Mesele duvarı boyamak değil, kaldırmak!

Yıldız Ramazanoğlu'nun Bağdat Fragmanı kitabını okurken o tel örgülere takılmadan edemeyiz. Ve sayfaların arasında dolaştıkça da kanamaya başlar düşüncelerimiz...

Mesele duvarı boyamak değil, kaldırmak!

 

Sınırların kanayan yaraları vardır. Çekilen tel örgülerin ardında kalan bir başka dünyaya açılır kapıları. Belki de bombaların düştüğü bu topraklarda en yumuşak şey tel örgü kelimesinden ibarettir. Her ne kadar örgü kelimesi düşüncelerimizde sıcaklığı çağrıştırıyor olsa da Yıldız Ramazanoğlu'nun Bağdat Fragmanı kitabını okurken o tel örgülere takılmadan edemeyiz. Ve sayfaların arasında dolaştıkça da kanamaya başlar düşüncelerimiz... Modern dünyanın kabuk bağlamaya yüz tutmuş vicdanlarının bu noktada kanatılması önemli bir vakadır aslında. Umursamazlığımızı ve duyarsızlığımızı görmek adına büyük bir fırsattır belki. Belki de bir Filistin'e, bir Cibuti'ye, bir Lübnan'a, bir Bağdat'a, bir Bosna'ya ve bir Afganistan'a yüzümüzü dönebilmenin en güzel yolu bu sayfaların arasından geçer.

Eğer sizler de bir gün bu nedenle coğrafyaların kalp atışlarını dinlemek isterseniz,  Yıldız Ramazanoğlu'nun bu yazdıklarına kulak verebilirsiniz. Nitekim Ramazanoğlu kitabında, adaletin katledildiği beldelerde adeta son nefesini vermek üzere olan insanlığın ızdırabını dinler. İzlerini uzun süre vicdanlarda ve hafızalarda tutmakta olan kitap, zihinlerimizi farklı farklı zaman dilimlerine taşır. Mesela bir Cibuti'deki Fransızların, yetim çocukları parayla Hıristiyan olarak yetiştirmesi olayını görmemizi sağladığında yüreğimizde öylesine bir derin yara açar ki adeta yerinden çıkacakmış gibi olur kalbimiz. Ramallah'a varıp da 4 yaşındaki Yanal'ın sadece bir evin penceresinden bakabilme isteğini duyduğumuzda ise durma noktasına gelir. Ve gündüz tankların bombalarıyla karartılan hava,  geceleri roketatarlarla aydınlatıldığında ise donakalır duygularımız. Sanırım bunlar sadece kalp atışlarının bir kısmını oluşturur. Ve kitabı okurken de bu yüzden “ya diğerleri” diye sormadan edemeyiz kendi kendimize.

Binlerce çocuğun kıyıya vuran terliklerine şahit olmak

Evet, kitabı okurken bir fragman gibi geçer gözlerimizin önünden olaylar. İşin kötüsü kitap bitince daha da karanlıkta kalırız.  Hatta dünyada efsane haline gelen graffiti sanatçısı Banksy'in Filistin'deki utanç duvarını güzelleştirmek için boyaması bile ferahlatamaz okurlarının yüreğini. Taa ki Filistinli bir amcanın Banksy'e verdiği cevapla, aklımızdan geçenleri haykırabilme imkânı bulduğumuz için bir nebze olsun dinginleşir ruhumuz. Ve haykırışlarımız her ne kadar kitabın içinde kalsa da Filistinli amca gibi birilerinin duvarı boyayıp güzelleştirmesini değil, o utanç duvarının buradan kalkmasını isteriz bizler de.

Sayfaların arasına düşen gözyaşlarını alıp yolumuza devam ederken Irak'ta buluruz kendimizi. Hüznün ve acının merkezinde; şehirlerin gözyaşlarını Yıldız Ramazanoğlu'nun kalemine akıttıkları yerdeyizdir. Satırları okudukça gözlerimizin önünden anneler geçer. Çocuklarının cesetlerini teşhis etmek için gözyaşları akıtan anneler...  Öyle ki işkence ve zulmün türlüsünü görmüş bu insanları okurken yüreğimize bir değil, binlerce korun düşmemesi elde değil. Yaşanılanları tüm gerçekliğiyle kaleme almış ve görmüş olan Ramazanoğlu'nun hislerini ise tahmin etmek dahi çok zor. Öyle ki binlerce çocuğun kıyıya vuran terliklerine şahit olmak, tsunaminin Açe'de açtığı yaralara dokunmak, Filistinli bir çocuğun korkusunu gözlerinde okumak ve Lübnan'ın sınırlarında bir insan sesi duymak kolay bir şey olmasa gerek. Hele onları yaşamak…

Kitabın sayfaları arasında ilerledikçe işgal altında yaşayanların duyguları ve hayatları, bizleri kitabın içinde muhacir kılar ayrıca. Daha doğrusu kitabı okuyan herkes sayfaların arasındayken bir nevi muhacirdir sanırım. Nitekim Yıldız Ramazanoğlu, kitabı okurken duygularımıza, hüzünlerime ve acılarımıza sahip çıkar. Ve bizler de kitabı okudukça yazarımızın duygularına sahip çıkmaya çalışırız. Ve oturup düşündüğümüz vakit anlarız ki İslam âlemini birbirine bağlayan yaralar, göremediğimiz fakat her zaman için duyumsadığımız o güçlü bağın o sarsılmaz derinliklerinde saklıymış meğer. Onu harekete geçirmek için ise bir kıvılcım yeterliymiş.

 

Enes Yaşar yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2016, 16:14
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13