banner17

Modernizm ve gelenek arasında kaldık

Dilaver Demirağ Umran dergisinin son sayısında ‘Eleştirel Teori ve İslamcılık’ üzerinde durdu.

Modernizm ve gelenek arasında kaldık

 

19. yy; modernite için pozitivist bilimin kendini tahkim ettiği, din karşısında mutlak hakikati ve onun tek ifade edilebileceği biçimi yani ‘fizik gerçeklik’i mutlak şekilde açıkladığını iddia ettiği dönemi işaret eder. Hatta bu dönemi en iyi anlatanın Nietzsche’nin o meşhur aforizması olduğu söylense yeridir: Tanrı öldü!

Pozitivist bilimin bu minvalde dinin/tanrının boşalttığı alana dinden –ki buraya kadar bahsi geçen ‘din’ daha çok Hıristiyanlıktır- daha fazla dogma türeterek kurulduğunu söylemek abartı sayılmamalıdır. Bugün bile bu dogmaların, hani şu başına bilimsel sıfatı getirilen dogmalar var ya onlar işte, sorgulanması büyük cesaret istiyor. Hele Türkiye gibi modernleşmenin militarist bir düzlemde iş gördüğü havzalarda bu daha zordur.

Eleştirel TeoriUmran 208. sayı Aralık 2011

Umran dergisinin son sayısında (208. sayı) bu zorlu eleştiriyi yapan iki düşünsel tavır gündeme getiriliyor. Özellikle Dilaver Demirağ’ın Eleştirel Teori ve İslamcılık başlıklı makalesi bu tartışmayı merkeze almakta.

20 yy’ın sonlarına doğru bastırılan dinin geri döndüğünü söyleyen Demirağ, dinin geri dönüşü bir hortlağın geri dönüşü gibi görülebileceği kanaatinde. Özellikle de postmodernist elitler için… Zira her ne kadar postmodern dönemde din geri dönmüşse de, postmodern eleştirinin açtığı yolda tekrar varlığını güçlü bir özgüvenle ortaya koyması beklenen din anlayışının pagan yani ‘müşrik’ din anlayışı olduğunu hatırlatıyor yazar. Çünkü daha en başta postmodernlik nosyonunun isim babası olan Lyotard, büyük anlatı olarak gördüğü ve büyük anlatıların da totaliter olması nedeni ile son bulmasından büyük keyif duyacağı doktrinler gibi, Tek Tanrılı dinlerin de son bulmasının hayırlı olacağını belirterek, paganizmin dönüşünü kutlamaktaydı. Fakat beklediği gibi olmadı. Gerek modern gelenekten –ilginç bir terkip oldu, farkındayım- gelen düşünürlerin eleştirileri gerekse de İslamcı/Müslüman gelenekten gelenlerin yaptığı eleştiriler sayesinde sadece müşrik/pagan din anlayışını değil, semavi dinlerin ve tabii ki ed-Din yani mutlak din olan İslam’ın da tekrar insanların gündemine girdiğini görüyoruz.

Özellikle Frankfurt Okulu düşünürlerinin yaklaşımının temelinde, sahih inanca çok daha saygılı ve onlara olumlu değer yükleyen tavır içinde olduklarını hatırlatıyor Dilaver Demirağ. Mesela Adorno’nun tam bir negatif teoloji yaklaşımı içinde Caputoyu önceleyerek, Tanrıyı adlandırmaktan kaçınan yaklaşımı ile bir tür tevhid ve aşkınlık tavrı ortaya koyarak Tek Tanrıcılığa sahip çıkan bir yaklaşım gösterdiğini dile getiriyor.

Eleştirel Teori felsefeyi işgal eden pozitivist akılcılığa ve aydınlanma mitine karşı aşkın ve içkin bir eleştiri olarak yıkıcı bir rol icra eder. Bir anlamda Aydınlanmanın dine ve külte yönelik eleştiri silahını bizzat aydınlanmaya çevirerek, Aydınlanma karşısında seküler bir büyübozumu rolü üstlenirler.

Araçsal akıl ve Ateizm

Demirağ, özellikle Horkheimer ve Adorno’nun şöyle bir inançta olduklarını salık veriyor: Mezkur her iki düşünür aydınlanma eleştirisi kapsamında Ateizmin dine saldırarak nesnel aklın temellerinin oyulmasına neden olduğunu ve totaliter akılcılık olarak araçsal akılcılığın önünü açtığını belirtirler. Tam da bu tutumu nedeni ile efsanelere, akıl dışı hurafelere karşı mücadele ettiğini iddia eden aydınlanmacı aklın kendisi bir mite dönüşür, dine karşı mücadele eden aydınlanmanın kendisi bir din konumuna yükselir. Böylece ateizmin profan bir din haline dönüştüğünü, bu dinin tanrısının da evrim olarak ‘doğa’ olduğunu söyler.

Araçsalcı Akıl ve Nurcu Gelenek

Modernitenin pozitif bilimle saldırıya geçtiği bir dönemde yaşayan birçok Müslümanın başvurduğu başlıca yöntem İslam’ın özünde ‘terakki’ye mani olmadığı retoriğini kullanmak olmuştu. Özellikle ilk dönem İslamcılar bu retoriğe çok sık başvurmakta, hatta bazıları ‘Kur’an’ın mucizevi bir şekilde modern bilimi müjdelediği’ vb söylemleri bayraklaştırmakta bir beis görmemiştir. Bu tavrın günümüzde özellikle Nurcu gelenek içerisinde yaygın olduğunu söyleyen Demirağ, merhum üstad Bediüzzaman’ın farklı bir tavrı olduğunu söylüyor.

Üstad Said Nursi ile bilimci izleyicileri arasındaki en önemli farkın, üstadın Kur’ân’ın mevcut bilimsel buluşları çok önceden haber verdiği gibi din açısından çok daha tehdit edici bir söylem yerine, bilimin verilerini Allah’ın mucizelerinin teyidi olarak görmesi olduğunu söylüyor. Bu ikisi arasında önemli bir fark vardır. Zira ilki bilimdeki değişkenliklere vahyi bağlamak gibi son derece tehlikeli bir şeyi ortaya koyarken, Bediüzzaman tabiatın Allah’ın ayetleri olduğunu vaz eden ayetleri merkeze alır.

Eleştirel Teori olarak İslamcılık

Eleştirinin kriz dönemlerinde ortaya çıkarak mevcut krizi aşma imkânı sağladığını hatırlatan Dilaver Demirağ, Frankfurt Okulunun akıl ve bilim kavramlarını eleştiriye tabi tutarken bunların tarihsel süreç içerisinde kazandığı anlamlara gönderme yaptığını söylüyor. İslamcılığın da benzer bir olguyu gelenek karşısında yaptığını, Frankfurt Ekolonün Diyalektik tutumu ya da Hegelci Fenomenolojisinden yola çıkan anlayışla Aydınlanma karşısında onu kapsayarak aşma biçimindeki tavrını geleneğe karşı işlettiğini söylüyor. Böylece geleneği kapsayarak aşan bir dinamik din kavrayışının ortaya çıkmış olduğu iddiasında yazar.

Gelenek vs Modernite çıkmazı

Şunu da ilave etmeliyim: Ne yazık ki çok ciddi bir birikime sahip olduğunu bildiğimiz sayın Demirağ, makalesinin bazı yerlerinde, özellikle gelenek eleştirisi bölümünde kendisinden beklenmeyen hatalara düşmekte ve modernitenin kavramsallaştırdığı birçok argümanı sağlam deliller gibi kullanabilmekte. Bir defa gelenek ve modern dikotomisinin masum olmadığı gün gibi ortadayken, modernitenin kendi meşruiyetini gelenek karşıtlığında inşa ederken başvurduğu ‘akıl, geri, ilerleme vb’ argümanların ne kadar sağlam bir zemini işaret ettiği fazlasıyla tartışmalı duruyor. Bu konuyu başlıca bir yazı konusu sayıp son olarak şunu söyleyelim: Dilaver Demirağ’ı ve Umran’ı takip etmek gerek.

 

Erdal Kurgan bildirdi

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2011, 09:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
m. toprak
m. toprak - 7 yıl Önce

eksik olmuş. Sünnetullaha karşı yönelimlerin sadece duygusal tepkiyle kalmayan bir açıdan eleştirisi, diyecektim.

m. toprak
m. toprak - 7 yıl Önce

Demirağ ciddi bir dava adamıdır. Adandığı dava ise sünnetullah'a aykırı yönelimler. İslami kesimde çevre sorunlarını onun kadar erken ve kapsamlı bir şekilde ele alan Abdurrahman Arslan dışında bir başka yazar hatırlamıyorum. Üstelik d ebu eleştirileri yaparken başka türlü bir hayat yaşamıyor.

banner8

banner19

banner20