banner17

Modadan tasavvufa yol gider mi?

Tasavvufun araçlarının her zeminde uygun ve esnek özelliğinden de yararlanarak, kültürel ve konjönktürel eğilimleri de gözeterek kullanım alanına dâhil etmesiyle, tasavvufa dair anlam ve önem dairesinin tamamen kaybolmasına yol açıyor. Nevin Meriç yazdı.

Modadan tasavvufa yol gider mi?

"Modadan tasavvufa yol gider mi?” sorusunu cevaplamadan önce moda hakkında birkaç söz söylemek yerinde olacaktır, diye düşünüyorum. Gerçi derginin bir çok yazısında benzer tanımlar olacaktır fakat bizim yol alışımız için de girizgâh gerekiyor değil mi!

En genel anlamıyla değişim, sürekli değişim olarak tanımlayabileceğimiz moda, giyim-kuşamdan insana dair her alanı kapsayan bir olgudur. Giyim yanında otomobilden eve, yemekten müziğe kadar yelpazeyi genişleteceğimiz estetik seçimlerle ilgilidir. Bu seçimi besleyen sosyal statü ve başarı da modanın bireyde oluşturduğu duygu durumları ve haz stratejisidir. Bu durumda moda, cep telefonları, otomobiller, saatler gibi görünür olan bütün ürünler üzerinden yol alır.

Moda hem kişinin topluma uyum sağlamasını hem de diğer bireylerden farklılaşarak dikkat çekmesini sağlar. Uyum ve farklılık üzerinden işleyen mekânizma toplum-sınıf/grup ilişkisini karşımıza çıkartır. Bu anlamda moda tercih edilen ürünün farklı kodlarıyla toplumsal alanda dikey bir duruşu karşımıza çıkartır. Farklılaşarak bireyin mevcutla ilişkisine cevap verirken, benzerlikleriyle de toplumsal hatta küresel ölçeğe dâhil olur. Her şeyin, pazarlık edilebilir ve parası ödenebilir bir değişim değerine indirgendiği bir dünyada, özgün ve tekil olanın parasal bir değere, maddi bir kaynağa dönüştürülmeye çalışılması da tesadüf değildir. Kopyanın gerçek olanın yerini aldığı ve hiçbir şeyi (din, siyaset vb.) dışarıda bırakmamacasına gösteriye dönüştürdüğü bir tüketim ortamında yaşıyoruz.

Moda aynı zamanda çağın ruhunu yansıtır. Kolektif bir beğeniler, buna imkân sağlayan kitle iletişim araçları ve kitle pazarıyla da mekânizma yaygınlaşarak küresel ölçekli bir hâl alır. Böylede yatay yayılıma geçerek toplumun bütün sınıfları yeni modaları aynı anda tüketmeye başlarlar. Bu durumda moda, yatay ve dikey hareketlilik imkânı veren çok esnek ve çok kullanışlı bir olgudur. İşte bu esneklilik ve kullanışlılık hâli modayı hemen hemen her şeye yaklaştırır birleştirebilir ki tasavvufun sembol ve simgeleri de buna dâhil olur.

Moda-tasavvuf ilişkisi

Burada bir ilişkiden söz edeceksek, karşılıklılıktan çok tek taraflı bir durumu esas almalıyız. Modanın çok yönlü ve kültürel atmosfere uygun yaklaşımı, tasavvufa ait simgesel ve sembolik ürünleri de kullanım alanına dâhil etmesini sağlar. Konjönktürel durumları da baz alarak yoluna devam eden moda, tasavvufu da araçsallaştırır. Örnek vermek gerekirse, Mevlâna yılı üzerinden Mevlevîliğe ait bütün görsel malzeme, modanın kullanımına dâhil edilerek ürünleştirilmiş ve kitlesel tüketime dâhil edilmiştir. Moda kitle pazarı Mevlevîliğe ait kaşık, kumaş, tablo, biblo… vs envai çeşit ürünü hemen hemen her eve dâhil eder. Kıyafet defilelerinde de benzer kodlar karşımıza çıkar. Bu atmosfer sonrasında Mevlevîliği sembolize eden araçlar, tasavvufi duruşundan çok, görsel ve estetik duruşuyla görünür olur. Bu anlamda moda, sirküle ettiği ürünlerin anlam dairelerini değiştirerek yeniden bir inşaya, profanlaşmaya neden olur.

Kitle tüketim pazarına ulaşan ürünler daha çok insan tarafından görülebilir, ulaşılabilir ve kullanılabilir. Bir başka ifadeyle bu gelişme tasavvufa ait araçlardan kitlelerin haberdar edilmesi olarak da okunabilir. Dünya pazarında görünür olmak, moda olmak, trendlerde yer almak biraz da bu anlama gelmektedir. Burada kritik soruyu sorabiliriz. Modanın imkânları ve kullanım alanına dâhil olan tasavvuf araçlarından, tasavvufa, kişinin manevi yolcuğu, hakikate ulaşma çabasına doğru tersinden evrilme söz konusu olabilir mi? Tabii insanın ne ile nasıl hakikate ulaşacağı, bu konuda etkileneceği araçlar hem çeşitli hem de farklıdır. Hakikat tek, yollar insan kadar çoktur da, moda onlardan biri olabilir mi? Bir bakalım o vakit.

Öncelikle modanın, hakikat ve âlem tasavvuru, insanı hakikate ulaştırma diye bir derdi yoktur. Moda kapitalizmi geliştirmek ve küresel hâle getirmek için oluşturulmuş endüstriyel bir mekanizma ve bir ağdır. Dolayısıyla kullanıma soktuğu, sirküle ettiği her ürün, kendi özel anlam ve bağlamından kopmuş modanın amacına hizmet için yola koyulmuş demektir. Lafzatullah yazan kolyeler mesela: Moda ikonları ve reklamlarla sirküle edilen lafzatullah kolyeleri, popülerin hizmetinde son sürat ilerlerken toplumsal alanda yeni algılara, yeni bir tavır alışa da neden olurlar.

Peki kişi bu kolyeyi kullandığında Allah’a daha mı yakın oluyor, yoksa küresel trendlerin güdülediği bir pozisyona mı dâhil oluyor veya çok estetik, otantik bir aksesuar mı kullanmış oluyor? Bir de tabii dinî hassasiyetleri olanların yaşadığı gerginlikler, aradığı cevaplar var toplumsal alanda. Bu kolyelerin popüler olduğu yıllara ait fetva sorularının önemli bir kısmı; lafzatullah yazan kolyelerle lavaboya girilip girilemeyeceği şeklindeydi. Bu anlamda moda hem araçsallaştırma hem yeniden inşa etme süreçlerinde etkin rol alırken, toplumsal alt-üst oluşlara da zemin hazırlanıyor. Tayt ilk çıktığında dinî hassasiyetleri olanların itibar etmediği bir kıyafetti, ama zamanla önce çocuklardan başlayıp sonra bütün jenerasyonları içine dalan bir atmosferde yoluna devam eder hâle geldi. Bu anlamda modayı bir normalleştirme-meşrulaştırma imkânı olarak da düşünmek gerekir. Dolayısıyla buradan tasavvufa doğru bir yoldan çok, modanın açtığı yola revan olunuyor. Modanın kullandığı araçlar küresel, karşı duruşlar bireysel; hâl böyle olunca da gruptan ayrılan kişi misali bu paket insanı çok da cezp etmiyor…

Tasavvufun âlem tasavvuru ile modanın dünya kabulleri arasında dağlar kadar fark var. Bu fark, yolu, tasavvufa değil de modaya doğru yönelttiği gibi içinin de boşalmasına, manevi kuvvetini ve saygınlığını kaybetmesine neden oluyor. Modern tüketim toplumu, sınırsız göstergeler yığınıyla yeniden inşa edildiğinden moda da buna hizmet ediyor ve âdeta bir göstergeler havuzu olarak karşımıza çıkıyor. Tasavvuf ise içe bakışı önceler, içi güzel olanın dışı zaten güzel olacaktır fehvasınca hareket eder. Dolayısıyla hem niyetler hem de eylem alanları çok farklı. Ayrıca modern toplumda bakılanla kurulan ilişki seyir ilişkisine, sözün kendisi de bir vitrine dönüştüğü için tasavvufun araçları da bu sürecin bir parçası olarak seyirlik bir nesne düzeyine indirgiyor. Kendi anlamlarını ve gerçekliğini yitirip, gösteri dünyasının parçası olarak yeniden evriliyor. Her düğünde semazen bulunması gibi. Veya Murat Bardakçı’nın yazısında belirttiği gibi…

“Dünyanın meşhur şampanya firmalarından biri yeni çıkaracağı ürünü için İstanbul’da düzenlendiği tanıtım gecesinde semazenler dönmüş, müşteriler şaraplarını yudumlarken ortada dönen semazenler onlara eşlik eşlik etmiştir. Üstelik müşterilerin şarap renklerine uyumlu olması için semazenlerin tennurelerinin de pembe olarak seçilmesi unutulmamıştır.”

(28.01.2013, Habertürk)

Sonuç olarak moda, tasavvufun araçlarının her zeminde uygun ve esnek özelliğinden de yararlanarak, kültürel ve konjönktürel eğilimleri de gözeterek kullanım alanına dâhil etmesiyle, tasavvufa dair anlam ve önem dairesinin tamamen kaybolmasına yol açıyor ve tam bir alt-üst oluşla yeniden profan bir inşa gerçekleştiriyor. Bununla birlikte, bir vav’da veya sema’daki tasavvuf motiflerinden yola çıkarak insanlığın hayrına olmasa da bireysel arayışlara imkân bulunabilir mi, denildiğinde cevabın hayır olması çok da kolay değil. Birey-hakikat ilişkisini sınırlandırmak çok da mümkün görünmüyor. Fakat bunda moda değil bireyin arayışı esastır. Ne demişler arayan bulamaz ve fakat bulanlar arayanlardır. Dolayısıyla bireyin arayışı olmazsa moda zaten kendi yolunda revan vaziyette. Bu yolu farklılaştıracak olan bireyin arayışıdır. Allahualembissevap…

Kaynakça

Feride Aydemir, Popüler Kültürde Mistik Motifler: Bir Anlatı, Tüketim ve Gösteri Alanı Olarak Tasavvuf, YLT, Ankara 2017.

Nilay Ertürk, “Moda kavramı, Moda Kuramları Ve Güncel Moda Eğilimleri”, Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi, ART-E MAYIS 2011-07.

Bianet-Haber:https://bianet.org/bianet/siyaset/7391-bu-dorduncu-dunya-savasi-dir.

Nevin Meriç, "Modadan tasavvufa yol gider mi?", Bilimevi Kadın dergisi, Temmuz-Ağustos-Eylül 2018, sayı 6.

Güncelleme Tarihi: 29 Ekim 2018, 16:03
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20