Musa, firavunun sarayında yetişecektir!

Misafirleri gelince ayağa kalkıp karşılayan büyük mümin. Yolun çetinliğinden, uzunluğundan, bitmezliğinden yakınmıyor.

Musa, firavunun sarayında yetişecektir!

 

 

'Gidiyoruz, gidiyoruz, gidiyoruz, sonra dönüp arkamıza bakıyoruz ki, bir çuvaldız yol gitmişiz.' Bu cümle Sezai Karakoç'un 1967-68 yılları arasında Babıalide SABAH gazetesinde kaleme aldığı “Yolu Yenen” başlıklı yazısından. Geçen günlerde burada yayınlanan bir haberi, 'Artık büyük buluşmaya hazırdık. Sezai Karakoç'la sohbet etmeye gidiyorduk.' diye bitirmiştim. Gittik dört kişi olarak. Kapı açıldı. O dar koridordan geçtik. Sezai Bey yerinde oturuyordu. Misafirleri gelince ayağa kalkan büyük mümin, bizi de ayağa kalkarak karşıladı. Gurursuz ve sade. Büyük örtülerin ardına gizlenmiş gibi. Ama aşikar işte. Her gittiğimde yanında birileri var. Bu sefer de iki kişiyle sohbet halindeydi. Allah bizim için, biz yorgunlar için, arayışta olanlar, hakiki bir ses arayanlar için oturtuyor O'nu orda.

Musa, firavunun sarayında yetişecektir!

Sarsılmayan bir iman. Müslümanlara karşı merhametli. Gerçekleri kaç bin yılın süzgecinden geçirerek dile getiren, açık eden bilge. 'Hedefin şuurunu zorluyor' Musa'nın saraydan çıkacağına en şeksiz, şüphesiz iman edenlerden. 'Bu bir ilahi bağıştır: kutlu çocuk, Musa, firavunun sarayında yetişecektir.' Sütun'un ikinci cildinin ikiyüzbirinci sayfasından bu cümleyi buraya aktarırken, 3 gündür olduğu gibi kalbime şeref veren bu büyük insanla hemhal olmanın azalmayan tadını yaşıyorum bir daha.

Hep söylediğidir: Birleşin!

30 yıl, 40 yıl öncesine göre kıyas kabul etmez bir değişimin, filizlenmenin, dirilişin gerçekleştiğini ifade eden mütefekkir, haberin başındaki cümleyle bitiriyor söylediklerini. Ama asla umutsuz değil. İslam milletinin birleşmesi, güç birliği etmesi gerektiğini söylüyor. Komünist Rusya yıkıldığında kendisine gelen Özbekler'e söylediklerini söylüyor durmaksızın: Birleşin!

Konuşanlara değil, susanlara bak!

Neden umutsuz olmadığını aynı sayfadan devam ederek belirteyim ben de: ' Yalnız ayakların değil, sesin de var. Gidemediğin yerleri çağırabiliyorsun ya. Hem ilerle, hem çağır. Sen gidemesen bile, çağırdıkların sana gelecektir.' Bu kitaptan bahsediyorum çünkü sohbet devam ederken ordaki ağabey Tuba ve Zakkum'dan, Meydanların Sabrı'ndan, Meydanların Çağrısı'dan, Horoz, Kiraz, Kabus ve Tavus'tan bahsetti. Eve varınca açıp okudum kitabın bu bölümlerini de. Türkiye'de Sultan Abdülhamid'i deviren şer cephesinin nasıl şeytani işbirliklerine giriştiklerini ve şimdi yaşananların da aynı amaca matuf olduğunu bir kere daha gördüm. Sarsılmayın ve önemsemeyin onları diyor. 'Sen etten gözleriyle değil, zihin gözleriyle, iç gözleriyle bu ilerlemeyi görenlere bak ey arakadaşım! Sen konuşanlara değil, susanlara bak.'

Onları görünür kılmamak neden önemli?

Onlar dağda zikredenleri yakalayamadılar. Hira'da gerçekleşen İlahi Koruma gerçekleşmeye devam ediyor. Öyleyse ne diye' yolun çetinliğinden ve uzunluğundan, bitmezliğinden' yakınıp duruyorsun? 'Her doğan gün, gidiş gücünü' tazelemiyor mu? Korkuya, paniğe, oyunu kurmak isteyenlerin görmeyi arzuladıkları aceleciliğe ve onları görünür kılan tepkilere kapılma. Onlar bunu istiyor. Yıllardır böyle çalışıyorlar. Uyanık ol ve oyunlara gelme. Gelecek yılın bir provası, bir denemesiydi tüm yaşananlar. Test ettiler. Nasıl tepki verileceğini görmek istediler. 'Kitaptan gelen bad-ı saba, ruhunu ve vücudunu ilerilerin esintisiyle doldur'uyorken sen bahara bak!

Sen hazırsan tamamdır!

Yemekten sonra Diriliş'e yönelirken, arkadaşlara demiştim ki 'Tatlımız ordan.' Hem tatlı vardı, hem çokça tatlar sundu bize Sezai Karakoç. Hanın kapanış saati yaklaşırken selam verip hürmetle ayrıldık handan. Gün öyle berketlendi ki. Sandım o gün hiç bitmeyecek. Üsküdar'da, Küplüce'de ve Çamlıca tepesinde, yani Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine şiirinde bahsedilen İstanbul'da aşkla, imanla yürüdük, konuştuk, sustuk. 'Şartlar hazır olmasa da, insan hazır oluyor ya, bu da ilerlemenin ta kendisidir.'

Beni can evimden yakalayan üstadın söyleyişiyle bitiriyorum: Kendime böyle dedim; size de böyle derim.

 

Mustafa Nezihi güzel bir günün sonunu da anlattı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 16:21
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13