Müslüman şairlere ne oluyor?

Ali Haydar Haksal, 'Müslüman şairler sekülerleşiyor' başlığını taşıyan bir yazı kaleme aldı. Peki, nelere değindi?

Müslüman şairlere ne oluyor?

Müslüman şairler sekülerleşiyor mu?

Anadolu Gençlik DergisiYediiklim Dergisi genel yayın yönetmeni, öykücü-yazar Ali Haydar Haksal, Anadolu Gençlik Dergisi’nin Mart sayısında “Müslüman şairler sekülerleşiyor” başlığını taşıyan bir yazı kaleme aldı.

Yazısına; zihin karmaşası içinde artık kimsenin amacının anlaşılamamasından yakınarak başlayan Haksal, sorunun temelinde günümüz siyasasının yattığını, yenilgi psikolojisinin beraberinde teslimiyet duygusu getirdiğini vurgulayarak sürdürüyor yazısını.

Türkçülük ve Batıcılık hareketlerinin düşünceden kaçıştan başka bir şey olmadığı, Osmanlıcılık ve İslamcılık akımlarının ise direniş hareketleri olduğu ifadesi hayli dikkat çekici. Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil gibi isimlerin çok zor şartlar altında olmalarına karşın birer dava adamı olduklarını, taviz vermeden davalarına hizmet ettiklerini dillendiriyor usta yazar.

1980 Darbesi

Çözülme 80 darbesiyle başladı ve devam ediyor

Esas düşünsel çözülmelerin 80 darbesiyle başladığına dikkat çekiyor Haksal. Bu dönemden sonra İslam devleti ve İslam düşüncesi tartışmasının başlaması, solcu şairlerle olan yakınlaşmalar, bazı şairlerin kendilerini gizleme ve hatta İslami düşünceye sahip dergilere yaklaşmayıp sol cenahın dergilerinde eser yayınlamaları; dahası köşe yazarlığı ile siyası karmaşaya katılıp düşünce üretmekten ziyade birer küçük aktör rolünü üstlenmeleri; zamana ayak uyduran, her rüzgâra kapılıp giden bir kimliğe bürünme, birilerine öykünme...

Şiir amacını mı kaybetti?

Tüm bunların Müslüman şairlerin sekelürleşmesine, yani dünyevileşmesine örnek teşkil ettiğini belirten Ali Haydar Haksal, şairler bazı dünyevi kaygılar nedeniyle “asıl” olanı kaçırıyorlar. Asıl olan, dava ve düşüncedir. Şiir bu mefhumlardan çok sonra geliyor, demeye getiriyor sözü.

Necip Fazıl ile aynı kuşaktan olan Ahmet Muhip Dranas, Ahmet Kutsi Tecer, Celal Sılay gibi önemli isimlerin günümüz şairleri tarafından yeterince tanınmamasının nedenlerini iyice düşünmemiz gerektiğini belirten yazar, Necip Fazıl’ın Abdülhakim Arvasi gibi bir veli ile daha güçlü bir sanatkâr ve dava adamı olduğunu, böylece diğer şairlerden çok daha avantajlı duruma geldiğini ifade ediyor.

Haksal yazısını şu cümlelerle noktalıyor:

Üzerimizden karanlık batı ruhu geçti. Ruhumuzu, sanatımızı ve düşüncemizi bulandırdı.

Düşünce temeli bozulmuş olan toplumlarda dalgalanmalar olur. İnsanların ruhsal dengeleri bozulur. Bir toplumun sağlıklı düşünebilmesi için, önderlerinin sağlıklı düşünmesi gerekir. Yenilgi psikolojisini yaşayan sanatçılar kaçış yolları ararlar. Onların önünde bir hedefleri de yoktur. Ömürlerini suya sabuna dokunmadan geçirmeye ve bir yerlere, kimselere yaranmaya bakarlar. Dönemleri geçtiğinde koşullarla birlikte yiter giderler.

Düşünce ve dava şiirinin bir ruhu vardır. Bu, onları güçlü kılar.

Büyük şairler büyü dava sahipleri kimselerdir.

Büyük şair ve sanatçılar metafizik ruhları zengin olanlardır.

Metafizik olmak bir dava sahibi olmak anlamına gelir. Soylu ve büyük şairler bu damardan gelirler.

Günümüz şairlerine bilinç gerekli. İslâm düşüncesi ve bilinci. İslâm sevgisi ve ruhu. Peygamber hüznü.

Batının bulanık sularında çimmekten başka bir şey yapmış olamazlar.

 

 

Eyyüp Akyüz dikkatlice okudu

Güncelleme Tarihi: 05 Nisan 2010, 23:01
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hasan
Hasan - 11 yıl Önce

Çünkü müslümanlar sekülerleşti.Şiir bir yönüyle de toplumun aynasıdır.İslamcı vs.sol diye bir şeye de inanmıyorum.Yoksa günümüz medya işbirliği nasıl açıklanabilir.

Osmanlıcılık da islamcılık da,Türkler dışında kalan Osmanlı ve islam kesimlerinin ihaneti yüzünden teoride hoş pratikte imkansız şeylere dönüşmüştür.Buradan salt bir Türkçülük çıkamayacağı gibi,Türkiye Cumhuriyeti'ni daraltmak da genişletmek de,merkezden uzaklaşmanın ve hayalperestliğin ürünüdür.Enver Paşa hayalperest imiş ya..

cafer
cafer - 11 yıl Önce

size sormalı!!!

Kenan Subaşı
Kenan Subaşı - 11 yıl Önce

müslüman ülkelerin kendilerine ait marşları,bayrakları,sınırları var.Olsun,bunların varolması,İSLAM MİLLETİ tezine aykırı değildir.Ben cezayire gitmiş biriyim,oran'da bir müslüman kardeşle sarılmanın ne demek olduğunu ben bilirim.Dil farklı,bayrak vs,ama müslüm dediğim anda bana sarıldı.tanımadığı biriydim,ama o saf duygularıyla beni kardeşi bildi.Biz Türkler islamın kılıcı isek,duyarsız olamayız,ve bu ülkelerde siyasi-iktisadi-sosyal bağı kumamız lazım.S.Karakoç bunu anlatmak istedi.

banner19

banner13

banner26