Modernitenin mahremiyete saygısı yok!

Mazhar Bağlı’nın ‘Modern Bilinç ve Mahremiyet’ kitabı, sanat, mahremiyet ve hayat tarzı konularındaki yaklaşımıyla ufuk açıcı..

Modernitenin mahremiyete saygısı yok!

Mazhar Bağlı - Modern Bilinç ve Mahremiyet

Modern Bilinç ve Mahremiyet kitabı 2000 yılında başka bir yayınevi tarafından yayınlanmış. Kasım 2011’de ise Yarın yayınları tarafından tekrar basılmış. Mazhar Bağlı, kitabında genel itibariyle modern bilginin geçirdiği evreleri ve insan hayatındaki etkilerini mercek altına alıp, modern bilincin toplumun değerlerini ne oranda değiştirip, dönüştürdüğünü enine boyuna detaylarıyla açıklıyor.

Sanatın tarifini nasıl yaptı?

Yazar öncelikle bilginin kaynağını açıkladıktan sonra aklımıza gelebilecek ne kadar bilgi türü varsa nahiv hayat bilgisi, teknik, dinî, politik ve ideolojik, felsefî, sanat ve bilimsel bilgi başlıkları altında tek tek masaya yatırıyor. Mazhar Bağlı, sanat bilgisini izah ederken sanatın tarifini de yapıyor. Bu tarif o kadar güzel ki: “Sanat: Ait olduğumuz asıl mekâna, ruhumuzun her zaman davet edildiği mekâna dönme yoludur.”

Elbette sanatı kendi sapkın amaçlarına alet edenler ve estetik bir ruhun derinliklerine inmeye vakıf olamayanlar en çok da mahremiyet alanında sanatı kullanmaktan hiçbir dönemde çekinmemişlerdir. Yazar sanatsal bilgiyi diğerlerinden ayrı tutuyor. Özellikle de şiiri ve musikiyi, sekülerleşmesi en zor alan olarak görüyor. Çünkü şiir ve musiki dolaysız yoldan insanın ruhuna hitap eder ve kendi bilgisini kendi verir. Hiçbir aracıya ve hesaplamaya ihtiyaç hissetmeden. Ancak sanatın kendini ifade etme şeklinin başkaları tarafından belirlenmeye başlanması onun doğasını zedeler ve işte burada mahremiyetin ifşası tezahür edebilir.

Tarihsel bir uygulamanın dindenmiş gibi kabul edilmesi

İkinci bölümde ise yazar modern bilginin toplumla olan ilişkisini, geçmişten bugüne değin irdelerken çok muzdarip olduğumuz bir konuyu dile getiriyor. Dinin inananlar için koyduğu bir takım kuralları ve mesajları olduğu muhakkak. Ancak bunlardan çıkarılan yorumların yıllar geçtikçe gerçek manadaki emirlerle bir tutulması, hatta inancın bizatihi kendisi haline dönüşmesi ki bunlar, hayatı zorlaştırıcı, kısıtlayıcı bir takım katı kaidelere ve hurafelere dönüşerek tamamen bizleri sınırlandırıyor. Yazar buna “tarihsel bir uygulamanın dinden kabul edilmesi” diyor. Mesela bir de buna geleneğin dinin önüne geçmesini ekleyebiliriz rahatlıkla. Dinle alakası olmayan bir şeyi farkında bile olmadan dindenmiş gibi göstermek yani.

Mazhar BağlıSosyal bilimlerin istatistiğe bağımlılığı tedavi edilemez bir hastalık

Sosyolojinin daha doğru bir ifadeyle sosyal bilimlerin tümünün istatistikle olan ilişkisini yazar “tedavi edilemez bir hastalık” olarak tanımlıyor. Çünkü bilindiği gibi istatistikler toplumu sadece matematiksel bir takım hesaplamalarla ifade eder ve nesneleştirir. Sonuçta elimizde kalan sadece soğuk genellemeler olur. İstatistiğe bu kadar önem verilmesinin asıl sorumlusu, niteliği bir kenara bırakıp hız ve yöntem üzerine bir bilim olma hedefi belirleyen modern bilgidir. Ne de olsa yaşadığımız çağda her şeyin ve herkesin hızlı ve pratik olanı makbul. Varsın bizi çok fazla düşündürtüp, gayret sarf ettirmeden çıksın karşımıza. Gerçek olan şu ki, modern kültürün toplumların kendi özündeki değerlerine ait faklılıkları azar azar yok etmesiyle sıradanlaşan ve tekdüzeleşen bireylerle istatistiği tutulacak toplum da kalmayacaktır bu gidişle.

Ya izliyoruz, ya da izleniyoruz!

Mahremiyet” kelimesini duyduğumuzda aklımıza ilk gelenler şüphesiz gizlilik, özel alan, kadın, vs. olacaktır. Ve belki de mahremiyetin günümüzde artık son kalesi olan evlerimiz. Modernleşmeye karşı ailemizin mahremiyetini korumalıyız. Yazara göre ev barınak değildir, izinsiz girilmez. Ama hayvanların barınağına girmek için izne gerek yoktur. Çünkü onlar insanlar gibi düş kurmazlar. Hayalleri yoktur, mahremiyetleri yoktur. Fakat insanlar evlerini hem korunmak hem de özel hayatlarını yaşamak için kullanırlar. Bir geçmişi vardır, sıcaklığı, samimiyeti, huzur vericiliği vardır ve budur onu ayrıcalıklı kılan. Apartman dairesine, hele de televizyonun olduğu ve komşumuzu tanımadığımız evlere “ev” payesi vermiyor yazar.

Mahremiyetten bahsederken diğer önemli bir husus da cinselliğin her türlü söyleme dâhil edilerek ondaki gizi kaldırılması… Çünkü cinsellik üzerine söylemler arttıkça cinsellik de nesneleşmiş ve bütün sırrı ifşa olmuştur. Üzerine bir de aşkın medyada ve özellikle de sinemada düşük seviyede anlatımı ile tamamen insana kattığı değer sıfırlanmıştır.V for Vendetta

Ayrıca yazar, mahremiyetimizi elimizden alan diğer bir unsurun da artık her alanda gözetlenmeye açık olabilmemiz olduğunu ifade ediyor. Her taraftan kamera, ekran ve ışıklarla kuşatılmış vaziyetteyiz. Devlet bizi adeta modern hapishanelerde her an gözetim altında tutuyor ve üzerimizdeki denetimini kaybetmemek için bizleri bir takım okul, kışla ve hastane benzeri yerlerde, hatta sokaklarda bile mevcut iktidarını kaybetmemek için bir takım kurallara tâbi tutuyor. Nasıl mı? Modern teknolojinin yardımıyla bizler ortalıkta özgür mahkûmlar gibi dolaşıyoruz. İnsanlığa hizmet etmesi gereken teknoloji adeta insana hükmediyor.

Hayat tarzını sen değil, başkaları belirliyor

Modern bilim artık öyle bir noktaya gelmiş ki ortaya bir bilgi atıp bunu kendi menfaatine göre yorumlayıp doğruluyor ve sonradan insanları bu bilgilere inandırmaya çalışacak ortam sağlayarak bir “hayat tarzı” belirliyor. Aklını kutsayarak hâkimiyetini ilan eden insan ise doğadaki bütün sırların perdesini kaldırıp, gizli bir şey bırakmıyor. Niçin mi? İktidar olabilmek ve çok güvendiği aklının yanına bilgiyi de katık ederek sınırsız özgürlük ve güç alanının muhafazası için elbette. Oysa asıl önemli olan bilginin tek başına arzı endam edip muktedir olması değil, insanın toplum hayatında felsefe ve inancıyla bilgiyi harmanlayıp birbirleriyle bağlantılı bir şekilde bütünlük kazandırmasıdır.

Yazar kapitalizme alternatif olabilecek bir yaşam biçiminin, İslam dininin ekonomik ve ahlakî kurallardaki ahiret hayatına ait yaptığı vurguyla diğer dünyalık kaygıların önünde olduğunu ve tüm dünyalık dinlerin kaçınılmazı olan sekülerleşmeden koruduğunu belirtiyor. Ayrıca kendimize özgü dünyaların aynı kaygıları taşıyanlarla paylaşılmasının daha insanî olduğunu düşündüğünü de ekliyor. Zaten aksinin de bir faydasının olmadığını defalarca gördük hepimiz.

 

F.Kebire Gündüz Karaaslan okuduğundan kalanları yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Mayıs 2016, 14:19
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13