banner17

Mini mini 1'ler, çalışkan 2'ler!

Okullarda neler oluyor, mini mini birler nasıl hantallaştırılıyor, buna kafa yorduk.

Mini mini 1'ler, çalışkan 2'ler!

On sekiz yaşındaki bir genç için, aile içinde yıllardır süren ve sürmeye devam eden bu durumun izahı oldukça güç. Lakin düzeltme ihtiyacı ve zorunluluğu her geçen saniye bizi uçurumun kıyısına daha da yaklaştırmakta. Bunu görebilmek tabi ki herkese nasip olmuyor. Bunun için Allah’a ne kadar şükür etsem azdır. Zamanında adamın biri demiş ki: “Önyargıyı kırmak, atomu parçalamaktan zordur.” Ah güzel abim, keşke elini öpebilseydim. Şu anda atomu parçalıyor olsaydım belki daha az sıkıntı çekerdim, kim bilir...

Aslında burada ne birilerinin ön yargısını kıracağım, ne de atomu parçalayacağım. Fakat ben kelimelerimi arka arkaya sıralarken okuyanların zihninde ön yargılar oluşmaya başlayacak. Belki de bir kısmı sövmeye dahi yeltenecek. Allah onları affetsin, ne diyelim.

Birçok yazar kitaplarının başlarında konuyu tamamen soyut olarak anlatır. Okuyan kişi kitabın ilk yirmi sayfasını okumuştur ancak “bu adam ne diyor hemşerim” demekten başka elinden hiçbir şey gelmiyordur. Benim de niyetim başlarda şöyle bir ısındırmak. Zira yazının son cümlesini okuduktan sonra içinizden bir kısmının gözlerinden alevler çıkacağını şimdiden zihnimde canlandırabiliyorum. Tabii ki bununla beraber, “peki senin bu yaptığın önyargı değil mi?” sözünü de şimdiden işitebiliyorum. Tabii cevabını da geciktirmiyorum: “Bu önyargı değil, ileriyi görebilme...”Milli Eğitim Bakanlığı

Asıl embesil kim?

Malumunuz yeni bir eğitim yılı başladı. Mini mini birler, çalışkan ikiler, afacan üçler, talihsiz dörtler, haylaz beşler, dengesiz altılar, saldırgan yediler, durumun henüz farkına varmış sekizler... Hepsi neşe ile oturdu sıralarına. Andımızla başlar bu günler, İstiklal marşıyla gelir bir sonrakiler. Derslerin biri biter biri başlarken bir sağ kroşe gelir hiç beklemediğiniz bir yerden. Siz zannedersiniz ki embesil üst sınıflardan birisidir; halbuki asıl embesil sizsiniz, bu gelen ÖSYM’dir. Vay efendim ben çalışamadım, işte elektrikler gittiydi, kardeşim zırladıydı, kocam askerdeydi derken sekiz aylık uzunca bir süre geçip gitmiştir de siz daha yeni durumun farkına varmışsınızdır. Tabii ki hüsranla gelen sonuç sizi şaşırtmaz, hatta üzmez bile. Çünkü pek sevgili Nimet Abla (Nimet Çubukçu-Milli Eğitim Bakanı) tarafından üzülme yetkilerinize dahi el konulmuştur. Çünkü okul sıralarında üzülmek sürüde aykırılığa sebebiyet verir ve bu durum üsttekiler tarafından hiç de hoş karşılanmaz. Ah! Çok pardon. Önemli bir ayrıntıyı atlamışım, size okul sıralarının asıl amacından bahsetmedim. Çok özür dilerim, ne olur beni bağışlayın.

Efendim, okul sıralarının birincil görevi vatana millete hayırlı bir birey yetiştirmektir. İkinci görevi ise bu bireylerin, bir araya geldiklerinde koyun sürülerinden farksız olmasını sağlamaktır. Zira düşünen, tartışan, her hangi bir konuyu muhakeme eden bireyler, eninde sonunda üsttekilere sorun çıkartırlar. Üsttekiler yapmaları gerekeni yapmadıkları için olası bir kaos ortamı her zaman için göz önünde bulundurulur. Zaten yapmaları gerekeni yapsalar orada olamazlar.

Mini mini bebekNe yapmayı planlıyorsun?

Neyse biz konumuza dönelim, ne diyorduk? Heh! Nimet Abla diyorduk. Aslında mevzunun tamamı ile onun bir alakası yok. Ancak şu anda günah keçisi o... Ne yapalım, Allah affetsin. Nimet Ablamız sağ olsun, eğitim sisteminde getirdiği değişiklikler gözlerimizi yaşartır oldu. Örneğin, müzik kitabında Atatürk’ü yere göğe sığdıramayan yirmi sene önce yazılmış şiirleri gördüğümüzde gözlerimizin dolmaması mümkün değil. Aslında etrafımdan duyduklarım “az da olsa bir ilerleme var” diyor. Lakin biz bunu yer miyiz? Tabii ki yemeyiz, yiyemeyiz ve de yedirtmeyiz. Ukalalığımı mazur görün, zihninizde oluşan bir soruyu daha duyar gibiyim: “Ne yapmayı planlıyorsun?”

Açıklıyorum, darbe yapacağız. İktidarı devireceğiz, yönetimi ele geçirip cumhuriyet rejimini yıkacağız ve yerine şeriatı getireceğiz. “Yok artık!?” Evet, doğru.

Artık yok böyle şeyler, bunun yerine, “bireyler olarak biz çektik, bari bizden sonrakiler çekmesin” diyeceğiz ve arkamızdan gelen nesili bu zihniyetle yetiştireceğiz. Onlara ders çalışmayı, sınıf geçmeyi bir amaç olarak değil bir araç olarak öğreteceğiz. Onlara kitap okumayı bir zulüm olarak değil, eğlenceli, kültürlü, öğretici bir şey olarak anlatacağız. Gerekirse kendilerine bilfiil örnek olacağız. Elimize kitap alacağız, ufaklıkları yanımıza çağırıp süre koyarak hem aramızdaki saygı bağlarını güçlendireceğiz, hem de onlara disiplini öğretmiş olacağız. Soru çözmek için vakit ayırmayacağız. Çünkü soru çözmek hayatımızda vakit almaya değer bir şey değildir. Soru çözmek zaten olması gereken bir şeydir. Dolayısıyla elimize geçen bütün sorulara şöyle bir bakıp, “ben bu sorunun canına okurum” mantığını aşılamaya çalışacağız.Geometri

Ve bunu yapmak için eğitim alınan kurumları özenle seçeceğiz. Çünkü bu zihniyetin oluşacağı yer eğitim yuvalarıdır. Şimdi burada, “bizim zamanımızda...” gibi sözlere girişmek istemiyorum. Çünkü siz de takdir edersiniz ki bize okul sıralarında kimse kitap okuyun demedi. Diyen olmuş olsa bile sıralardaki çıbanbaşlarının yıldırıcı tavırlarıyla, gayretler gölgelerde bırakılarak solduruldu. Genel olarak Atatürk’le başlayan ilkokul öğretmenleri, 20 yy. pozitivizmini bize aktarma derdindeki ortaokul öğretmenleri ve tarih kitaplarındaki cümleleri defterlerimize yazdırarak para kazanan lise öğretmenleri. Biz kayda değer hocalarımızın kıymetini anladığımızda ise atı alan Üsküdar’ı çoktaaan geçmişti. Bu kadar anlattığım şeyi bu kadar geç fark ettiğim için muhtemelen hayatım boyunca vicdan azabı çekeceğim.

 

Abdullah Said Can değindi

Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2010, 18:32
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
öhüm öhüm
öhüm öhüm - 8 yıl Önce

bir mıh ... bir at kurtarır neticede.

Emre ÇAKIR
Emre ÇAKIR - 8 yıl Önce

http://www.bilgiagi.net/okullar-bu-ulkenin-en-buyuk-sorunlarindandir/9634/

banner8

banner19

banner20