banner17

Mekân da insan gibidir kardeşim!

Mehmet Aycı, 'Gökkuşağı Çay Ocağı'nın yıkılması, başımıza Sosyal İş Merkezi'nden tuğla düşmesi gibi bir şeydir' diyor.

Mekân da insan gibidir kardeşim!

“Alo, Aycı, Ankara’dayım görüşebilir miyiz”; “abi, Gökkuşağı’na geç, bir saat sonra ordayım”; Gökkuşağı Çay Ocağıkim mi, Kırşehir’den İsmail Kasap… “Alo, Aycı, nerelerdesin, müsaitsen görüşelim”; “Abi Gökkuşağı’ndayım gel”; kim mi, Adana’dan Cengiz Coşkun… Şimdi metnimizi telefon mükâlemesine çevirmeyelim erenler, İzmir’den Nihat Dağlı, Trabzon’dan Hayrettin Orhanoğlu, Ordu’dan Selçuk Küpçük, Gökhan Akçiçek, Erzurum’dan Rıdvan Canım, Van’dan Muhsin Macit, Balıkesir’den Mehmet Narlı, İstanbul’dan Asım Gültekin, efendim şu vilayetten bu, bu vilayetten şu, bu liste uzar gider ve Başkent’e taşradan avdet edenler için resmi-gayrıresmi işler tamamlandıktan, kitapçılar dolaşıldıktan sonra buluştuğumuz üç beş mekândan biri, çoğu zaman birincisi Gökkuşağı’dır. “A, mekânın dili olsa neler anlatır o zaman” demeyin lütfen, mekânın dili vardır ve anlatacağını zaman içinde ehline fazlasıyla anlatmaktadır.

Gökkuşağı ‘konak’ hükmündedir

Sadece taşradan gelen edebiyatçı dostlarımız için değil, Ankara’daki ehibba için de Gökkuşağı “konak” hükmündedir. Haftaiçi akşam karanlığı basınca kapanana kadar, hafta sonları genellikle öğleden sonraları için ‘laf beli kırma atölyesi’ aranıyorsa Gökkuşağı ne güne duruyordur. Mekân müdavimlerinin çoğu yüz aşinası, neredeyse tamamı birbiriyle yürek aşinasıdır. Eşyanın insana/insanla, insanın eşyaya/eşyayla sağladığı ünsiyetle, aynı eşyayı aynı tarzda kullananların birbiriyle aralarındaki ünsiyet takdir edersiniz ki bir bütünlük arz eder.

Gökkuşağı Çay Ocağı

Nasıl olmasın, çay aynı sıcak taze ve demli çaydır, sehpalar aynı sehpadır, bir zaman sonra ahşap kenarlıkları damarlara baskı yaptığından bacaklarınızı uyuşturan tabureler aynı taburedir, bardaklar aynı bardaktır, arada bir arka köşede gençlere argolu edebiyat dersi veren Bülent Akyürek’in milyonlarca yıl öncesinden kalmış ve değişmemiş intibaı bırakan yüzü aynı yüzdür, duvardaki şamdanımsı lambalar aynı lambadır, 1992 yılından bu yana hafta şaşırmadan buraya yolunu düşüren Mehmet Aycı aynı Mehmet Aycı’dır, müdavimlerin çantalarında aynı olmasa bile kitap vardır, çekmecelerinde entelektüelimsi dedikodular kıpırdamaktadır, Gökkuşağı’nın yedi rengi, az değil 18 yıl boyunca bu konaktan gelip geçenlerin iç dünyalarını daha bir aydınlatmış, renklendirmiş ve inceltmiştir, üç nokta ve dahi nokta.

Bunlar ne ki Gökkuşağı için

Doktorluk, doçentlik hayali gören asistanların yabancı dil sınavında, ne bileyim yazar örgütlerinin genel kurulunda, Ankara’da tertip edilen edebiyata dair bilimsel toplantılarda, sempozyumlarda Gökkuşağı, yurdumun muhafazakâr aydın takımının bayram, seyran ve dahi harman yeri haline gelir ki sormayın gitsin.

Gökkuşağı Çay Ocağı

Bir arkadaşımız Azrail Efendimizle güreşmeye kalkıp yenik düştüğünde ardından yazılan taziyemsi yazılarda “ha, evet, Gökkuşağı’nda çay içmiştik biraderle” diye başlayan cümleler, tabii bu cümleler daha çok yazıya dökülmez, söylenir; bunlar, o daracık, mütevazı, boyundan büyük konukluklara tanık olan, tanık olan ne demek, ev sahipliği yapan mekân için sıradan şeylerdir.

Gökkuşağı, ileride yazılmasını ümit ettiğimiz, tabii, çıkar mı öyle bir babayiğit yazar kuşkumuz var, ne diyorduk, yazılmasını beklediğimiz ‘Ankara Sivil Mekânlar Tarihi’nin en güzide sayfalarını hak etmeye değer bir şöhret sahibidir ve bu cümledeki şöhret uzak durulması gereken ve afeti çağıran tanınmışlık değildir.

Issız acun kaldı bize, imdi yürek yırtılur

Şimdi, durup dururken bu kadar kelamı niye ettiğimize gelince, sevgili Selçuk Azmanoğlu, telefon mesajında “abi, Gökkuşağı’nı yıktılar” diye yazmaz mı, Allah’ın gökkuşağını kimse yıkamaz eyvallah da, Ankara’nın “Gökkuşağı”nın yıkılması, dünyanın olmasa bile Ankara’nın başımıza yıkılması, abartmayalım, başımıza Sosyal İş Merkezi’nden ne bileyim Sıhhiye Ordu Evi’nden tuğla düşmesi gibi bir şeydir.

Hani, fıkra şu, Temel’in babası ölmüş, adam Cemal’le gurbette, arkadaşları haber almışlar, bir çılgınlık yapmasından korkuyorlar duyunca, kimse ‘baban öldü Temel’ diyemiyor, Cemal diyor ki, ‘ben söylerim’, arkadaşına yaklaşıp ‘ulan Temel diyor, anan var mıdır’, cevap ‘vardır’, ‘karın var mıdır’, cevap ‘vardır’, ‘peki baban var mıdır’, Temel ‘vardır’ deyince, ‘nah vardır’ der Cemal ve ölüm haberini verir.  Şimdi, Gökkuşağı hakkında o kadar şeyi söyledik ya, yıkımı gözleriyle gören bir arkadaşımız “nah” derse, şimdi ben o baykuş tıynetliye ne diyeyim Allah aşkına…

Nazir Akalın Mehmet Aycı Yusuf Turan Günaydın

İyi bilirdik

O kadar “şimdi”’den sonra bir “şimdi” de şu; sevgili Yusuf Turan Günaydın, fakirden önce davranıp “Gökkuşağı’na Mersiye” yazmış ya, bu yazı biraz da, “ey birader, mersiye öyle yazılmaz böyle yazılır, çayevinin üzerinde hakkı kalmış, bari helalleşmenize vesile olalım da borçlu gitmesin” demek için yazılmıştır.

Bir sonraki ‘şimdi’ ise; mekân da insan gibidir kardeşlerim. Biz müslümanlar için “merhumu nasıl bilirsiniz” sorusuna “iyi biliriz” cevabını vermek vacip olsa gerektir. Velev ki o soru sorulmamış olsa bile…

18 yıldır güler yüzle, çay fiyatlarına bazen indirim bazen bindirim yaparak “müşteri”nin gönlünü hoş tutmaya çalışan işletmeciler yeni bir mekân açıp adını Gökkuşağı koyarlarsa, hatta o da Kızılay’ın göbeğinde olursa kayıp telafi edilmiş olur cümlesini kuranlara derim ki, eskisinin yerini tutmaz arkadaşlar, boşuna reklâm yapmayın…

Not: Gökkuşağı Çay Ocağı fotoğrafları için Seçuk Azmanoğlu'na teşekkür ederiz.

 

Mehmet Aycı, oradaki muhabbetlerin tadını şimdi nerelerde arayası

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2010, 14:50
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
kamil büyüker
kamil büyüker - 8 yıl Önce

biz de o renk halesi altında nasiplenenlerdeniz. pek çok dostla oturma, konuşma, tanışma fırsatımız oldu. mehmet aycı üstadım kalemine sağlık tabii ki yusuf turan günaydın ağabeye de için de kayıplarımız için hüzün de olsa o anları hatırlattığı için yürekten teşekkürler.

Mahmut Atalay Şenkul
Mahmut Atalay Şenkul - 8 yıl Önce

Muhterem Aycı;
Lütfen yeni bir buluşma mekânı ayarlanırsa, sitede duyurunuz ve dahi lutûfen tarafıma e-mektupla bildiriniz. İstirhâm ederim. Hürmetve selâmetle.

esref mert
esref mert - 8 yıl Önce

baslık biraz uzun oldu farkındayımda başka söze hacet bırakmıyor...
neset ertas ın bir sözü...bende yan taraftaki çarşıda yine aynı ismi taşıyan kitapevinde hayatı yeni yeni çözmeye çabalarken çalışmış mekanın muhabbetinden yudumlamış,havasını cigerlerime çekmiştim...el de var artık bir tutam hüzün!!!!

Durdu Şahin
Durdu Şahin - 8 yıl Önce

Öncelikle kaleminize sağlık.
Yazınızı okudum.
Okurken de merhum Nazir Akalın ağabeyi gördüm bir karede.
Duygulandım önce
Sonra da bir fatiha okudum.
Seviye"yi birinci döneminde birlikte yayınlamıştık.
Şimdi SEVİYE yeniden 16 sayfa olarak kuşe kağda ofset baskı olarak yayınlanıyor.
Hüzünlendim İsmail Bey.
Allahım hepimizin yardımcısı olsun.
Kaleminiz var olsun.
Allah'tan bu vesile ile Nazir Akalın ağabeye rahmet ve cennet diliyorum

Pehlivan Uzun
Pehlivan Uzun - 8 yıl Önce

Sohbet istenmediği yerden göçer,yeni bir mekanı Gökkuşağı yapamayız ama yeni bir makana yeni bir ruh verebiliriz,yapacak bir şey yok,Gök kuşağının yasını tutup başka mekanlarda sohbetin belini kırmaya devam...Yeterki dışardan Ankara'mıza gelecek değerli dostlar bizi arasın onlara çay ısmarlayacak mekanlar buluruz.Fakat cidden bu mekanın yok olmasına üzülenlerdenim.İsmail Kasap ve Yusuf Turan ikilisini o mekanla özdeşleştirmiştim,yazık yetimlere...

banner8

banner19

banner20