banner17

Modern Hayatın Başka Bir Adı, Evlenmezlik Çağı

Kadınlar artık kendileriyle başlamayan geçmiş kuşakların psikolojik ezikliklerini taşımaktan vazgeçip, kendine yüksek kriterler koyarak bilinçaltı bir gerçeklikle evlilik ihtimalini azalttıkları fark etmeliler. Özlem Şener yazdı.

Modern Hayatın Başka Bir Adı, Evlenmezlik Çağı

40 yaşında güzel, eğitimli ve oldukça da çekici bir kadın Nuray. Evlilik hakkında sorguları ve sorunları için gelmişti terapiye. Yüzünde beliren biraz kaygı biraz kabulleniş izleriyle anlatmaya başladı: “Evlenmedim şimdiye kadar ve bu durum beni oldukça mutsuz ediyor. Karşılaştığım erkek modellerinden yorgun da düştüm aslında, ama bir yandan hâlâ evlenmek istiyorum.” Diyordu.

Devamında şunları ekliyordu: “Ne zaman geniş aile ve akraba çevresinin bir arada olacağı toplantı olsa yalnızlığım çarpıyor yüzüme. Sahip olduğum kariyer ve aldığım eğitim başlarda herkesin takdirini almış olsa da sanki evlenememiş olmam bunları gölgede bıraktı çoktan. Akrabalardaki önde gelen o yaşlı teyzelerin acıyarak bakan gözleri fena can sıkıyor; hele de okuyamamışlığı içinde kalmış yaşıtlarımın kendilerinin benden daha iyi bir iş başarmış edasıyla bakmaları, önemsemediğimi sansam daha da canımı sıkıyor.” Sözleriyle hem kendi duygularını dile getiriyor hem de aslında toplumsal bir sorunu aşikar ediyordu.

Kriterlerim azaldı ama geç kaldım

Terapist: Duygularınızı anlıyorum. Peki, şimdiye kadar evlenmekle ilgili nasıl girişimleriniz oldu veya oldu mu?

Nuray: Oldu tabii ki. Üniversiteden mezun olduğum ilk zamanlar çok teklif aldım ama hedeflerim ya da beklentilerim diyelim çok farklıydı ve çoğu aday kabul edilir değildi bana göre. Evliliğe gidemeyen flörtlerim de oldu. Sonra yıllar geçiverdi ve bugün karşınızdayım işte.

Terapist: “Evliliğe gidemeyen” dediniz Nuray hanım. Neydi evliliğe gidememe sebepleriniz?

Nuray: Uzun uzun anlatabilirim aslında bunları ama temel sorun şu: kime tutunmak istesem elimde kaldı, desem abartmış olmam sanırım. Kimi, beklentisinin yalnızca cinsellik olduğunu fark etmemle sonlandı, kimi evde kendine sadece bir hizmet eden bir kadın aradığı için olmadı, kimi ile de temel fikir ayrılıklarından bir araya gelmeyi başaramadım. Elbette benden kaynaklı olmayanlar da oldu. Mesela iyi bir mesleğe ve iyi bir huya sahip olsa da tipini beğenmediğim ya da çok pasif bulduğum için kabul edemediğim erkekler de vardı.

Terapist: Peki evlilik sizin için ne ifade ediyor Nuray Hanım? Beklentilerinizin ne olduğuna bakalım birlikte.

Nuray: Aslında 20’li yaşlarda pek de emin değilmişim evlilikten ne beklediğim konusunda. Sadece âşık olmak istemiştim, evlilik öyle olmalıydı. Evliliğin değil aşkın içi dolu idi benim için. Eminim çoğu genç kız için de öyledir. Şimdilerde ise daha farklı bakıyorum evliliğe ve bunu paylaşacağım erkeğe…

Terapist: Peki yıllar içinde düşüncelerinizde ne değişti?

Nuray: Eskiden okumuş olmalı, kariyer ve para sahibi olmalı, her ortama girip çıkabilmeli, çok becerikli olmalı… gibi çok kriterlerim vardı. Şimdilerde azaldı bu kriterler, daha aklı başındayım ama geç kaldım. Hem evlenecek erkek sayısı azaldı hem de erkeklerin beni algılayışı değişti.

Terapist: Nasıl bir değişimden söz ediyorsunuz?

Nuray: Yani erkekler kaç yaşında olursa olsun kendinden oldukça küçük kadınlarla evlenebiliyorlar. Benim yaşımda ise evlenme olasılığınız oldukça azalıyor ülkemizde.

Evlilik yaşamıyla ilgili köklü değişim

Sürüp giden terapi sürecinden bir kesit bu yalnızca. Ruh ve beden sağlığı yerinde her kadın ve erkek, hayatı sevdiği biriyle paylaşmak ister. Değişen dünyada hem seküler hem inançlı kesimde de evlilik yaşamıyla ilgili köklü değişimler var. Evlilik yaşı ilerlemekle beraber, evlilik kimi zaman istenerek tercih edilmeyen kimi zaman da doğal akışta gerçekleştirilemeyen bir süreç halini alıyor. Kadın henüz okuduğu ve erken olduğu, erkek henüz ekonomik özgürlüğü olmadığı gibi türlü sebeplerden ertelendikçe ilerleyen zamanda gerçekleştirilmesi daha da zor hale geliyor. Ancak kadın ekonomik özgürlüğü ve sosyal aktivite alternatiflerin çokluğu ile hayatındaki fiziksel ve duygusal beraberliğin yoksunluğunu başlarda izole ederek buna uyum sağladığını, kendisi için bir ihtiyaç olmadığını düşünse de otuzlu yaşlardan sonra hatta kırklı süreçlere doğru bir şeylerin eksikliğini çok daha fazla hissetmeye, hem fiziksel hem de duygusal yalnızlaşmayı daha derinden yaşamaya başlıyor.

Kendi gerçeğini görmezden gelerek yaşadığı süreci, hormonları her ay hatırlatır kadına. Doğallığını yaşama ihtiyacı ile inançları arasında sıkışıp kalır bazen. Artık evlenmek istese de seçenekleri azalan kadın hatalı bir evlilik yapmaktan daha çok korkar, çünkü artık daha realist ve olgun bakmaktadır hayata. İster ki hormonlarına duyguları da eşlik etsin.

Diğer yandan artık eski yüzyıldaki gibi çöpçatanlık yapan aile ve akrabalar da yoktur. Zaten yeni jenerasyon buna sıcak da bakmamaktadır. Kendi seçip evleneceği insanla karşılaşmak ister ama bu bazen sandığı kadar kolay olmaz. Yeni insanlarla tanışabileceği internet sitelerini denese de olumsuz deneyimleri bu sitelere olan güvenini kırar. Derken zaman böyle de ilerlemiştir.

Evlilik duygusal ve hormonal olduğu kadar aynı zamanda sosyal bir ihtiyaçtır kadın için. Yaşı ilerlediği halde evlenmemiş kadınların sosyal ağları daralmakta ve paylaşım konuları azalmaktadır. Arkadaşları artık bir araya geldiklerinde eşleri ve çocukları hakkında konuşurken kendisi zamanla bu durumdan sıkılarak sosyal izolasyon yaşamaya başlar. Paylaşım yaşayabileceği başka ortamlar ve insanlar arar. Aynı zamanda dindar ve geleneksel kesimdeki insanların oluşturduğu toplumsal baskı sonucu çoğu zaman bir görev gibi algıladığı evliliği gerçekleştirememiş olması duygusuyla kendini tamamlanamamış hisseder.

Geçmiş kuşakların ezikliğini yaşıyoruz

Kadının evlenmeyişini etkileyen etkenler arasında erkeklerin tutum ve davranışları, psikolojik çatışmalar gibi faktörler de sayılır. Tüm etkenlere rağmen insan doğası gereği evlenmek, aile olmak ve çoğalmak ister. Kadınlar artık kendileriyle başlamayan geçmiş kuşakların psikolojik ezikliklerini taşımaktan vazgeçip, kendine yüksek kriterler koyarak bilinç altı bir gerçeklikle evlilik ihtimalini azalttığı yönündeki gerçekliği fark etmeliler. Annenizin annanenizin erkek egemen bir toplumda ezilmiş olması kendini ifade edememiş olmasının yükünü taşımak zorunda değilsiniz ya da evlendiğinizde onların benzer süreçleriyle karşılaşacağınız anlamını taşımaz. Siz kendi gerçeğinizi yaşamayı seçebilir, evliliğinizde özgürleşebilir ve kendinizi gerçekleştirmeye devam edebilirsiniz.

Sonuç olarak, kadın isterse evlenir. Evlilik, kadının eğitim veya ekonomik özgürleşme isteği ile beraber gerçekleştirebileceği bir süreçtir. Hiçbir kadın mutsuz bir kariyerli, mutsuz bir yalnız olmak istemez. Kendi doğasının farkında olan kadın kendi evliliğini kendi eğitimini ve kendi geleceğini seçebilir.

Özlem Şener,” Evlenmezlik Çağı”, Bilimevi Kadın dergisi, Ekim-Kasım-aralık 2017, Sayı, 3.

Güncelleme Tarihi: 07 Haziran 2018, 09:50
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nazlı Kale
Nazlı Kale - 6 ay Önce

Gerçekten çevremizde çok fazla evlen(e)meyen insan var. Bana göre şu anda hala çöpçatanlık/görücü usulü ile modern zamanların aşk evlilikleri arasındaki dönemi yaşıyoruz ve toplum olarak tamamiyle birisinde karar kılmış değiliz; evlen(e)meyenlerin çokluğu bundan gibi. İki oğlum var. Nasip olursa 20’li yaşlarının başlarında görücü usulüyle evlendirme niyetim gün geçtikçe kesinleşiyor. Yaş ilerledikçe seçmek zorlaşıp, hayal ve ideallerindeki o mükemmel şahsı beklerken evde kalmalarını istemiyorum.

banner8

banner19

banner20