Modern zamanlarda kanâat yahut korona

Ben ona, “Tanrılaştırılmış bilimin hırs adlı anneden dünyaya gelmiş gayri meşru çocuğu” diyorum. Evet bence tam da bu koronanın en iyi tarifi. Emine Savaş yazdı.

Modern zamanlarda kanâat yahut korona

Çok sevdiğim bir dostumla sohbet ederken söz kanaât kavramına geldi. İçeriğine dair çok derin bilgilerden bahsetti. Bunların çoğu onun birikimleri ile kendi dünyasına ait keşiflerdi. Her değere yüzeysel bakılıp geçildiği, bu uzay çağında ruhi derinleşme hali bulunmaz bir nimet olsa gerek...

Sonra dönüp baktım kendime. Kanaât deyince benim zihnimdeki veri bankalarım neler diyor? Günümüz hakikâtleri ile yüzleşince üzüldüm tabi. Güzel bir şey diyemedi çünkü... Hele daha çoğuna, iyisine, güzeline, işlevseline, modernine, markalısına, pahalısına sahip olmanın daha bir marifet sayıldığı tarih diliminde kanaât... Maddi varlığın, isminin önündeki etiketin, ev-iş adresinin nerede olduğunun, bir işin düşerse bilmem nerede tanıdıklarının olduğunun kişiyi adam yaptığı bir çağda kanaat... Gerekli eğitimi eksik iken bile işlerin maaşından dolayı beğenilmediği, “Ben bu vazifeye ehil miyim acaba?” diye sorgulamanın yapılmadığı, istememin kutsallaştırıldiğı gariplikler mevsiminde kanaât... Gerçekten cevap bulmak zor.

Modern zamanlar kanaât yerine hırsı tavsiye eder. İhtiyaçtan değildir yönelişler. Prestij, güç ve değer kazanmak içindir. Var olmak, mutlu olmak şartlara bağlıdır. Ve ne emrediyorsa gereği yerine getirilmelidir. Getirilmez ise sistem dışlar sizi. Düşman ilân eder. Yaftalar, etiketler yapıştırır. Karşısına geçenlere baskı ile hissettirir kendini. Zaman, tüketim çağıdır. Kanaat ne kelime, tükettikçe kıymetlenirsiniz. Kıymetinizi, bu çılgınlığa katkınız belirler. Başlangıçta mutlu olabilmek içindir her şey aslında. Güçlü olmak içindir, varlığınızı ilân içindir. Nedense bir türlü yakalanamaz o güzellik. Canı gönülden biâdınız da, fedâ edilmiş ömür de getirmez onu size. Tarumar edilmiş doğal kaynaklar, varlığından artık mahrum kaldığımız bir sürü güzel nimettir bedeli...

"Kanaât; gereği yerine getirildikten sonra elinize geçene cânı gönülden razı olmaktır, buna iman etmektir. Takdirin insan için olabileceğin en iyisi olduğuna teslimiyettir" diyor yazılı kaynaklar. İnsana düşen bu hakikâti fark etmek; gerisine talip olmanın, olmayana hırs yapmanın felaket olduğunun farkına varmaktır. Sonuçta; hem zamanımız, hem doğal kaynaklarımız, hem de insanlık mutlaka korunacak ve hayır bulacaktır.

Böyle bakınca bu kavramın, mutluluğun bulunamayan formülü olduğunu görürüz. Dünya ve ahirette gerçek kazancın, kurtuluşa ermenin en etkin yolu olduğunu... Son yıllarda başımıza ardı ardına gelen sıkıntıların, bu değere duyarsız kalışımızdan olduğunu düşünüyorum. Bu da sağlıkla alakalı çözümsüz süreçlere, alışılagelmiş yaşam standartlarının kaybolduğu zor günlere götürdü bizi. Ve en sonunda belirsizlik handikabı, kaygı bozukluğunu, korkunun kalplerdeki hükümranlığını had safhaya getirdi.

Bunlar had safhada da biz hala akıllanma emareleri göstermiyoruz maalesef... Çözümleri yanlış yerlerde arıyoruz. Artık modern çağın çok bilmiş insanı, kanaatteki zenginliği tekrar fark etmeli. Huzurun; kanaatin de içinde olduğu muhabbet, şartsız sevgi, dürüstlük, dostluk, her halde iyilik düşünmek, yardımlaşma, dayanışma, kadirşinaslık, şükür içinde olma, tevekkül ve teslimiyet gibi tüm toplumlarda ve çağlarda baş tacı olmuş ulvi değerlerde olduğunu kabul etmelidir. Onların sultanlığını ilân etmelidir.

Denedik işte, modernlik adı altında her türlü nefsi değerleri, güya mutlu olacağız diye denedik. Eşref-i mâhlukata yakışmayan türlü çirkinliğj baş tacı ettik. Putumuz, tanrımız bildik. Oldu mu? Olmadı. Olmayacak da. Ben etrafta mutluluk naraları atan huzurlu insanlar göremiyorum. Hatta mutluluk yüzlerde daha da az izlenir oldu. Dünya, her gün sonu gelmez kaoslara sürükleniyor. “Fazla zayiat vermeden, son çıkışı da geçmeden akıllanma ve aydınlanma zamanıdır artık” diyorum. Yoksa, korona keyfinden uzatmıyor misafirliğini...

Yeri gelmişken bir-iki kelâmı ayırmak lâzım bu davetsiz, kötü misafire. Malum gündemi gelişi ile ilgili hepimizin az çok bildiği türlü senaryolar yazıldı hakkında. Ben ona, “Tanrılaştırılmış bilimin hırs adlı anneden dünyaya gelmiş gayri meşru çocuğu” diyorum. Evet bence tam da bu koronanın en iyi tarifi. O; kullukta kanaât edemeyen hırs kölelerinin, Yaratıcı'ya baş kaldırışının hayat bulmuş halidir. Gerçekte sebebi İngiltere, Fransa, Çin, İsrail ya da bilmem hangi Yahudi ailesi olursa olsun, çağdaşı tüm dünya insanının da payı vardır olayda. En azından haksızlığa sessiz kaldığı için. Virüsün dünyanın her bölgesinde görülmesi, bütün ulusları derinden etkilemesi bunun göstergesi olsa gerek...

Bilim, Allah'ın ayetlerindendir. O'nun kudretinin yüceliğine delâlet eder. Şükretmemiz için bize bahşettiği en güzel nimetlerindendir. İman yolculuğumuzda rehberimiz olması, şahitler olmamız içindir. Bize vaat ettiği nimetini tamamlaması içindir. Gel gör ki son yüzyılda onun ışığında gelişen teknolojik başarılar insanı azdırmış, isyanına vesile olmuştur. Nimeti kendinden bilen zavallı insan, kendini Yüce Yaratıcısı’na denk görecek kadar ileri gitmiş, sözüm ona kafa tutmuş, kaderi yeniden ben yazacağım gafletine, ihanetine düşmüştür. Güya senaryolar yapmaktadır. "Ben şunu yaparım, ben bunu yapacağım" diye. Tahlihsizce tehditler savurmaktadır, "Allah planları, tuzakları bozanların en hayırlısıdır" diyen İlâhi Beyân'a karşı.

İşte bu hâl insanoğlunun kanaâtsizliğinin en son boyutlarından biri olsa gerek. Kulluk sınırlarıyla yetinemeyen, Rabbi’nin verdiği ile ittifâ edemeyen, tanrıcılığa soyunan, talihsiz modern dünya insanının trajikomik hali...

Ne dersiniz...

Emine Savaş

Yayın Tarihi: 13 Ocak 2021 Çarşamba 20:30 Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2021, 20:30
banner25
YORUM EKLE

banner26