğü bir yerde, istediğim şekilde okumak, özgürlükçülüğü ile nam salmış bir üniversiteye tabiri caizse sığınmak... Halkının büyük çoğunluğu ile aynı inançlara sahip olduğum bir ülkede böyle bir şeyin ihtiyacını duymak yeterince acı değilmiş gibi, ön kayıt için Sakarya’dan İstanbul’a geldiğimde hayallerimi süsleyen üniversitenin de pek öyle anlatıldığı gibi olmadığını gördüm: Bana, yapmam gereken işlemleri giydiğim kıyafetlerle gerçekleştiremeyeceğim söylendi.  O an tüm dünya başıma yıkıldı gibi hissettim, en azından tüm kampüs...

Liseden mezun olduğu ilk sene başörtüsü yasağı yüzünden üniversite sınavına girememiş, ikinci senesinde de sınava dört ay kala çalışmaya başlamış, gecesini gündüzüne katarak istediği üniversiteyi, istediği bölümü, istediği dereceyle kazanmış biri olarak, benim ve ailem için gurur ve mutlulukla dolu olması gereken gün, yaşayabileceğim en büyük hayal kırıklığı ve üzüntüyle doldurulmuştu. Geldiğim yere geri dönmek zorundaydım, tüm çabalarımı çöpe atarak, tüm hayallerimi bir kenara bırakarak... 18 yaşındaki bir kız için tarif edilemeyecek bir acı... İşte tam o sırada, içimdeki ümitsizliğe yenilmemek için tüm benliğimle dua eder ve beni teselli etmeye çalışan babamla beraber Boğaziçi Üniversitesibeklerken, bana yaklaşan üç başörtülü kız, belki de hayatımı kurtardı. Daha önce bu tür şeyler yaşamış insanlar olarak bize yardımcı olmaya kararlıydılar. Tavsiyeler verdiler, yol gösterdiler ve babamın elinde tuttuğu belgelere gururla bakmasını sağladılar. Sadece o gün değil, üniversitede bir yıl boyunca esen yasak rüzgârları sırasında her gün yanımızda oldular.

Haklarını ödemek? Mümkün değil... Bencillikten bu derece uzak bir yardımın karşılığını ödeyemem. Yapabileceğim tek şey onların yaptığını yapıp bu üniversiteyi kazanan ve bu yabancı ortamda kendisi gibi insanlar arayan Müslüman öğrenciler için her yardıma ihtiyaç duyduklarında orada olmak. Buraya geldiğimde bulduğum ortamı onlara sağlamak, onlarla ömür boyu sürmesini umduğum dostluklar kurmak. Birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye ettiğimiz ve dostlarımızı Allah'ın selamıyla selamladığımız bu ortamı korumaya çalışmak, yapılan işlerin bir ucundan tutmak. Evet, artık kıyafetimiz problem olmuyor çok şükür -ufak tefek pürüzler dışında- ama hâlâ birbirimize kenetlenmemiz için çok sebebimiz var. Her zaman ve her yerde olacak. Her sene, gördüklerinin karşılığını aynı şekilde ödemeye çalışan onlarca kişi katılıyor aramıza. Bundan gurur duyuyoruz ve bu sene de tanışacağımız dostlarımızı sabırsızlıkla bekliyoruz.

Selvanur Yazıcı (Türk Dili ve Edebiyatı, 3. Sınıf): “Boğaziçi’nde diğer okullara da örnek teşkil etmesi gereken bir kardeşlik ortamı buldum”

Boğaziçi Üniversitesi’ne 2009 yılında girdim. İstanbul’da bir lisede okuyordum ve Boğaziçi’ndeki gelişmeleri yakından takip ediyordum. Ben ve arkadaşlarım için Boğaziçi Üniversitesi o zamanlar başörtülü okunabilen –en azından bizim bildiğimiz– tek üniversiteydi; haliyle sloganımız da “ya Boğaziçi ya hafta içi”ydi. Boğaziçi’ni bana sunacağı bu özgürlükten dolayı tercih etmiştim elbette; ama okula ilk defa gelirken kafamda birçok soru işareti ve kaygı vardı. Kafamdaki Boğaziçi, her karşıma çıkanın derece yapıp geldiği ve bu yüzden rekabet ve yarışın asla bitmeyeceği, sürekli daha iyi olmak için yarışmak zorunda kalacağım, samimiyetsiz bir ortamda kariyer derdine düşeceğim ve büyük ihtimalle yalnız başıma okuyacağım bir okul olarak şekilleniyordu. Böylesi çekincelerle gittiğim ön kayıt gününün sonunda ise telefonumun rehberine yeni isimler kaydederken buldum kendimi. Daha ilk günden Güney Meydan’da bir grup mütedeyyin kız öğrenci olarak çimlerde halka şeklinde oturmuş, tanışıyor, sohbet ediyorduk.

Boğaziçi’nde beraber etkinlik düzenleyebileceğim, seminerlere katılabileceğim, kendimi hem Müslümanca hem de kültürel anlamda geliştirebilmek adına bana yol arkadaşı olacak o kadar çok kafa dengi insanla tanıştım / tanışıyorum ki; bugün okula girişimin üçüncü yılında hâlâ telefon rehberime yeni isimler kaydetmekle meşgulüm. Öte yandan okulda oluşturduğumuz atmosfer de, birbirimizi iyiye yönlendirmeye ve kötülükten alıkoymaya müsait; kendimize has alanlarımız, zaman dilimlerimiz var. Kuzey ve Güney kampüsün tam ortasında yer alan ve bizim “Merkez Kampüs” diye isimlendirdiğimiz Nafi Baba Camii’nin hanımlar mescidinde uzayan sohbetlerden dolayı derslere gecikmek ya da yine caminin önünde yardıma ihtiyacı olan insanlar için yaptığımız kermeslerde ellerimizle hazırladığımız tatları hem öğrencilere hem mahalleliye sunmak, bizim için artık alışılagelmiş durumlar.

Boğaziçi Üniversitesi

Okulda gördüğümüz derslerin yanında, bizim organize ettiğimiz tefsir - hadis dersleri, okuma grupları, söyleşiler de üniversite hayatımızın vazgeçilmez birer parçası artık. Güney Meydan’da yaptığımız sahurlar, manzarada dinlediğimiz ezanlar, yemekhanede sıra beklerken açtığımız iftarlarla biz Boğaziçi’nde olduğumuz gibi okuyabiliyor; dostlarımızla kurduğumuz öğrenci evlerimizle, her gün Allah’ın selamını alıp verdiğimiz Hisarüstü mahallemizin esnafıyla, kardeş olmanın bilinciyle ihtiyaç anında kenetlenebilen tüm öğrencileriyle biz Boğaziçi’nde olduğumuz gibi yaşayabiliyoruz.

Dediğim gibi buraya gelirken birçoğumuz gibi “Aman bana bir şey demesinler, başörtüsü yasağı problemi olmadan okuyup gideyim.” diye sade ve tek bir istekle yola başladım; fakat Boğaziçi’nde diğer okullara da örnek teşkil etmesi gereken bir kardeşlik ortamı buldum. Şimdi okula giderken beni heyecanlandıran şeyler, o gün göreceğim derslerden çok daha fazlası… Özellikle tercih yapacak olan İslami hassasiyet sahibi arkadaşlara gönül rahatlığıyla bu ortamı tavsiye edebilirim.

 

* Spotta bahsettiğimiz kulüp resmi kayıtlara göre henüz ortada yok maalesef; ama sizin de aramıza katılmanızla birlikte ilerleyen dönemlerde neden olmasın? :)

Daha fazla bilgi, tercih dönemi öncesi veya sonrasında herhangi bir soru için bize ulaşabilirsiniz:
bogazicihakkinda@gmail.com


Ayşenur Yalınkılıç yazdı ve soruşturdu

Güncelleme Tarihi: 01 Ağustos 2012, 04:46
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20