Murat Belge Osmanlıca kitap yakalatmış

Kâmil Yeşil, içinde ‘İsmet Özel’, ‘12 Mart’, ‘Murat Belge’, ‘Abdullah Aydemir’, ‘sahaf’, ‘eskimez yazı’, ‘Tefsirde İsrailliyyât’ geçen bir hatırasını anlatıyor.

Murat Belge Osmanlıca kitap yakalatmış

 

İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin adlı kitabında bir anekdot anlatır. 12 Mart 1971 askerî müdahalesinden sonra, polis, delil toplamak için girdiği eylemci öğrencilerin evinde Eflatun’un Dev­let'ini görünce demiş ki, "Yahu biz bu gençlerin hedefinde kızıl devlet var bilirdik; meğer eflatun devletmiş, bu nerden çıktı?"

Acaba 12 Mart'tan sonra sadece polisler mi kitap topladı? Bu toplanan kitaplar sadece komünizmle ilgili olanlar mıydı? Elbette hayır. İhtilal "askerî" olur da asker kitap toplamaz mı?Murat Belge

Pekâlâ toplar. Peki, komünistlerin evinde hep komünist kitaplar mı vardır? Hatta Arap alfabesiy­le yazılmış eski kitaplar da bulunur mu? Zayıf olasılık da olsa "Evet". Bu yazı işte bu "evet"in öyküsünü anlatıyor.

Murat Belge’nin kitabına rastladım Erzurum’da

Sahaflar Çarşısı’na her gidişimde meşhurların okudukları, altını çizip kenarlarına şerh düştükleri hatta okuyucularına imzaladıkları kitaplara rastlar mıyım, diye bir merak sarar içimi. Bundan dolayı önce eski kitap satanlara girer, dükkân sahibi rahatsız oluncaya kadar eski kitap karıştırırım. Bütün bu "araştırmalarım" boşuna gider, boynu bükük ayrılırım oradan. Giderken de Mehmet Şevket Eygi'nin kulaklarını çınlatırım. "Aramakla bulunmaz; ancak bulanlar arayan­lardır" diye bir söz vardır bilirsiniz. Bir de "Gökte ararken yerde buldum" atasözümüz vardır.

1986'da Erzurum'da öğrenci iken, Tebrizkapı'da inşaat malzemeleri satan bir dostumuzun dükkânına sık sık sohbet etmeye giderdim. Bu gidişlerden birisinde elimdeki Osmanlı Türkçesi ders kitabını ve diğer eserleri gören dostum, "eskimez yazıyı" bilip bilmediğimi sordu. Fakültede ders olarak okuduğumuzu ve bildiğimi söyledim. Hemen üst kattan biri Lâtin alfabeli dört kitap çıkardı. Heyecanla sarıldım kitaplara.

Eskimez yazı ile yazılmış kitaplardan biri Arapça, diğer ikisi Osmanlı Türkçesi idi. Elimde tuttuğum kitap­ların sahipleri de içine isimlerini yazmışlardı. Murat Belge ve Abdullah Aydemir.

Murat BelgeKitabın iç kapağına hem Arap harfleri hem Latin harfleri ile ismini yazan Murat Belge, "Murad" kelimesini ayın harfi ile yazmıştı.

Türkiye Müslümanları polis devletine karşı askerî devleti mi tercih ederler?

Murat Belge ve Dr. Abdullah Aydemir'i tanımayan bu Erzurumlu boyacının elinde bu ki­tapların ne işi vardı? Dostumun buna bir cevabı vardı ve bu cevap yazının başında anlattığım 12 Mart ile ilgiliydi.

Öğrendiğime göre dostumuz 12 Mart askerî müdahalesinde İstanbul'da askerlik yapmaktadır. Ve sıkıyönetim komutanlığı ve polis öğrencilerin evlerine baskınlar düzenlemekte, buldukları ki­tapları toplamaktadırlar. Tabii şüpheli kişiler de tutuklanıyor bu esnada. Kitapları bana veren kişi de böyle bir baskına katılmıştır. Bu baskınların birinde Ahmet Mithat Efendi'nin Kırkambar İlâvesi / Hasan Mellah / Sır içinde Esrar adlı kitabı ile Jöntürk romanını bulur ama Osmanlı Türkçesini okumasını bilmediği için, “herhalde” der, “bu kitaplar dinî bir kitap olsa gerek.” Kur'an harfleri ile kötü bir şey yazılacak değil ya, içinde “Murat Belge” yazan bu kitapları, bu düşünceyle saklar ve dönüşte Erzu­rum'a getirir.

Acaba Murat Belge'nin bu kitaplarını asker değil de polis bulsaydı ne derdi?

Üniversitelerde yeni filizlenen Müslümanlık düşüncesi ile bir bağlantı kurar mıydı? Acaba bu olaydan hareketle "polis devle­tini" daha baskıcı bulup "askerî hükümeti" daha anlayışlı sayabilir miyiz? 12 Mart'ın komünistlere karşı yapılmış olması "irticaî" olanı örter miydi? Türkiye Müslümanları polis devletine karşı askerî devleti mi tercih ederler? Bütün bu soruların üstüne "bu küçük olaydan bu sorular çıkar mı" diye de sorulabilir. Ancak sorular gene de cevap beklemektedir.

Hemen kitapları karıştırmaya başladım. Murat Belge, her iki kitabı da okumuş. Kenar­larına bazı kelimelerin okunuşlarını yazmış. Jöntürk romanının 13. sayfasını transkribe etmiş, içinden boş bir pelür kâğıt da çıktı. Kırkambar İlâvesi’nin iç kapağında üstü tükenmez kalemle çizilmiş bir isim okunuyor: Şafak Morgül.

Tefsirde İrailliyyât'ı hazırlarken bu kitabı kaynak olarak gösteriyor

Boyacı dostum, daha sonraları Tefsirde İsrailliyyât adlı eserini okuduğum, rahmetli Dr. Abdullah Aydemir'in kitapları konusunda bir şey hatırlamıyor. "Okumak için sahaflardan almış ola­bileceğim gibi, Erzurum"da bir yerlerden elime geçmiş de olabilir.” diyor.

Merhum Aydemir, her iki kitabına ismini yazmış. Kitabı aldığı sıralar İstanbul Yüksek İslam Ens­titüsü'nde öğrenci imiş. Yıl: 1961.

Eserlerden birisi Kitab-ı Mukaddes'in Et-Tekvin yani Yaratılış bölümü. Arapça olarak bu kitap Beyrut'ta basılmış. Abdullah Aydemir, Tefsirde İsrailliyyât eserini hazırlarken bu kitabı kaynak olarak gösteriyor. Demek ki merhumun elinden bu eser yeni çıkmış o zamanlar.

Diğer kitap İsmail Hami Danişmend tarafından yazılan Sadr-ı A'zam Tevfik Paşanın Do­syasındaki Resmi ve Hususî Vesikalara Göre 31 Mart Vak'ası adını taşıyor. Kitabın içinde isim ve okul adından başka “17.3.1961, Fındıklı/İstanbul” yazısı dikkati çekiyor.

Elime geçen son Osmanlı Türkçesi eser Şemsettin Sami'ye ait olan EMSAL adlı bir eserdi. Onu da fakültenin son sınıfında lisans tezi olarak trans­kribe ettim. Lisede iken, Osmanlı Türkçesi bilmeyen bir öğretmenimin, Osmanlı Türkçesi öğrenmek için bana verdiği bu kitap, onun eline de bilinmeyen, hatırlamadığı bir kişi aracılığıyla geçmiş. Bu eseri kazandırmak benim emeğim sayesinde ola­cakmış. Bundan dolayı sevinçliyim.

Murat BelgeMurat Belge'ye kitaplarının macerasını anlattım

Merhum Aydemir'in kitaplarını okuyup karıştırdıkça onu rahmetle anacağım. Geriye kalıyor sadece Murat Belge. Onun kitaplarına da şöyle bir tevafukla rahatlıkla kütüphanemde yer veriyorum.

Yanılmıyorsam 1992’de idi. Taksim’de The Marmara’nın önünden geçerken baktım, Murat Belge oturuyor. Hemen bu kitapları geldi aklıma. Yanına gittim, kendimi tanıttım ve kitapların macerasını anlattım.

“Evet” dedi, “o zaman talebe idim.” Aynı kitapları daha sonra sahaftan aldığını ve kitapların bende kalabileceğini söyledi. Kendisine teşekkür ettim.

Kalmamıştır ama siz siz olun, gene de Sahaflar Çarşısı’na veya Anadolu’nun kenar kitapçılarına uğrayın gezdiğinizde. Kim bilir belki yazmalara, hatıralara ve daha neler nelere rastlarsınız.

 

Kâmil Yeşil yazdı

Güncelleme Tarihi: 27 Temmuz 2012, 12:22
YORUM EKLE

banner19

banner13