banner17

Mescid-i Nebevî'de tanıdık bir imza

Osmanlı sarayında bir yarışma yapılır ve Mescid-i Nebevî'nin hattatı seçilir..

Mescid-i Nebevî'de tanıdık bir imza

Kazasker Mustafa İzzet Efendi ekolünün önde gelen temsilcisi, hat sanatımızın değerli isimlerinden Abdullah Zühdî Efendi, ashâb-ı kirâmdan Temîm ed-Dârî (r.a.) Hazretlerinin sülâlesinden Nabluslu Abdülkâdir Efendi’nin oğludur. Şam’da dünyâya gelmiş olup doğum târihi bilinmemektedir. 1835 senesinde babası ile birlikte Şam’dan Kütahya’ya göç etti. Haklarında yardım ve gözetimde bulunulması için Serasker Hüsrev Paşa tâlimat verdi. Daha sonra İstanbul’a giderek oraya yerleşti.

Abdullah Zühdi Efendi
(+)

Sarayda yarışma

Önce Hz.Hâlid bin Zeyd Ebâ Eyyûb el-Ensârî (r.a.) türbedârı Eyüplü Râşid Efendi’den (vefât:1875), sonra Kazasker Mustafâ İzzet Efendi’den sülüs ve nesih hatlarını öğrendi. Bilâhare Nûr-i Osmânî mektebine ve Mühendishâne-i Berr-i Hümâyun’a yazı ve resim öğretmeni tâyin edildi.

Peygamber Şehri Medîne’deki Harem-i Şerîf-i Nebevî’de kutsal mekânlara yazılacak yazılar için zamanın pâdişahı o devir hattatlarından yazı örnekleri gönderilmesi için Bâb-ı Âli’ye tâlimat verdi. Hattatlar da gönderilecek yazıları hazırlamakta iken dostlarının teşviki ile Abdullah Zühdî Efendi de bir yazı hazırlar ve müsabakaya katılır. O günlerde Topkapı Sarayı’ndan gelen bir dâvet ile Sultan Abdülmecîd Hân’ın huzûruna kabul edilir. Hattat olan pâdişah Bâb-ı Âli’den gelen yazı örneklerini sıra ile dizdirir. Aralarından Abdullah Zühdî Efendi’nin yazısını seçerek: “Oğlum, bunu sen mi yazdın?” diye sorar. O da; “Kulunuz yazdım” der. Pâdişah “Allah feyzini arttırsın. Sana bu tarihten ölümüne kadar ayda 7500 kuruş maaş tahsis ettim. Artık Harem-i Şerîf’in yazılarını yazmak için seni görevlendirdim” der. O devrin hattatlarından Abdülfettâh Efendi’nin “Ben varken böyle bir çocuk memur edilir mi?” dediği nakledilmektedir.

Mescid-i Nebevî’de İstanbul izleri

Abdullah Zühdî Efendi’nin akran ve emsâlleri arasında, hüner ve bilgi yönünden gösterdiği üstünlükten dolayı kendisine 1858’de üçüncü rütbe “Mecîdî” nişanı verilir. Ancak 1 ve 2’yi aşarak birden 3. rütbeye lâyık görülmesi ne derece takdire şayan olduğunu ifâde eder. Artık kutsal görevine başlamak için Peygamber şehri Medîne-i Münevvere’ye gider.

Abdullah Zühdî Efendi Medîne’de kutsal vazifesine devam ederken Sultân Abdülazîz Han tahta geçer. İnşaatın durdurulması emredilince hattat, İstanbul’a döner. Bir süre sonra tekrar Medîne-i Münevvere’ye gider. İnşaat halkın aralarında topladığı paralarla tamamlanır. “Ölünceye kadar almak kaydı ile” verilecek olmasına rağmen maaşı da kesilince yeniden tahsisine çâre aramak için İstanbul’a dönerse de başaramaz. Sonra Mısır’a gider. Hidiv İsmâil Paşa’dan ilgi görür ve kendisine “Mısır Hattatı” ünvânı verilir. Öğretim görevlisi kadrosunda iken Hidiv İsmâil Paşa tarafından 1867’de ikinci derece rütbesine yükseltilir. Câmilerin ve resmi dâirelerin yazılarını yazar. Okullarda yazı derslerine nezâret eder. Mısır banknotlarını da o yazar. Celî-Sülüs hatları ile yazılmış çok değerli eserleri mevcuttur. 1879’da Mısır’ın Kâhire şehrinde vefât ederek İmâm-ı Şâfii Hazretleri Türbesinin yakınına defn edilir.

Mescid'i Nebevi

Kur’an Mısır’da okunmuş İstanbul’da yazılmıştır

Abdullah Zühdî Efendi çok değerli bir hattat idi. Hatların intizamında ve istiflerinde ustalık gösteren mükemmel bir üstad idi. Kara kalem resimde, Litografya ve fotoğrafta da usta idi. Hasib Paşa’ya bir Mushaf-ı Şerîf yazdı. Bir de En’âm-ı Şerîf yazdı. Bilâhare bu eseri Matbaa-i Osmâniyye’de basılmıştır.

Yedi sene Medîne-i Münevvere’de kalarak Çömezzâde Muhsin, Müzehhip Hacı Hüseyin ve Hacı Ahmed Efendilerin yardımları ile Mescid-i Nebevî’nin kubbe kasnağı ve duvarlarına kuşak hâlinde celî-sülüs âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler, Efendimiz (s.a.v.) ile ilgili kasideler yazdı. Büyük bir bölümünün günümüze ulaştığı bu yazılar uzunluk ve kompozisyon mükemmelliği bakımından emsâlsizdir.

Medresetü’l-Hidîviyye’ye hat hocası oldu. Yazdığı bir Mushaf ve En’âm’dan başka celî sahasında Mısır müze ve câmilerinde sayısız yazıları vardır. Kâ’be-i Muazzama’nın örtüsünün yazıları ile Ümmü Abbas Sebili ve Rıfâî Câmii kitâbe yazıları onun elinden çıkmıştır.

Abdullah Zühdi Efendi'nin Mescid-i Nebevi'deki kuşak yazılarından detay (Foto Doğan Pur, Nisan-2009)

Abdullah Zühdi Efendi'nin Mescid-i Nebevi'deki kuşak yazılarından detay         (Foto Doğan Pur, Nisan-2009)

Mescid-İ Nebevî’nin kıble duvarındaki hatlar

Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarının iç kısmı, Selâm Kapısından itibaren “Selâmlama yolu”dur. Osmanlılar devrinde Mescid-i Nebevî’nin imârı, Mısır’ın fethinden sonra (1517) başlamış, hemen her Osmanlı sultanı döneminde ihyâ edilmiştir. Ancak son ve en büyük imâr, Sultân Abdülmecîd Han zamanında yapılmıştır. Mihrâb hâriç olmak üzere Kıble duvarının gerek inşâsı ve gerekse süslemeleri Sultân Abdülmecîd Han dönemine aittir.

Kıble duvarındaki hatlar, Selâm Kapısından başlar. Yeni açılan Baki Kapısına kadar devam eder. Görenleri âdeta büyüleyen bu hatlar dört sıra hâlinde oluşmaktadır. Yukarıdaki üç sırada muhtelif âyet-i kerîmeler ve sûreler yazılı olup, dördüncü sırada Hazret-i Peygamberin (s.a.v.) iki yüz bir ismi yüz bir pano içinde yer almakta ve aralarında salavât-ı şerîfeler bulunmaktadır.

Yukardan birinci hat kuşağı, 40 cm. genişliğinde olup, duvar boyunca devam etmektedir. Taş üzerine, yontma-işleme usûlü ile yazılan bu celî-sülüs hatların zemini yeşil renk ile boyalı olup, yazıların üzeri altın varak ile yaldızlanmıştır.

Bu kuşak yazısında Bakara Sûresi 185. âyet-i kerîmesinin bir bölümü ile 186. âyet-i kerîmenin tamamı, Fussilet Sûresi’nin 42. âyetinden sonraki bölümü, Hud Sûresi 73. âyeti yazılmıştır. Sonra Besmele-i Şerîfe yazılmıştır. Bakara Sûresi 124-129. âyetleri yazılmıştır. Sonra tekrar Besmele yazılmış ve Âl-i İmran Sûresi, 35-44. âyetleri yazılmıştır. Sonra yine Besmele yazılmış ve Ahzab Sûresi’nin 38-49. âyet-i kerîmeleri yazıldıktan sonra Salavât-ı Şerîfe kaydedilmiştir. Sonra tekrar Besmele yazılmıştır. Nisa Sûresi’nin 64 ve 65. âyetleri ve Haşr Sûresi’nin 7. âyetinin bir cüzü yazılarak birinci hat kuşağı tamamlanmıştır.

İkinci yazı kuşağı da Selâm Kapısından başlayıp, Baki Kapısına kadar devam etmektedir. Bu hattın zemini ahşap olup, ahşap üzerine oyma tekniği ile yazılmıştır. Kırmızı zemin üzerine, yine altın varak ile harfler yazılmıştır. Birinci kuşakta olduğu gibi muhtelif sûrelerden âyetler, bâzen aralara Besmele yazılarak, bâzen yazılmadan işlenmişlerdir.

Üçüncü hat kuşağı da, birinci kuşakta olduğu gibi taş üzerine kabartma harfler ile yazılmıştır. Bu kuşakta ise önce Besmele ile ayrılan çeşitli âyet-i kerîmeler yazıldıktan sonra, Fetih Sûresi başından sonuna kadar yazılmıştır. Bu kuşağın sonunda Mescid-i Nebevî’nin hattatı Abdullah Zühdî Efendi’nin imzası yer almaktadır. Günümüz Türkçesi ile şunlar yazmaktadır:  Temîm-i Dârî soyundan Harem-i Şerîf kâtibi olan Abdullah Zühdî’ye Peygamberimizin şefâatini lûtfeyle, Yâ Rabbi!

Dördüncü sıra Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübârek ism-i şerîfeleri ve Salavât-ı Şerîfeler kuşağıdır. Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) güzel isimlerinin yazılı olduğu panolar, 40 cm x 25 cm. ebadlarında olup, kırmızı zemin üzerine altın varak ile yazılmıştır. Her panoda Efendimizin (s.a.v.) iki ismi yazılıdır. Bu şekilde 101 pano yer almaktadır. İsim panoları arasında 20 cm. kutrunda, yuvarlak, kırmızı zemin üzerinde “Sallallâhu Aleyhi ve Sellem” yazılıdır.

 

 

Doğan Pur dikkat çekti

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2010, 19:49
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner20