Millî düşten İ’lây-ı Kelimetullah'a: Kızıl Elma

"Türklerde oluşan millî şuur İslâmiyet öncesine kadar dayanmaktadır. Sahip olduğumuz savaşçı ruh, İslâmiyet’in cihat anlayışına uygundur. Türk milleti olarak esareti kabul etmeyişimiz, tarihimizden aldığımız güç ve ilâhî kadere olan inanışımız, bizi kızıl elma olgusuna yüklediğimiz anlamda birleştirmiştir. Peki, nedir kızıl elma? Türk tarihinde yer eden millî bir düş mü yoksa gerçek bir ülkü mü?" Sümeyye Bozkurt yazdı.

Millî düşten İ’lây-ı Kelimetullah'a: Kızıl Elma

TÜRK MİTOLOJİSİNDE: KIZILELMA

Köklü geçmişe sahip toplumların tarihinde mitolojik öğeler çokça yer edinmiştir. Gerçekliği kesin olmayan mitolojik hikâyeler ya da kavramlar, çoğu zaman insanlara psikolojik olarak güç vermektedir. Sahiplenilen her hikâye toplumların içinde cisimleşir ve âdeta bir mefkûre hâline gelir. Her toplumun kendine özgü kavramları olmasına rağmen “Kızıl elma” olgusu, hâkimiyeti temsil edişiyle uluslararası bir kavram olarak diğerlerinden ayrılmıştır. Batı toplumlarında, özellikle Roma imparatorluğunda, krallar portreleri çizilirken ellerinde tuttukları bir küreyle birlikte tasvir edilirlerdi. Resmedilen bu küre, hükümdarlık alameti olarak nitelendirilirdi. Avrupa’ya yerleşen bu küre olgusu, ilk Türk kavimlerinin kitabelerinde sıkça geçen kızıl elma olgusu ile bağdaştırılmaktadır. Bu nokta ile uluslararası niteliğini kazanmıştır. Batı kayaklarında “Altın küre” ya da “Küre” olarak geçerken Türk kaynaklarında kırmızı renk kutsal sayıldığı için “Kızılelma” tabiri kullanılmıştır. Bu tabir Türk kavimlerinde Batı’ya nazaran daha derin ve geniş bir anlam içermektedir. Kızıl elma, tarih boyunca Türk mefkûresinin geçirdiği evreleri kapsayan daha kitlesel bir semboldür. İslâmiyet’ten önce Türk devletleri için kızıl elma olgusu itici bir güçtür. Yenisey Yazıtları ve Ergenekon Destanı’nda, çok güçlü bir fetih sembolü ve eski yurda sahip olma idealini temsil etmiştir. İslâmiyet’in kabulü ile bu ideal, “Nizam-ı Âlem; İ’lâyı Kelimetullah” gibi Türk-İslâm mefkûresi hâline gelmiştir.[1] Dolayısıyla artık Allah’ın kelâmını yüceltmek, savunmak anlamlarıyla yapılan fetihlerde, kızıl elma olgusu Allah rızası için cihat idealiyle özdeşleşmiştir. İ’lâyı Kelimetullah[2] algısının Türkleri İslâm dünyası içinde ayrıcalıklı bir noktaya getirdiği şüphesiz bir gerçektir.

BİRLEŞTİRİCİ GÜÇ: KIZIL ELMA

Toplumların geleceklerinde dinler belirgin bir role sahiptir. Bazı toplumlar karşılaştıkları dinin içinde kaybolmuş bazıları da din ile birlikte yücelmiştir. Özellikle tek tanrı inancına sahip dinleri incelediğimizde değişim ve dönüşüm evrelerinden geçtiğini görmekteyiz. İlk etapta Hristiyanlık; Roma’yla yükselmiştir. Fakat dinin kendi içindeki tartışmaları, Roma’nın yıkılışını da beraberinde getirmiştir. Musevilik, evrensel bir dinden daha çok bir kavmin esiri olmuştur, sadece ve sadece İsrailoğullarınındır. Dolayısıyla bir kapsayıcılığı yoktur. Buna karşılık Türk kavimleri İslâm ile birlikte güçlenmiştir. İslâm’ın temelinde bir tebliğ olgusunun yer alması, iyiliği ve güzelliği emretmesi, bütüncüllüğü ile daha kitlesel bir anlam vermiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerimde geçen, “Gerçek müminler ancak Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.”[3] ve “Sizden, iyiliğe çağıran, kötülükten uzaklaştıran bir ümmet, topluluk olsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.”[4] ayetleri Müslümanlar için temel prensip hâline gelmiştir. Bir anda tüm insanlığın iyiliğini ve saadetini isteyen bu inanış, insanlık adına bilimsel ve ilmî çalışmaların yapılmasına zemin hazırlamıştır. Türklerin İslâm’a hizmeti ya da İslâm’ın Türklere kattığı anlam sonucunda “Medeniyet” kelimesinin gerçek karşılığı olan Türk-İslâm medeniyeti doğmuştur. Dolayısıyla İslâmiyet öncesi Türk kavimlerinin kızıl elma kavramına yüklediği cihan hâkimiyeti algısı, İslâmiyet’in kabulü ile Kur’anî bir kavram olan İ’lâyı Kelimetullahta vücut bulmuştur. Türk hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’in, hem İstanbul’u fethetmek istemesi hem de Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi Vesellem) “İstanbul elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel asker.” sözüne nail olmak istemesi bu iki kavramın birleştiğinin en somut örneğidir. 17. yüzyıl şairlerinden Gevheri, satırlarında kızılelma muradına varırken, yanına peygamberleri ve evliyaları alır;

“Gaziler serveri binip Düldül’e Evliye vü enbiya vü melekler ile Mucizât-ı Nebi ve lutf-ı Hak ile Kızılelma’ya dek uçmak isteriz.”

ZARAR GÖREN DENGE: İ’LÂY-I KELİMEYULLAH

Çağ açıp çağ kapatan bu fetihten sonra Türk dünyasında din ve devlet kelimeleri aynı anlamda kullanılmaya başlamıştır. Ayrıca Osmanlı padişahlarının halifelik makamını üstlenmeleri ve uzun süre bu görevi ifa etmeleri “Din-ü devlet ve mülk-ü millet” söyleminin doğmasına sebebiyet vermiştir. 1789’da kendini gösteren Fransız ihtilalinin yaydığı millî düşünce ve moderniteyi yanlış yorumlayan aydınlar, İ’lâyı Kelimetullah algısına zarar vermiştir. İhtilal sonrası yayılan Batı merkezli milliyetçilik fikri fethedilen coğrafyalarda isyanları tetiklerken İslâm’ı gelişmeye engel gören aydınlar Batılılaşma olgusuna kendini kaptırmıştır. Dolayısıyla din-ü devlet terazisindeki Türk-İslâm dengesi değişmiştir. Eskiden bir ve bütün olan terimler artık sistemi değiştirmek isteyenler, padişahı değiştirmek isteyenler ya da tamamen Batıyla birlikte olmak isteyenler olarak gruplara ayrılmıştır. Her şey zıttı ile var olmuştur, dolayısıyla artan bu Batı taraftarlığına tepki olarak millileşme hareketleri başlamıştır. Böylece, “Millî mefkûre” veya “Türk Ülküsü” gibi sentezlerle İ’lâyı Kelimetullah Türkçülük fikri etrafında yeniden yorumlanmıştır. Türkçülük fikrini benimseyen son dönem Osmanlı toplum bilimci ve şairi Ziya Gökalp kızılelma olgusunu şu şekilde tanımlanmaktadır: “Zemini mefkûre, seması hayal Bir gün gerçek, fakat şimdiki masal Türk medeniyeti taklitsiz, safi Doğmadıkça bu yurt kalacak hafi.”6

İSTİKÂMETİMİZ

Hepsini bir araya topladığımızda kızıl elma saf bir cihan hâkimiyetinden daha çok bir toplumun millî istikametidir. Bir millet mefkûresini kaybettiğinde istikâmetini de kaybetmektedir ve istikâmetsiz olarak çıkılan yol, sadece gidiyor olmaktan ibarettir. Türk-İslâm milletine ait ve tüm milletlerin tarihinde ciddi yer edinmiş olan bu cihan tahayyülü bugün küresel tasavvurların içinde savrulup gitmektedir. Bugün Orta Asya’da aynı millet tek ortak bir noktada buluşamamaktadır. Bunun yanında yüz yıllarca maruz kalınan Rus asimilasyonu dinî ve millî yaralar açmıştır. Türk-İslâm medeniyetinin kaybettiği bu istikâmet, sadece Türk değil Müslüman coğrafyalar için de yıkıcı olmuştur. Doğu Türkistan, sahibi olduğu topraklarda zulüm görmektedir. Osmanlı hâkimiyetinde refah içindeki Filistin, günümüzde hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi tartışan milletlerce, dünyanın gözü önünde en acı işgali yaşamaktadır. Çok uzağa gitmeden kendi ülkemizin içinde de bir istikâmet eksikliği yaşamaktayız. Cumhuriyetin ilanını İslâmiyet’ten kopuş olarak değerlendirenler ile Cumhuriyeti Türkler için en iyi seçenek olarak değerlendirenler birbirlerinin geçmişlerini yok sayarak en büyük millî ve tarihî tahribatı vermektedirler. Bunun aksine, her bir parçanın bir bütünün adımları olduğu gerçeği ile her şeyi kabullendiğimiz tarihî bir şuura sahip olmalıyız. Asırlardır bir ve tek bir anlam olan İslâmiyet ve Türklük, artık birbiri üstünde hâkimiyet kurmaya çalışan bir hamaset sistemine dönüşmüştür. İnanmak ve millet olmak, bir insanın sahip olması gereken en tabi ihtiyaçtır. Bugün milletimizin, iki gücün hâkimiyet yarışından daha çok kendi içinde kuracağı dengeye ihtiyacı vardır. Tarihten alınan ders bizim bugünümüzü şekillendiren en büyük etkendir. İşte kızıl elma olgusu, saf bir cihan hâkimiyetinden daha çok toplumun her dönüşümünü kapsayan, tarihi ile irtibatını sağlayan, millî ve manevî ruhu besleyen bir gerçektir. Halil İnalcık’ın da dediği gibi:

 “Tarih bilirseniz ancak o zaman ‘Ne mutlu Türk’üm!’ sloganının bir manası vardır.”

Sümeyye Bozkurt

Kaynak: Hüma Dergisi, Sayı:10

Dipnot:

[1] Oğuzhan ŞENTÜRK, “Hâkimiyet Sembolü: Kızılelma”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Eylül- Ekim 2019

[2] Allah’ın dininin ve tevhid inancının yüceltilip yaygınlaştırılması yolunda gösterilen gayret ve faaliyetler

[3] Hucurat Suresi, 15

[4] Âl-i İmran, 1104

Yayın Tarihi: 02 Mayıs 2022 Pazartesi 10:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26