banner17

Mezartaşlarına neler yazmıyor ki milletimiz!

Bugün mezar taşlarında yazılanlara baktığınızda ilginç cümlelerle, ifadelerle karşılaşmadan edemezsiniz...

Mezartaşlarına neler yazmıyor ki milletimiz!

 

 

Hayat gibi ölüm ve sonrasına bakışta da din ve inançlara göre farklılık bulunur. Kimi yakar ölüsünü, kimi de elbiseleriyle gömer. Biz kefenleyip “dış temizliğiyle” göndeririz yeni yurduna. Ama bu konudaki ferman gayet açıktır. “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle de diriltilirsiniz.” Mezarlıklar bu uyarıyla açar kapılarını. Gerçekte bu yazıyı mezarlığa değil, şehrin tüm sokak ve caddelerine asmalıdır.mezar

Ama mezarlıklar ve kabirler konusunda da aynı değildir uygulama. Bizde kabirler sanki diriler gibi saygı görür. Şaman kültüründe olduğu gibi onların yanına misafirliğe gitmesek de, mezarlar özenle saklanır. Türbeler yapılır kimi zaman, mezar başına dikilen taşlarda eskiden beri sanat ve özen vardır. Taşın durumuna göre, asker mi, ilmiye sınıfından mı bilmek mümkündür.

Allah’ın kendi zatından başka her şey yok olacaktır

Bu gün mezar taşlarının görüntüsü sadece zenginliği simgelerken, üzerindeki yazılar çok farklı şeyler anlatır. Bu mezar taşlarının en vazgeçilmez bölümü “hüve’l-baki” ifadesidir. Kulun ve dünyanın geçici olduğunu, buna karşılık yaratan ve öldüren Allah’ın baki ve ölümsüz olduğunu ilan vazgeçilmezdir. İnsanın, “keşke dünyada yaşarken de Allah’ın baki olduğunu ve insanın ölümlü bir varlık olduğunu idrak edip ona göre yaşasaydık” diyesi geliyor.

Bir Fatiha umudu

Bugün bir mezarlığa gittiğinizde o mezar taşlarını size neler söylerken bulacaksınız bakalım. Bazı mezar taşlarında “Fatiha” beklentisi ifade edilmese de her ifadenin sonunda ruhuna “el Fatiha” yazısını bulmak mümkündür. Kimileri bunu kısa bir cümleyle isterken, kimileri de işi zora sokar. Dostlarının ancak bir Fatiha ile hatırlayacağından emin bir ifadeyle isteyenler, Fatihasız bakıp geçmeyi yasaklayanlar ve okuyanlar için cennet duasını yenileyenler de vardır.

mezarKimi mezar taşlarında, dünyadaki şöhretine rağmen, ağır bir tevazu ve gizlenmişliği görmek mümkündür. Sadece adı yer alır. Çoğunda arkada kalanlara bir vasiyet cümlesini görmek mümkün. Dünyada söylemiştir de, son kez bir daha mı tekrar eder? Yoksa hayatta söyleyemediğini öldükten sonra mı ilan eder bilinmez.

Ölümden korkmayanlar da var. Hazır oldukları için mi korkmazlar bilmiyorum ama güvendikleri şeyi, Azrail (AS)’ın melek olmasına bağlıyorlar. Melekse korku yok! Zebani de melek ama korkutuyor insanı.

Bazı mezar taşları ise övgü sözleriyle süslüdür. Geçmişi hatırlatan ve ölen şahsa methiye düzen taşlar, kime neyi anlatıyor diye düşündürüyor insanı. Bu övgü ve saygı sözcükleri, “acaba sonradan ortaya çıkmış hasret ve nedamet ifadeleri mi?” diye düşündürüyor insanı.  Anne ve babalara karşı yerine getirilmeyen bir dizi görevden dolayı nedamet getirmek ve hasret olmasın!

"Yiğit iken ölenlere" yanar içimizmezar

Yaşı kaç olursa olsun kimse kendine ve sevdiklerine yakıştıramaz ölümü. Bu mübarek kimseye zamanında gelmemiştir. Hep erkenden “hayatın baharında”(!) geliverir. Kimi taşlarda bunun yakınmalarını bulmak mümkündür. Sanki biraz da “zamanı mıydı?” der gibi. Şahadet bizim için yüce bir makamdır. Lakin genç yaştaki şahadet haberine sitem kokan ifadeler gönle bir burukluk veriyor. Cahillik mi demeli, yoksa iman zafiyeti mi?

Asıl dua hayatta iken yapılandır ama bazı mezar taşlarında bir yakarışı ve af talebini görmek mümkün. Devam edegelen hazırlık ve af isteğinin süreci mi, yoksa son anda anlaşılan acı bir gerçeğin son tezahürü mü bilinmez.

Oğluna ziyaret ve benzeri vasiyeti kabir taşına nakşedenler de yok değil. Onlar da vasiyetlerini buradan duyuruyor.

Bizim eski eserlerimizde “Mezar taşı okumak insan hafızasını zayıflatır.” gibi bir ifade yer alır. Ama kabir ziyaretinin asıl amacı ölümden ibret almak ise, bunları gönül gözüyle okuyup değerlendirmek gerekiyor. Zira “at ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır.”

 

Haşim Akın yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Şubat 2017, 11:59
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20