Modernite Karşısında Sahafların Direnişi

Beyazıt Sahaflar Çarşısı, neredeyse her köşesinde tarihi bir doku, an’ı hissettiren bir mekân. Sahafların bu mesleği tercih etmelerine neden olan kişiler ve çevre, sahafların nasıl bir ortamda yetiştikleri vs. Yaklaşık 40 dükkândan bazı isimler belirledim ve onlarla bu konuları görüştüm. Adil Sarmusak, Turan Türkmenoğlu, İbrahim Manav, Ayşegül Bardakçı, Ali Yılmaz’la olan görüşmelerim, onların röportaj esnasında ziyaret eden Dursun Gürlek gibi kültür adamı arkadaşları sayesinde derinleşti. Gülsün Uçar yazdı.

Modernite Karşısında Sahafların Direnişi

Hazırlamış olduğum bu “Modernite Karşısında Sahafların Direnişi” adlı çalışma bir buçuk aylık süreci kapsamaktadır. Bu çalışmada röportaj yöntemiyle demografik bilgileri, sahafların dükkanı kimden devraldıkları veya kime devredecekleri, internet kitapçılığına bakış açıları, hükümetin sahaflara yaklaşımı ele alındı. Bu mesleği tercih etmelerine neden olan kişiler ve çevre, sahafların nasıl bir ortamda yetiştiklerini anlamakta önemliydi. Okuyacağınız yazı, yapılan röportajlardan edindiğim izlenimlerin bir değerlendirmesi oldu.

Sahafların kimler tarafından tercih edildiği yani müşterilerin demografik kimliği, geçmiş ve güncel profili olarak iki kategoriye ayrılıyor. Modernite denince sahafların modern problemi olarak internet kitapçılığı ve satışlarının ne derece etkilendiği işin diğer yönüydü. Eski sahaf müşterilerine internet kitapçılığını nasıl değerlendirdiklerini de sorduk. Çok köklü bir geçmişe sahip olan sahafların, hükümetlerin kültür politikalarına bakışı da konu edildi. Sahaflıkta cinsiyet dağılımı ve bu dağılımın mesleğe etkilerini ise İbrahim Manav’ın kızı, Murat Bardakçı’nın eşi Ayşegül Bardakçı ile konuştuk.

Sahafların yetiştikleri ortam ve kültür

Beyazıt Sahaflar Çarşısı, neredeyse her köşesinde tarihi bir doku, an’ı hissettiren bir mekân. Dolayısıyla fazlasıyla da otantik. Bu süreçte gittiğim her dükkândan olumlu cevap yerine başka bir sahafa yönlendirilmiş halde çıktım. Çünkü genç yaştaki esnaflar çok daha köklü sahaflar varken konuşmayı uygun bulmadılar. Onların yönlendirmeleri sayesinde yaklaşık 40 dükkândan bazı isimler belirledim ve onlarla görüştüm. Sahaflar Dernek Başkanı Adil Sarmusak, Turan Türkmenoğlu, İbrahim Manav, Ayşegül Bardakçı, Ali Yılmaz’la olan görüşmelerim, onların röportaj esnasında ziyaret eden arkadaşları sayesinde derinleşti.

Sahaflar Çarşısı esnafı bu çarşıyı toplumun tezahürü olarak lanse eder. Yani toplumun algıları, okurluğu, modernleşmesi ya da yozlaşması gibi tüm sosyolojik gelişmeler bu çarşı üzerinden gözlemlenebilir. Hiç şüphesiz bir ayna vazifesi gören bu çarşının en az kırk seneyi devirmiş müdavimleri, bu gelişmenin tarihsel sürecinin en önemli tanıklarıdır. Polisten kaçan Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ı dükkanlarında buluveren, dönemin siyasi olaylarının merkezinde yer almış bu çarşının sahafları, elbette toplumsal olaylara ve Türkiye’nin yakın siyasi tarihine dair de önemli bir birikime sahip.

Sahafların eğitim durumu günümüz eğitimiyle kıyaslandığında şaşırtıcı. Ortaokul mezunu bir sahafın, bulunduğu ortamdan ileri gelen kelime hazinesinin zenginliği, bilgi birikimi bariz bir şekilde kendisini belli ediyordu. Bir başka faktör ise Sahaflar Çarşısı’nın mekân olarak birçok siyasi olaya tanık olması, bu insanların yorum yaparken veya anılarını anlatırken çok önemli isimleri birinci ağızdan dinlememe vesile olması da önemli bir avantajdı. Görüşme ilerledikçe bu avantajı yetiştikleri ortama ve kültüre bağladım. Mesela Süleyman Demirel’in, çuvalla kitap aldığı sahaf ile sabahlara kadar sohbetini de dinleme fırsatım oldu.

Sahaf ahlakına sahip çok az insan var günümüzde

Mesleğinin erbabı sahaflar, yeni dönem sahaflarının, sahaf kimliği kazanmamalarından şikâyetçi. Sahaflığın meslek ahlakının günümüzde yozlaştığından bahsettiler. Turan Türkmenoğlu bu konudaki rahatsızlığını şu sözlerle ifade etti: “Buranın Mahmutpaşa’dan ne farkı var? Sahaf müşterisi bu bağrışlardan, davetlerden, ısrarlardan hoşlanmaz. Düpedüz taciz aslına bakarsan. Ki kendisini sahaf olarak tanımlayan bu insanlar aslında mürekkepli kâğıttan (güncel kitaplar ve yardımcı ders kitaplarını kastediyor) başka bir şey satmıyorlar. Ben burada otururken bazı diyaloglara kulak misafiri oluyorum, anlatmaya utanırım. Argo muhabbet mi dersin, bel altı şakalar mı? Bir tanesi bir gazete, kitap açıp okumaz. Yozlaştı sahaf mesleği. Bunu sürdürebilen sahaf ahlakına sahip çok az insan var günümüzde. Sahaf dediğin Latince, Fransızca, İngilizce, Arapça, Osmanlıca bilecek. Bir müşteri bir kitap sorduğunda onun muhtevasını bilerek satacak müşteriye. Sahaf dediğin bilen kişidir, bilgili kişi. Ben şimdikileri meslektaş saymıyorum. Zaten ben belediyede yetkili bir kişi olsaydım toplardım bunları. Bir toplantı düzenlerdim ve sahaf ahlakına uygun davranmayacaklarsa bu işi bırakmalarını isterdim. Bu ahlakın ahilik teşkilatının öğütlediği ahlaktan farkı yoktur.”

Aynı şekilde İbrahim Manav da sahafı ‘kitap hakkında bilgi sahibi olan kişi’ olarak tanımlar. Diğer yandan Adil Sarmusak ise sahafa ‘kitap doktoru’ der. İbrahim Manav 62 senedir bu çarşıda sahaf olarak ikame eden birisi olarak bir sahafın en büyük hayalinin İbrahim Müteferrika’nın bastığı kitapları elde etmek olduğunu dile getirerek, aslında günümüz genç sahaflarıyla ne kadar ayrıştıklarını da dile getirmektedir.

Eski sahaflar mesleğe nasıl başlamışlar? 

Başlangıçta söylediğim gibi görüşme yaptığım kişiler en az 40 senedir sahaflık mesleğini icra eden kişiler ve demografik bilgilere bakıldığında göze çarpan ayrıntı 45 yaşındaki Ayşegül Bardakçı haricinde diğerlerinin eğitim durumunun ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde olması. Örneğin, Turan Türkmenoğlu dükkânda şahit olduğu muhabbetlerden sonra okulda öğretilenlerin ve tartışılan konuların çok basit ve gereksiz geldiğini, o yüzden ortaokuldan sonra devam etmediğini söylüyor. İbrahim Manav’ın sahaf olmasına vesile olan kişi Naki Bora’nın, Manav’ı Vefa Lisesi’ne yazılacağı yaşta babasından alıp zeki olduğunu söyleyerek sahaf olarak değerlendirmeyi uygun görmesi de, sahaflığın okula nazaran daha önemli bir niteliği olduğuna delil olabilir.

Genellikle babadan oğula geçen bu meslekte bazı istisna ya da ezber bozan durumlar da mevcut. Örneğin Adil Sarmusak anneannesinin çok kitap okumasından etkilenerek bu işe başlarken; Türkmenoğlu, dedesi ve babasından öğrendiği ve sevdiği bir meslek olduğu için sahaflığa devam etmiş. Öte yandan Manav ise bir başka sahaf olan Naki Bora’nın vesilesiyle çırak olarak işe başlamıştır. Keza Bardakçı ise Manav’ın kızı olarak 5 yaşından beri o dükkânda olduğunu ve bu mesleği çok sevdiği için devam ettiğini dile getirir.

Önceleri edipler gelirdi; şimdi yoğunluk öğrencilerde

Sahafların bir diğer belirttikleri konu değişen müşteri profili idi. Öncesinde şair, edip, yazar, gazeteci gibi meslek grubundan olan kimselerin ziyaretine uğrarken günümüzde öğrencilerin yoğunlukta olduğu göze çarpıyor. Sarmusak’ın belirttiğine göre ilk grubu öğrenciler teşkil ediyor; ardındansa tasavvuf okurları, tarih araştırmacıları, üniversite camiasından gelen hocalar geliyor. Ali Yılmaz’a göre kitabın niteliğiyle beraber kitap okuyan kitlenin niteliği de değişti. Eski okur çok daha donanımlıydı. Fakat şu dönemde ise güncel kitaplar çok fazla satıyor eskilere nazaran…

Yine farklı bir husus da şu ki bazı dallara ilgili insanlar için sahaflar önemli bir potansiyel taşıyor. Örneğin sahaf İbrahim Manav, uzun süredir hat sanatıyla meşgul olan bir isim. Bu sanata olan ilgisi dolayısıyla dükkânında değerli kitaplar bulunmakta. Bu bağlamda müşteri grubuna hat sanatıyla meşgul insanlar da dâhil olabiliyor. Bir diğer deyişle sahafın ilgi alanına göre bulundurduğu kitap ve müşteri kitlesi oluşmuş.

İbrahim Manav genç kitle konusunda ümitvar konuşurken Sarmusak ve Türkmenoğlu ise Cumhuriyet kuşağı ve devamındaki kuşağın sahaflara çok fazla sahip çıkmadığını dile getiriyor.

Modernleşme, teknoloji ve kitap

Günümüz küreselleşen dünyasında teknolojik gelişmelerin, internet üzerinden yapılan kitap satışlarının sahafların neredeyse “en önemli” problemleri olduğunu gözlemledim. Adil Sarmusak’a göre satışlar % 60 oranında geriledi; sebebi ise iki kategoride ele alınabilir. Birincisi çok okuyan bir toplum olmamamız, ikincisi ise devletin okul kitaplarını temin etmesi ve bir noktada bu yüzden müşterinin sahaf ortamına girmemesine sebep olması... Sarmusak’a göre müşteri çocuğuna kitap almaya geldiğinde de dükkânlarda bir hareketlenme meydana geliyor ve ebeveynler kendi meraklarına göre kitapları inceleyip alma imkânına sahip oluyordu.

Öte yandan Ayşegül Bardakçı hariç diğer tüm görüşmeciler internet kitapçılığının adil olmayan bir sektör olduğuna değindiler. İnternet kitapçılığından vergi alınmayıp sahaflardan alınmasını Türkmenoğlu ‘okuma cezası’ olarak adlandırıyor ve korsan satışları, dükkânlardaki kitapların pahalı olmasına bağlıyor. Ayşegül Bardakçı ise niyet hizmetse internetin de hizmet vermesinin iyi bir şey olduğunu vurguladı ve sahaf okurunun değişmeyeceğine inancından dolayı herhangi bir endişe duymadığını dile getirdi. Sarmusak ise internet kitapçılığı ile eşit şartlarda satış yapmaları gerektiğini vurguladı.

Ayrıca Sarmusak ve diğerleri, sahaf kitaplarının internetten alınan kitaplarla mukayese edilemeyeceği konusunda hemfikir. Onlara göre kitabı alan kişi kitaba dokunabilmeli, onu koklamalı, içinden bir paragraf okumalı, onu incelemeli yani onu hissedebilmeli. Ve ek olarak Adil Sarmusak şu sözleri ekliyor: “Burada kitap kaç paraysa müşteri aldatılmaz, müşteri güveni vardır. İkincisi, müşteri geliyor, diyor ki şu konuda şu mevzuuyla ilgili bir kitap istiyorum, ama bana güvenebileceğim bir yazarın güvenebileceğim bir kitabını verin diyor. Bunu siz internette sağlayamazsınız. Yani alıcı ile vericinin arasında yüz yüze bunu sağlayamazsınız.”

İbrahim Manav’la yaptığım görüşme esnasında bir sahaf müşterisi olan, aynı zamanda kültür tarihi araştırmacısı Dursun Gürlek dükkanı teşrif etti. Onun değerlendirmesi ise internet kitapçılığının teknik açıdan kolaylık sağladığı fakat güvenilirliği bilinmeyen şüpheli bir araç olduğu yönündeydi. Dokunulmadan alınan kitaplar için, hamur ve cilt bilgileri yer alsa da farklılıklar yaşanabileceğini aktardı.

Hükümetler, kültür politikaları ve sahaflar

Adil Sarmusak, Osmanlı döneminde sahaflar sadrazamla aynı protokolü paylaşırken, Cumhuriyet sonrası sahafların diğer esnaflarla aynı muameleyi gördüğünü, hatta diğerlerinden çok daha kötü çalışma koşullarına sahip olduklarını belirtti. Genel olarak baktığımda görüşme yaptığım tüm sahaflarda kamunun kültür politikalarına karşı derin bir kırgınlık olduğunu sezdim. Örneğin İbrahim Manav birkaç sene önce ustalık belgesi almak için para vermeyi kendisine yapılan bir hakaret olarak değerlendirdi çünkü kendisi 62 senedir bu işi icra etmiş birisi ve bu belgeyi parayla alması ona göre namünasip bir hadise. Türkmenoğlu’nun kullandığı bir cümle ise tamamen Sarmusak ve Manav’ı tasdik eder nitelikteydi: “Belediyeler bize üvey evlat muamelesi yapıyor.”

Korsan yayıncılık

Korsan yayıncılık ve bunun yeterince denetlenmemesi, sahafların hükümeti eleştirdiği konulardan biriydi. Ali Yılmaz’a göre şimdiki dönemde basım diğerlerine nazaran daha kaliteli. Orijinal yayınlarda eserin baskı kalitesi teknolojinin de etkisi ile gelişse de bu fiyata da yansıdı. Korsan yayıncılık ve satış, hükümetin almış olduğu önlemlere rağmen alenen meydanlarda devam etmekte. Sahafların Avrupa’yla yaptıkları kıyas Türkiye’deki eksikliği açıklıyor bir bakıma. Sarmusak ve Ayşegül Bardakçı, Fransa’da sahaflara verilen değer ve teşvik politikalarına birebir şahit olmuşlar ki orada sahaflardan vergi ve kira alınmamakta imiş. Bir başka örneği ise Türkmenoğlu Atina’dan verdi. Atina ziyareti sırasında düzenlenen kitap festivaliyle % 70 indirimle kitap satıldığını ve bu oranın % 40’ını devletin sağladığından bahsetti.

Eski yazma eserlerin yetkili kurumlar tarafından yeterince korunmaması, bu işin ehli kimselere emanet edilmemesi, Sarmusak ve Türkmenoğlu’nun vurguladığı bir diğer mesele…

Son olarak belirtmek istediğim husus ise Manav’ın emekli olduğu halde çalıştığı için emeklilik maaşının belli bir kısmına devlet tarafından el konulması. Manav ve diğerleri bu durumun ‘ceza politikası’ olduğunu belirttiler. Bardakçı ise devletten beklentisinin, İSMEK kurslarında nakış, dikiş, hat sanatının yanında, mücellitlik gibi unutulan sanatları da seçeneklere dâhil etmesi olduğunu söyledi.

Zengin paraya, âlim kitaba doymaz

Dursun Gürlek, demin bahsettiğim görüşmede “zengin paraya, âlim kitaba doymaz. Ben âlim değilim fakat âlimleri severim” dedi. Ayşegül Bardakçı da sahaf müşterisini tam olarak bu şekilde tanımlamıştı: Sadık, içine kapanık, gideceği yerler belli, evini ve muhitini çok ciddi bir olay olmadığı müddetçe değiştirmeyen, heyecanı her zaman koruyabilen...

Bana göre sahaf okuyucusu modern dünyanın içinde kendi dünyasını soyut ama kalın bir duvarla örmüş birisi. Çünkü ne kadar güncel kitap çıkarsa çıksın onların aradıkları kitaplar asırlar öncesinde doğmuş kitaplar. Dolayısıyla gözlemledikleri modern dünyayı hâlâ asırlar öncesinin bozulmamışlığıyla değerlendirebiliyorlar. Onlara geleceği sorduğumda (sahafları da birer sahaf okuyucusu olarak değerlendiriyorum) hepsi geçmişe dönüp şimdiki meslektaşlarıyla ve müşterilerle anlaşamadıklarını çünkü aynı ahlakla yetişmediklerini söylüyorlar.

Kitap çalan mahçup edilmez

Manav’ın “Kitap çalan mahcup edilmez” cümlesi bu işin hukukunun ip uçlarını veriyordu. Ali Yılmaz ise değişen sahaf kültürünü meslektaş dayanışması açısından değerlendirdi ve geçmişte herkesin yani her dükkânın farklı bir tarzı olduğundan bahsetti. Ve gelen müşterinin aradığı kitap doğrultusunda sahaf tarafından diğer dükkânlara yönlendirildiğinden ancak şimdi böyle bir dayanışmanın olmadığından yakındı. Sahafların tarzlarının benzeştiğine, rekabet oluştuğu için yönlendirmenin de ortadan kalktığına dikkat çekti.

Hiçbir şey bozulmadan düzelmez

İbrahim Manav ümitli olduğunu şu sözlerle dile getirdi: “Modernleşme derken yozlaştık ama hiçbir şey bozulmadan düzelmez.” Türkmenoğlu’na göre de eğer kitaplar yaşatılırsa karnımız da beynimiz de kalbimiz de doyar. Aynı şekilde Manav da maddiyatın yükselişe geçerken maneviyatın düşmesinden yakındı ancak yine de sahaflığın devam edeceğine dair kesin ifadeler kullandı. Ayşegül Bardakçı da bu konudaki görüşünü şu cümlelerle özetledi: “Nasıl ki insanlık var olduğu müddetçe mimarlık, müzik olacak; kitap basıldığı müddet de sahaflık var olacak.”

Sahafların kraliçeleri

Sahaf ortamındaki cinsiyet dağılımı da incelediğim konular arasındaydı. Günümüzde Beyazıt’ın yanında Kadıköy ve Beyoğlu’nda da kadın sahaflara rastlanmakta. Eskiden kadın sahafların az olduğunu söyleyen de oldu, eskiden çok daha fazla kadın sahaf olduğunu belirtenler de. Ancak Türkmenoğlu haricinde kadınların sahaflıkta yaşayabileceği sorunlardan bahseden olmadı. Türkmenoğlu’na göre kadınlar kitap dizaynı konusunda erkeklerden daha yüksek başarı gösterebilir. Keza kitap satışında da erkeklere nazaran ikna edici yönleri daha baskın da olabilir ancak müşteriyle yakınlık açısından bir erkek kadar rahat olamaz. Olsa da çevre tarafından farklı yorumlara neden olabilir. Ali Yılmaz ve İbrahim Manav ise kızlarından yola çıkarak kadınların bu mesleğe çok uygun ve bu meslekte çok başarılı olduklarını dile getirdiler. Hatta Manav kızı için “sahafların kraliçesi” lakabını kullandı.

Bir kadın olarak Bardakçı’ya sorduğumda ise kadınların bu meslekte erkeklerden başarılı olduğunu söyledi. Bu düşüncesini, kitapların eski ve bakıma muhtaç olduğu, dolayısıyla şefkatli ellere teslim edilmesi gerektiği ve bu şefkate bir kadının sahip olacağına bağladı. Kadının sabır ve sebat açısından da daha donanımlı olmasının, onu erkek meslektaşından önde tuttuğunu belirtti. Çoğu konuşmacı kadınların meslek içerisinde ciddi bir başarı sağladığından bahsetti ve bunu takdir ederek anlattı.

Sahaflık gönül işi

Sahaf mesleğinin ciddi zorlukları olmasına karşın konuşmacılar sahaf olmanın bir gönül işi olduğuna dikkat çektiler. Usta- çırak düzeneğinde işleyen bu meslek hâlâ aynı yapısını korumaktadır. Örneğin Manav, kızı Ayşegül Bardakçı’yı 5 yaşından beri bu meslek üzerine ciddi bir şekilde yetiştirdiğini, onun çok önemli hocaların, öğretmenlerin rahle-i tedrisatından geçtiğini dile getirdi. Türkmenoğlu da oğlunun iktisat bölümünü bitirdikten sonra sahaf olarak hayatına devam etmek istediğini ve halen bu meslekte olduğunu söyledi. Birden fazla çocuğu olan konuşmacılar, çocuklarına bu konuda herhangi bir baskı yapmadıklarını, onların eğilimlerine göre geleceklerini şekillendirdiklerinden bahsettiler. Örneğin Manav bir oğlunun turizmciyken kızının ise sahaf dükkânında çalıştığını, keza Türkmenoğlu da bir kızının reklamcıyken oğlunun sahaf dükkânında onunla birlikte çalıştığını dile getirdi. Hatta çocuklarının eser okuma yönünden kendilerini geçtiklerini söyleyerek de itirafta bulunmaktan çekinmediler.

Fakat bu mesleğin babadan çocuğa geçme durumu katı sınırlar içermiyor. Dükkânlarında kızıyla veya oğluyla birlikte eğittiği farklı elemanların da mevcut olduğunu gözlemledim. Fakat eğittikleri kişi sayısını az tutmalarındaki bir başka husus, yine maddi açıdan yeterli gelir sağlayamamaları idi. Tüm bu zorlukların ardından sahafların geleceği hakkında yorumlarını aldıktan sonra aslında her şeye rağmen çok ümitli olduklarını gözlemledim. Gerek okuyucular gerekse sahaflar bu mesleğin bitmeyeceğine dair kesin açıklamalarda bulundular. Sahaflar genel olarak geçmişi özlemle anıyorlar, günümüzü yabancı bulurken geleceği ümitle bekliyorlar.

“Modernite Karşısında Sahafların Direnişi”, Kitabın Ortası dergisi, Mayıs 2017, sayı 2.

 

Gülsün Uçar

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 11:36
YORUM EKLE

banner19